Ah Bu Sensizlik Yok mu

AH BU SENSİZLİK YOK MU
Akşam oldu yine,
Karanlık çökerken kentin üstüne,
Ayaklarım beni sürüklüyor yine
Kırık Çatal meyhanesine.
Ah… ah bu sensizlik yok mu?
Seni unutmak için
Seni içeceğim kadehlerden
Ve yitik umutlarımı
Meze yapacağım içtiklerime.
Doyasıya içeceğim bu gece.
Alkolün uyuşturduğu beynimde
Sisler oluşacak,
Seni hapsedeceğim o sislerin içine.
Umut bu ya,
Haykıracaksın var gücünle,
Boğuluyorum, kurtar beni diye.
Daha, daha içeceğim,
Sisleri daha da yoğunlaştıracağım.
Belki de seni sislerin içinde,
Yitik umutlarımla birlikte boğacağım.
Seni tümden kaybetmenin hüzünü çökecek içime.
Bu kez de yokluğuna ağlayacağım uzun uzun.
Göz yaşlarımı fark edecek sarhoşun biri.
Gelip sarılacak boynuma,
Onun da gözleri yaşlı.
Çökecek yanı başımdaki sandalyeye,
Bağıracak meyhaneciye peltek peltek,
Getir bize bir ufak daha.
Beraber içeceğiz.
Yitikliğimizi, dertlerimizi anlatacağız biri birimize.
Hesabı getirdiğinde meyhaneci,
O özür dileyip gidecek.
Dertlerime dert kattığı dertleriyle birlikte,
Hesabı ödemekte bana kalacak.

Özcan NEVRES

Ağlamakla Biter mi

AĞLAMAKLA BİTER Mİ
Ağlamakla biter mi bilmem bu dertler
Biri bitmeden biner üstüne başka dertler
İsyanım boşunadır hep boşadır ümitler
Yaşamın mayası mıdır tüm çekilenler
Bağrımı dağlasa da tüm yitiklikler
Başımı alıp gitsem de eğer
Biliyorum peşimi bırakmaz bu çekilenler
Ayrılıklar, nedensiz kapışmalar
Öfkeyle yıkılan en güzel aşklar
Sevgi yolları çakıl taşlarıyla dolu
Çok zordur kat etmek bu uzun yolu
Nice yıllar geçer aradan bir gün gibi
Geride kalan yıllar sanki dün gibi
Çok uzun sandığım hayat yolu
Tükenip bitmiş, sanki saman alevi
Ben ne yaptım diye
Pişmanlıklar düşer yüreğime
Ne çare ki yitirilen yıllar gelmez geriye
Bir yol ayırımındaydım geçmişte
Yolun biri giderdi güzelliklere
Ve en güzel sevgilere
Seçimimi yanlış yola yaptım aldandım
Mutsuzlukların batağına saplandım
İstesem de artık dönemem geriye
Yaşanacak gün kalmamış görünürde
Pişmanlıklar yakınmalar boş yere
Derdimi anlatacak bir dostu bile
Bulamaz oldum kendime
Dileğim sevgiler aşklar tükenmez olsun
Ayrılıklar sözlüklerden silinsin, bilinmez olsun
En güzel gençlik yılları mutluluklarla dolsun
Özcan NEVRES

Vefasıza

VEFASIZA

Sensizliğe ağıttır tüm hüzün şarkıları
Yitikliğimi, çaresizliğimi anlatır bana
Terk edip giderken bir kez dönüp, baksaydın arkana
Göz yaşlarım belki, ıstırabımı anlatırdı sana
Ne sen dönüp baktın arkana, ne ben dur gitme diyebildim
Gün gelir unuturum, yalvarmaya değmez demiştim
Sensizlik dağ, dağ büyüdü gönlümde eridim, bittim
İnan bana sevgilim, sensiz yaşamam mümkün değil

