On İki Eylül Sonrası

On İki Eylül Sonrası

On iki eylül darbesinin sonrasında aşırı solcular ile ülkücülerin savaşı sona erdirilmişti. Bir günlük sokağa çıkma yasağı ile daha önce anarşik olaylarda ön planda olan anarşistler toplanmıştı. Bunu fırsat bilen bazı şerefsizler asılsız ihbarlarla sap ile samanın birbirine karışmasına neden olmuşlardı. Askeri darbenin lideri sık, sık ben imam çocuğuyum diyerek sağcılara göz kırpınca solcular sinmek zorunda kalmışlardı. Gencecik insanlar asılsız ihbarlarla solcuların, sosyal demokratların çok büyük oranda asılarak idam edilmelerine neden olmuşlardı. İdam işini o kadar çok abartmışlardı ki henüz on altı on yedi yaşındaki çocukların mahkeme kararı ile yaşları büyütülmüş, acımasızca idam edilmişlerdi. O dönemde sıra bana ne zaman gelecek kuşkusuyla olabildiğince huzursuz bir yaşam sürdürüyordum. Ziver Bey köşkünde yaşanan içkence olaylarının anlatıları ayyuka çıkmıştı. Bizim insanlarımızda çok derine yerleşmiş olan bir kanı vardır. Devlet baba ne yaparsa iyi yapar. Bu yüzden idamlara ve işkencelere sessiz kalmayı yeğlemişlerdi. Bin dokuz yüz seksen çe kadar sürmüştü bu sessizlik. Bin dokuz yüz seksen ikide yapılan halk oylamasında yeni Anayasa ile birlikte İhtilal Konseyi Başkanı Kenan Evren’in de cumhurbaşkanlığı yüzde doksan ikiden fazla halkoyuyla onaylanmıştı. Onaydan sonra kapatılmış olan partilerin yerine yeni partiler kurulmuştu. Yeni kurulan partilerden yalnızca üçünün seçime katılmasına izin verilmiş başta SODEP olmak üzere üç partinin dışında kalan partiler veto edilerek seçime katılmaları engellenmişti. Seçime üç partinin katılması uygun görülmüştü. Seçime katılacak olan üç partinin üçünün de liderleri konseyin saptadığı isimler olmuştu. ANAP, Halkçı Parti ve Milliyetçi Demokrat Parti seçilen kişiler tarafından kurulmuştu. Kuruluşunun ardından MDP lideri Kemal Sunalp 12 Eylül darbesinin siyasal çizgisinin savunucusu olduğunu açıklamıştı. Seçim çalışmalarının son gününde Kenan Evren ANAP ve Halkçı Partiyi çok ağır bir dil ile eleştirerek halkın oylarını MDP ye vermelerini önermişti Bu öneri ters tepmiş ve bu tepki sonucu MDP üçüncü parti olmuştu. Birinci parti ise Kenen Evren’in en çok eleştirdiği Turgut Özal’ın kurduğu Ana Vatan Partisi olmuştu. Seçim propagandalarında partilerin sözcüleri konseye çatmamaya çok büyük bir özen göstermiştik. Bu seçimde SODEP çok büyük bir hata yaptı. Seçime giremediği için partililerine Halkçı Partiye oy vermeyin. Tak, tak yapın. Tak, tak yapmak istemiyorsanız oylarınızı ANAP a verin diyerek soldaki bölünmeye neden oldular.