ÖZCAN NEVRES

Umutsuzluğun Ölüme Kenetlendiği An

UMUTSUZLUĞUN ÖLÜME KENETLENDİĞİ AN
Seni aradım kırlarda,
Kuş seslerinde bulurum diye.
Seni aradım sahillerde,
Dalgalarla gelirsin diye.
Uykumu terk ettim,
Gelirsen göremem diye.
Meyhanelerde sabahladım,
Kadehlerde aradım seni
Hiçbir yerde, hiçbir yerde bulamadım.
Göz pınarlarım kurudu.
Tüm umutlarım yok oldu.
Yokluğun dayanılmaz oldu.
Ölümü düşledim, süsledim onu,
Kır çiçeklerinin en güzelleriyle.
Kayaların en sarp olduğu yerde,
Tam atlayacakken ölüme.
Bir martı daldı denize.
Ağzındaki balık çırpınıyordu var gücüyle.
Ölüme direnişi neydi böyle.
Bir yılanın ağzındaki kurbağanın,
Çığlıkları yankılandı kulaklarımda.
Ölüm çok çirkin göründü gözüme.
Hiçbir canlının,
Koşarak gittiği yoktu ölüme.
Ölümü sildim gönlümden.
Seninle birlikte.
Sensiz yaşamanın keyfini çıkarıyorum,
Gönlümce.
Hiçbir kadına deymemişti elim,
Sana ihanet olur diye.
Korkuyordum,
Tertemiz duygularım kirlenir diye.
Hercailiğin tutkunuyum şimdilerde.
Nice güzeller yaşıyor gönlümde.
Sen kendi havanda, ben kendi havamda.
Böyle de yaşanırmış bu kalleş dünyada.
Özcan NEVRES

Acılarla Yaşamak

ACILARLA YAŞAMAK
Bir rüzgardır yaşamak gelip geçici.
Sürüklenirsin peşinde,
Dalından kopmuş,
Kurumuş bir yaprak misali
Bazen köhne bir meyhanede,
Durdurmak istersin zamanı.
Peş peşe kalkan kadehlerle,
Bir esriklik çöker üstüne.
Acı, tatlı nice anılar,
Dizilir gözlerinin önüne.
Ağlarsın,
Göz yaşlarında boğulursun.
Ağladığını sezer,
Senin gibi dertlinin biri.
Gelir yanına çöker,
Ahlar vahlar içinde.
Terkedilmişliğini anlatır sana.
Hiç yaşamadığı
Ama,
Yaşadığını sandığı,
Aşklarını anlatır bir,bir.
Sen de dökersin içini ona.
Rahatlarsın.
Böyledir bu meyhane dedikleri.
Kadehler boşalır,
Sigaralar biter paketlerde,
Mezeler tükenir.
Biter mi dertler?
Bitmez.
Meyhanenin kapanma saati geldiğinde,
Vedalaşıp ayrıldığında,
Dertlerinle baş başa kalırsın yine.
Bir rüzgardır yaşamak,
Anlatılmaz acılar içinde.
Bu gün nereye savrulursun,
Yarın nereye bilinmez.
Yeni bir aşkla,
Umutlar yeşerir gönlünde.
Dünyaya yeniden gelmiş gibi olursun.
Gülersin o ağladığın günlere.
Hiç bitmeyecekmiş gibi,
Uzayıp gider o mutlu günler.
Bir ihanet rüzgarı eser delice.
Koparır seni kökünden.
Alır götürür yine
O eski acı dolu günlerine.
Bir rüzgardır yaşamak,
Anlaşılmaz acılar içinde.
Özcan NEVRES

Savaşlarda Haberleşmenin Önemi

Savaşlarda Haberleşmenin Önemi
Mamak Muhabere Okulunda telsiz teknisyenliği eğitimi alırken ders vermekte olan öğretmenimiz yüzbaşıya biz silahlı eğitim görmedik. Olası bir savaşta biz ne yapacağız diye sormuştum. Yüzbaşı deli misin sen be? Biz Türkiye genelinde atmış kişi seçip bu eğitime alacağız. Sonra da onları cepheye süreceğiz. Olacak iş mi bu? Haberleşmesi kesintiye uğramış bir ordu savaşı kaybetmeye mahkûmdur. Bu nedenle siz arızalanan telsizleri cephenin çok gerisinde güvenli bir yerde ordunun koruması altında tamir edeceksiniz. İletişimin ne kadar önemli olduğunu Arap birliğinin İsrail’e saldırdığı ve altı gün süren savaşta çok iyi görmüştük. Amerika Akdeniz’deki donanmasından jammer (ceymır) cihazlarıyla Arap ordularının iletişimini engellediğinden Arap uçaklarının tamamı iş yapamaz duruma düşmüştü. İletişimi yok edilmiş olan Arap orduları İsrail’in karşısında ağır bir yenilgiye uğramıştı.
Amerika’nın Irak’a saldırdığı gün kahvehanede oturuyordum. Haberlerin ilk önemli haberi Amerika’nın Irak ordusunun Irak’a saldırdığı ve haberleşmesini tamamen çökerttiği ile ilgiliydi. Arkadaşlarımın tamamı Irak’ın Amerika’yı Irak’a saldırmasını çok ağır ödeteceği şeklindeydi. Arkadaşlarıma çok yanlış düşünüyorsunuz. Irak savaşı şu an kaybetmiş durumdadır dedim. Nerden biliyorsun dediklerinde ben muhabereciyim. Bize öğrettikleri kadarıyla haberleşmesi yok edilmiş bir ordu savaşı kaybetmeye mahkûmdur. Nitekim Irak ordusu çölde nereye gideceğini, nasıl bir düşmanla karşılaşacağını bilemeden dolandı durdu. Bu savaşın sunucu ağır bir hezimet olmuştur.
Bir süre önce ordumuzun jammer (ceymır) cihazlarına karşı süper heterodin cihazları da kullanması gerekir diye yazmıştım. Peki, nedir bu süper heterodin cihazları? Anlamı en iyi dinleme cihazlarıdır. Bunun çok iyi anlaşılması için alıcı ve vericiler ile ilgili bilgilenmemiz gerekir. Radyo ve telsiz yayınlarında üç sınıf vardır. Birincisi uzun dalgadır. Uzun dalgada yer dalgalarıyla yayın yapıldığı için kullanışlı değildir. Gerçi Ankara radyosu uzun dalga ile yayın yapıyordu ama artık kullanılmakta olduğunu sanmıyorum. Zira yeni radyolarda uzun dalga kullanılmamaktadır. İkincisi ise kısa dalgadır. Kısa dalgada yayın yer ve iyonosfer tabakası arasında kırılmalarla yayın çok uzaklardan izlenebilmektedir. Süper heterodin adı verilen sistem kısa dalga ile yapılan alıcı ve vericilerdir. Bu yayın sisteminde ne dağlar, ne de kapalı alanlar yapılmakta olan yayını engelleyememektedir. Alıcı cihazlar yayınları kusursuz olarak alabilmektedirler. Oysa hali hazırda ordumuzda, kullanılmakta olan haberleşme cihazlarında, polislerin kullandıkları telsizlerde ve hepimizin kullanmakta olduğumuz cep telefonlarında frekans modülasyonu kullanılmaktadır. Yani bu cihazlar yüksek frekanslarla yayın yapmakta ve yayın almaktadırlar. Frekans modülasyonunun eksisi ise yayınların alınabilmesi için verici ile alıcı antenlerinin birbirini görmeleri gerekmesidir. Dünya yuvarlak olduğu için frekans modülasyonlu bir yayın en fazla iki yüz kilometreye kadar ulaşabilir. Bu mesafeye ulaşabilmesi için arada hiçbir engel olmaması gerekir. Amerika’nın jammer (ceymır) larla kesintiye uğrattığı haberleşme frekans modülasyonlu cihazlarla yapılan haberleşmedir.
Bir süre önce ordumuzun tedbir olarak süper heterodin cihazlarını kullanması gerektiğini yazmıştım. Ne kadar haklı olduğumu süper heterodin cihazlarını PKK lıların kullanmakta olmaları göstermiştir. PKK lılar bu eski sistem cihazlarla haberleşme yaptıkları için ordumuz haberleşmelerini izleyememektedir. Bu da çok sayıda şehit vermemize neden olmaktadır.
Özcan Nevres