Milletvekilleri seçildikten kısa bir süre sonra yerel seçimler için karar verildi. Seçime yine üç parti katılıyordu. Halkçı Partinin lideri Başbakan Turgut Özal ile ters düşünce Başbakan Necdet Calp’a haddini bil. Bilmezsen tüm partilerin yerel seçimlere katılmalarının önünü açarım dedi. Necdet Calp Özal’a karşı çıkmasını sürdürünce meclis kararıyla diğer seçime giremeyen partilerin de seçime girmeleri sağlandı. Yerel seçimlerde SODEP ile Halkçı Parti arasında çok büyük çekişmeler oldu. Sodepliler Halkçı Partinin belediye başkanlığı adaylarına tehdide varan sataşmaları yüzünden birçok Halkçı Parti adayları seçimden çekilme kararı almışlardı. O seçimde benim üzerimde çok büyük bir baskı kurmuşlardı. Israrla adaylıktan çekilmemi istiyorlardı. Yeni Asır gazetesinin düzenlediği açık oturumda ben yüz puan almıştım. SODEP adayı ile Doğruyol Partisinin adayları yirmi beşer puan, Anavatan Partisinin adayı sıfır puan almışlardı. Buna rağmen üzerimdeki baskı sürüyordu. Adaylıktan çekilmem için ısrar edenlere adaylıktan yüz puan alanın mı yoksa yirmi beş puan alanın mı çekilmesi gerekir dedikten sonra bu kez işi tehdide kadar götürdüler. Ben on bin oy almış bir partinin başkanıyım. Bu on bin kişiye ihanet edemem diyerek tüm baskılara rağmen adaylığımı sürdürdüm. Sonuç iki sosyal demokrat partinin çekişmesi yüzünden seçimi Doğruyol partisinin adayının kazanmasına neden olduk.

Seçim sonrası iş yerimde rahat çalışamaz olmuştum. Birden müşterilerim o kadar çoğalmıştı ki müşterilerimin çoğu televizyonlarını ücret ödemeden alıp gitmek istediklerinden çok huzursuz oluyordum. Gerekçeleri ise güya bana oy vermişlerdi. İş yerimi kapatıp Vakıf Çayırındaki on dört dönümlük arazimize yaz sebzeleri diktim ama ürün fiyatları çok düşük olduğundan bırakınız para kazanmayı zarar bile etmiştim. Bunun üzerine çok sevdiğim Datça’ya yerleşme kararı aldım. Bu yerleşme bana çok değer verdiğim iki dost kazandırmıştı. Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu ve eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İrfan Özaydınlı ile çok yakın bir dostluğumuz olmuştu.

Datça’da tanık olduğum bir durumu yazarak yazıma son vereceğim. Dükkânımda çalışırken bir uçak sürekli Reşadiye’nin üzerinde dolanıyordu. Dışarı çıktım. Bitişik dükkânın sahibi Reşadiye mahallesinin muhtarıydı. Muhtar ne oluyor? Yerleşim bölgelerinde uçuş yasak değil mi diye sorduğumda Muhtar kocabaşı görmüyor musun dedi? Caddenin kenarında park etmiş olan mersedesin içindeki ihtilalcı Deniz Kuvvetleri Komutanı Nejat Tümer’di. Uçak Tümer’i havadan koruyordu. Bu koruma Aktur’daki yazlığından İskele’ye alışverişe gidip geri dönünceye kadar saatlerce sürüyordu. Reşadiye mahallesindeki sokak çeşmesinin suyu yarımadanın en lezzetli suyu idi. Çok az akmasına rağmen nüfus az olduğundan Reşadiyelilere yetiyordu. Beyefendi yirmi litrelik iki bidonun doldurulmasını bekliyordu. Bu arada jetin yakıtı azalırsa pilot üssüne haber verip korumayı üstlenecek bir uçak istiyor, uçak gelince üssüne geri dönüyordu. Bu israf değilse nedir. Tümer’in yaptıkları bu kadar mıydı? Zaman, zaman bir tabura yakın jandarma korumasında Karaköy’deki Bayburtlu Niyazi’nin çiftliğine gider, on, on beş gün kadar çiftlikte kaldıktan sonra yine jandarma taburu korumasında geri dönerdi. Bu çiftlikte neler yanşadığı anlatanlara göre yüz karasıydı.  

Özcan Nevres    ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 59 kez ziyaret edildi.)