Güzel İzmir

Güzel İzmir
Aşağıdaki beş mısralık şiirim bir hayli ilgi görmüştü. Foça’da askerlerimize saldıranlara karşı İzmirliler tek bir vücut olmuş ve teröristlere hak ettikleri şekilde karşılık vermişlerdir. Bilindiği gibi Kurtuluş Savaşımızın destanı Gazeteci Osman Nevres’in Yunanlıların İzmir’e çıktıkları gün düşmana sıktığı tek kurşunla başlamıştı. Ne mutlu ki İzmirliler o günden bu yana hep aynı heyecan, aynı vatan sevgisiyle yaşıyorlar.
Bir hançer gibi dalınca düşman bağrına/
İlk kurşunla aydınlandı ülkenin her yanı
Kurtuluşun ışığı senin ufkunda parladı/
Ölmekti Hasan Tahsin gibi özgürlüğün adı
Sende başladı Yunanlının Ege macerası/
Sende tükendi megalo ideanın son damlası

Doksan yıl önce İzmirliler Yunan askerlerine Halazari Cafer efe, Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe, Fodulaki Mustafa Efe, Koca Veli Efelerle ve daha niceleriyle Anadolu’nun kolay yutulacak bir lokma olmadığını onların anlayacağı bir dil ile anlatmıştı. Dün de İzmirliler bölücülere hak ettikleri dersi verdiler. Kızılay’ın Kan Bankası dolmuş olduğu halde daha binlerce vatansever kan vermek için sırada bekliyorlardı. Kan vermeye gidiyorum diyenler Kızılay’ın Kan Bankasına özel arabalarla, otobüslerle, taksilerle taşınmışlardı. Kan vermeye gidenlerin hiç birinin parası bu araçların tümünde geçmiyordu. Böylesine olağan üstü bir kaynaşma vardı İzmirlilerde.
Efelerin adını sayarken Ödemişli Şükrü Saraçoğlu’nun adını anmamak olur mu? Hani şu eski demokratların Varlık Vergisi yüzünden hiç sevmedikleri Şükrü Saraçoğlu’nu? Kurtuluş Savaşı başlayana dek etrafına topladığı milislerle Yunan askerlerine darbe üzerine darbe vuran Ödemişli Şükrü Saraçoğlu’nu. Ege’nin incisi güzel İzmir gerektiğinde yine nice efeler çıkaracaktır.

***
Diktatörler hiçbir zaman kana doymazlar. Arap baharında diktatörler bir, bir devrilirlerken Suriye’nin diktatörü Beşar Esad koltuğundan olmamak için insafsızca, vicdansızca kan dökmeyi sürdürüyor. Ne kadar zulmederse etsin, ne kadar kan dökerse döksün Beşar Esad o ayrılmak istemediği koltuğu bir gün bırakmak zorunda kalacaktır. Böyle bir durumda bu inadı hayatına mal olacaktır. Ya linç edilecek, ya da bir ipin ucunda yaşamını noktalayacaktır. Oysa ona gitmesi için ne kadar büyük olanaklar sunmuşlardı. İstediğin kadar para al ve istediğin ülkeye git yerleş demişlerdi ama o koltuğu uğruna bu öneriyi kabul etmemişti.
***
Her gün şehit haberleri ile içimiz yanıyor. Daha ne kadar kan döküleceğini kimse bilmiyor. Şehit vermemize neden olan karakolların televizyonlardaki görüntülerine bakıyorum. Gördüklerim inanılacak gibi değil. Karakolların bazıları her taraftan saldırıya açık vadiler içerisinde inşa edilmişler. Büyük devlet adamı İsmet İnönü’nün Alman ordularına karşı inşa ettirdiği koruganlar halen dün inşa edilmiş gibi dimdik ayakta. Eğer hudutlarımızı bekleyen Mehmetçiklerimiz için o koruganlar gibi koruganlar inşa ettirilmiş olsa, saldırılar nereden gelirse gelsin can alamazlar, can verirlerdi. Koruganlar inşa edilirken Türkiye çimentosunu dışarıdan alıyordu. Şimdilerde ise ülkemiz birçok çimento fabrikasına sahip. Hiçbir sıkıntıyla karşılaşılmadan yeteri kadar korugan inşa ettirile bilir. Ve o koruganlar teröristlerin başına bela olur.
Özcan Nevres. .

Vefa Borcu

Vefa Borcu
Bazı insanlar doğup büyüdükleri memleketlerini yüceltmek için büyük çaba harcarlar. Bunlardan biri de Mardin’in Kızıltepe ilçesinin Sinekli köyünde öğretmen olarak görevini sürdüren araştırmacı yazar Yurdal Demirer’dir. Yurdal Demirer şimdiye kadar yayınlanmış olan kitaplarına yeni bir kitap daha eklemek çabası içerisinde. Yeni kitabı Mardin’e emeği geçmiş değerli insanlara geniş yer veren bir kitap olacak. Bu yüzden bir zamanlar Elazığ’da yayınlanan Satveti Milliye gazetesinde karikatürleri ve şiirleri yayınlanmış olan, bir zamanlar baba oğul gibi olduğumuz Meddah Hakkı Acar Hakkında benden bilgi istiyor. Ne yazık ki Macar zade Hakkı beyin, yani Meddah Hakkı Acar’ın geçmişi hakkında yeterli bilgim yok.
Macar zade Hakkı Bey Elazığ’da at arabası imal eden bir ustanın yanında çalışmaktadır. İmal edilen arabaları birbirinden güzel figürlerle süsleyerek boyamaktadır. Geceleri ise Satveti Milliye gazetesinin basıldığı matbaada çalışmaktadır. Macar zade Hakkı Bey belki de dünyada bir ilki gerçekleştirmişti. Şimşir tahtasına işlediği karikatürler gazeteye basılmaktadır. O yıllar yokluk yıllarıydı. Mürekkep bulamadıklarında gazeteyi kömür isiyle basıyorlardı. Çizdiği karikatürler ve yazdığı şiirler yüzünden hakkında idam fermanı çıkarılınca, geceleri yürüyerek Akdeniz’e vardığında bir İtalyan gemisine binerek İtalya’ya kaçıyor. Kilise kapılarında dilenerek yaşamını sürdürüyor. Kurtuluş Savaşımız başladığında Balkanlara giderek ülkemiz için casusluk yapmaya başlıyor. Savaşın zaferle sonuçlanması üzerine Türkiye’ye dönüyor. Yaptığı hizmetler nedeniyle kendisine iki öneri yapılıyor. Para mı istersin yoksa madalya mı? diye sorduklarında uzun yıllar parasız kaldığı için parayı yeğliyor. Ne bilirdi ileride o madalya sayesinde kendisine maaş bağlanacağını? Bilseydi madalyayı almayı yeğlemez miydi?
Henüz askerlik görevimi yeni tamamlamıştım. Bir arkadaşım bu gece Meddah Hakkı’nın Giritli Hüseyin Ağanın kahvehanesinde gösterisi var. Gidip onu izleyelim dedi. Henüz yapacak bir işim olmadığı için kabul ettim. Bir masanın üzerine bir sandalye konulmuş. Meddah Hakkı da sandalyenin üstüne oturmuş, mendili omzunda minareyi çalan kılıfını hazırlar öyküsünü anlatıyor. İnanın bir insan nasıl oluyor da bu kadar büyük başarıyla değişik ırkın ve dinin insanlarını taklit edebilmesi beni çok şaşırtmış ve etkilemişti? Şaşırmamak elde değil. Bir Yahudi’yi seslendirirken yalnız konuşması değil, mimikleri de tıpkı bir Yahudi gibi. Kürdü, Rum’u, Ermeni’yi, ya da bir Anadolu insanını dillendirirken mimikleri de aynı o insanlar gibiydi. Meddah Hakkı’nın sanatına hayran olmuştum.
Meddah Hakkı Acar Menemen’de Sarraf Hanında bir oda kiralamış. Odayı hem atölye hem de yatak odası olarak kullanıyordu. Odasındaki küçük çalışma masasında iş yerleri için tabela yazıyor. Boş kaldığı zamanlarda ise küçük ayetler yazıp satıyordu. Bedestende dükkân açtığımda ona iş yerim için bir tabela yazdırdığımda yıllarca sürecek dostluğumuz başlamıştı. Zaman nasıl da tüketiyor insanları? Yaşı bir hayli ilerlemiş olan Hakkı amca titreyen elleri ve iyi göremeyen gözleri yüzünden tabela yazamaz hale gelmişti. Sinemalar yüzünden meddahlık mesleği de geçmez olmuştu.
Muğla’ya yerleştiğimde Hakkı amcadan bir mektup almıştım. Mektubunda hastalığını ve çaresizliğini anlatıyordu. Menemen Devlet Hastanesi Başhekimi Niyazi Kula’ya telefon açıp kendisinden Meddah Hakkı Acar’ı hastaneye yatırmasını rica ettim. Yerimiz yok dediğinde salonun birine bir yatak koyamıyor musunuz dediğimde, tamam öyle yaparız dedi. Bir arkadaşıma telefon ederek Hakkı amcanın hastaneye kaldırılmasını sağladım. Koca bir kış hastanedeki hastalara fıkralarıyla, şakalarıyla adeta şifa dağıtmıştı. Başhekim de Hakkı amcanın hastalara moral vermesinden çok memnun olmuştu.
Meddah Hakkı Acar’ın en büyük korkusu dilenmek zorunda kalma korkusuydu. Bakanlıklara mektuplar yazarak bir Kurtuluş Savaşı gazisinin dilenmek zorunda kalması hazmedilecek bir durum değildir. Kendisine maaş bağlanması için gerekenin yaptırılmasını arz ederim demiştim. Son olarak da temsilcisi olduğum Ulus gazetesinde Şerefle Sürdürülmüş Bir Hayatın Acı Hikâyesi başlıklı yazım yayınlandı. Yazımın son bölümünde Kurtuluş Savaşımızın kahramanlarından Macar zade Hakkı Bey, bu günkü adıyla Meddah Hakkı Acar ilerleyen yaşına rağmen dilenmek için Tire’de Kemer dereli Ali Efenin kahvehanesinde meddahlık yapmaktadır. Bakanlığınız bu kahramanımıza yardım elini uzatmalıdır demiştim. Meddah Hakkı Acar’ın ölüm haberini aldığım günün ertesinde bakanlıktan bir mektup almıştım. Mektupta başvurunuz üzerine Meddah hakkı Acar’a Kurtuluş Savaşı gazilerine bağlanan maaş bağlanmıştır diye yazıyordu. Böyle kadere lanet olsun diyerek mektubu buruşturup çöp kutusuna atmıştım.
Elazığlı öğretmen Yurdal Demirer hazırlamakta olduğu kitabında onun adını yaşatacak olması beni olabildiğince mutlu edecektir. Keşke her yörenin insanı yörelerinin değerli insanlarına sahip çıkabilselerdi ve adlarını yaşatabilselerdi.
Özcan Nevres

Merhaba Özcan Bey,
Sizlere öncelikle birazcık kendimden bahsedeyim. 10 Mart 1980 tarihinde Elazığ’da doğdum. İlk ve orta tahsilimden sonra 1996 yılında Fırat Üniversitesi Fen/Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü kazandım. 1996 yılında başladığı üniversite tahsilini 2000 yılının Haziran ayında tamamladım. 2000 yılının Ekim ayında Mardin İli’nin Kızıltepe İlçesi Atmaca Köyü’nde öğretmenliğe başladım. Aynı yılın Kasım ayında Çanaklı Köyü İlkokulu’na geçiş yaptım. 2004 yılının Ekim ayında tayin olduğum Kızıltepe İlçesi Körsu İlköğretim Okulu’nda Şubat 2010 tarihine kadar müdür vekili olarak görev yaptım. Halen Kızıltepe Sürekli İlköğretim Okulu’nda müdür olarak görev yapmaktayım. Evli ve Ahmet Eren ve Nisa isminde iki çocuk babasıyım.
Edebiyat ve tarih ile ilgilenmeye ortaokul yıllarında bol bol Abdülhak Hamit Tarhan, Yahya Kemal Beyatlı, İbnülemin Mahmut Kemal İnal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Akif Ersoy’un şiirlerini okuyan ve bunların bir kısmının sohbet meclislerinde bulunan manevi dedem Ahmet Uçar’dan aldığım ilhamla ilgilenmeye başladım. Bu yıllarda hem edebiyat hem yerel tarihle ilgilenmeye başladım. Daha sonraki yıllarda şiir yazmaya da başladım. Araştırmalarının ve şiirlerinin bir kısmı yerel ve ulusal basında yayınlandı. Şu ana kadar Sugözü (Bir Monografi Denemesi) (şahsi baskı Elazığ-1996), Pulutlu Halil Efendi Hayatı ve Hâtıraları (Manas Yayıncılık, Elazığ-2006), Bulutoğulları (Manas Yayıncılık, Elazığ-2006) ve Tarık Tahiroğlu’nun Hâtıralarıyla Elaziz’den Elazığ’a (Manas Yayıncılık, Elazığ-2007) adıyla yayınlanmış dört eserim bulunmaktadır.
Halen Elazığlıları Yetiştirenler (1890-1970) (Elazığ Eğitim Tarihinin Unutulmayan 250 öğretmen ile ilgili geniş bir araştırma), Elazığlı Unutulmayan Öğretmenler (Elazığlı olup Türkiye’nin değişik yörelerinde görev yapan ve unutulmayan öğretmenler ile ilgili bir çalışma) Harputlu Aileler (847 ailenin sosyo-ekonomik tarihi ve toplumsal tabakalaşmadaki yerleri ile ilgili bir araştırma olup şu anda 2000 sayfadan oluşan ve 190 aileyi içeren ilk dört cildi yayına hazır bulunmaktadır.), Bizim Köyün Şairi: Cenani Dökmeci (Hayatı ve Şiiri), Atatürk Dönemi Elazığ Valileri, Bizim Memleketin Şairi: Şeref Tan (Hayatı ve Şiiri), Lokman Tasalı İle Bir Nefes Harput, Milli Mücadelede Elazığ, adlı çalışmalarım devam etmektedir. Bunlardan Elazığlıları Yetiştirenler (1890-1970)’in iki cildi, Elazığ Eğitim Tarihi, Lokman Tasalı İle Bir Nefes Harput ve Bizim Köyün Şairi: Cenani Dökmeci adlı çalışmalarım Kasım/Aralık ayında yayınlanacaktır.
Özcan Bey sizden “Milli Mücadele’de Elazığ” adlı çalışmam için çeşitli yazılarınızda okuduğum Meddah Hakkı Bey’in hayatı hakkındaki bilgilerinizi ve ona ait varsa görsel metaryal olup olmadığını sormak istiyordum. Bu konuda yardımcı olabilirseniz çok memnun olacağım. İlginiz için teşekkür ederim.

İŞ ADRESİ:
Sürekli İlköğretim Okulu
47400 Kızıltepe
MARDİN
Tel: 0 482 367 60 79
EV ADRESİ:Tepebaşı Mah. Asmin Sokak Keleşoğlu Apt. Kat 2 Daire 4
47400 Kızıltepe/MARDİN
YAZ TATİLİ ADRESİ:
Sugözü Bağları
ELAZIĞ
Tel: 0 505 821 41 95
0 424 237 13 15

E-MAİL:
yurdaldemirel@gmail.com
yurdal.demirel@mynet.com.tr

Vefa Borcu

Vefa Borcu
Bazı insanlar doğup büyüdükleri memleketlerini yüceltmek için büyük çaba harcarlar. Bunlardan biri de Mardin’in Kızıltepe ilçesinin Sinekli köyünde öğretmen olarak görevini sürdüren araştırmacı yazar Yurdal Demirer’dir. Yurdal Demirer şimdiye kadar yayınlanmış olan kitaplarına yeni bir kitap daha eklemek çabası içerisinde. Yeni kitabı Mardin’e emeği geçmiş değerli insanlara geniş yer veren bir kitap olacak. Bu yüzden bir zamanlar Elazığ’da yayınlanan Satveti Milliye gazetesinde karikatürleri ve şiirleri yayınlanmış olan, bir zamanlar baba oğul gibi olduğumuz Meddah Hakkı Acar Hakkında benden bilgi istiyor. Ne yazık ki Macar zade Hakkı beyin, yani Meddah Hakkı Acar’ın geçmişi hakkında yeterli bilgim yok.
Macar zade Hakkı Bey Elazığ’da at arabası imal eden bir ustanın yanında çalışmaktadır. İmal edilen arabaları birbirinden güzel figürlerle süsleyerek boyamaktadır. Geceleri ise Satveti Milliye gazetesinin basıldığı matbaada çalışmaktadır. Macar zade Hakkı Bey belki de dünyada bir ilki gerçekleştirmişti. Şimşir tahtasına işlediği karikatürler gazeteye basılmaktadır. O yıllar yokluk yıllarıydı. Mürekkep bulamadıklarında gazeteyi kömür isiyle basıyorlardı. Çizdiği karikatürler ve yazdığı şiirler yüzünden hakkında idam fermanı çıkarılınca, geceleri yürüyerek Akdeniz’e vardığında bir İtalyan gemisine binerek İtalya’ya kaçıyor. Kilise kapılarında dilenerek yaşamını sürdürüyor. Kurtuluş Savaşımız başladığında Balkanlara giderek ülkemiz için casusluk yapmaya başlıyor. Savaşın zaferle sonuçlanması üzerine Türkiye’ye dönüyor. Yaptığı hizmetler nedeniyle kendisine iki öneri yapılıyor. Para mı istersin yoksa madalya mı? diye sorduklarında uzun yıllar parasız kaldığı için parayı yeğliyor. Ne bilirdi ileride o madalya sayesinde kendisine maaş bağlanacağını? Bilseydi madalyayı almayı yeğlemez miydi?
Henüz askerlik görevimi yeni tamamlamıştım. Bir arkadaşım bu gece Meddah Hakkı’nın Giritli Hüseyin Ağanın kahvehanesinde gösterisi var. Gidip onu izleyelim dedi. Henüz yapacak bir işim olmadığı için kabul ettim. Bir masanın üzerine bir sandalye konulmuş. Meddah Hakkı da sandalyenin üstüne oturmuş, mendili omzunda minareyi çalan kılıfını hazırlar öyküsünü anlatıyor. İnanın bir insan nasıl oluyor da bu kadar büyük başarıyla değişik ırkın ve dinin insanlarını taklit edebilmesi beni çok şaşırtmış ve etkilemişti? Şaşırmamak elde değil. Bir Yahudi’yi seslendirirken yalnız konuşması değil, mimikleri de tıpkı bir Yahudi gibi. Kürdü, Rum’u, Ermeni’yi, ya da bir Anadolu insanını dillendirirken mimikleri de aynı o insanlar gibiydi. Meddah Hakkı’nın sanatına hayran olmuştum.
Meddah Hakkı Acar Menemen’de Sarraf Hanında bir oda kiralamış. Odayı hem atölye hem de yatak odası olarak kullanıyordu. Odasındaki küçük çalışma masasında iş yerleri için tabela yazıyor. Boş kaldığı zamanlarda ise küçük ayetler yazıp satıyordu. Bedestende dükkân açtığımda ona iş yerim için bir tabela yazdırdığımda yıllarca sürecek dostluğumuz başlamıştı. Zaman nasıl da tüketiyor insanları? Yaşı bir hayli ilerlemiş olan Hakkı amca titreyen elleri ve iyi göremeyen gözleri yüzünden tabela yazamaz hale gelmişti. Sinemalar yüzünden meddahlık mesleği de geçmez olmuştu.
Muğla’ya yerleştiğimde Hakkı amcadan bir mektup almıştım. Mektubunda hastalığını ve çaresizliğini anlatıyordu. Menemen Devlet Hastanesi Başhekimi Niyazi Kula’ya telefon açıp kendisinden Meddah Hakkı Acar’ı hastaneye yatırmasını rica ettim. Yerimiz yok dediğinde salonun birine bir yatak koyamıyor musunuz dediğimde, tamam öyle yaparız dedi. Bir arkadaşıma telefon ederek Hakkı amcanın hastaneye kaldırılmasını sağladım. Koca bir kış hastanedeki hastalara fıkralarıyla, şakalarıyla adeta şifa dağıtmıştı. Başhekim de Hakkı amcanın hastalara moral vermesinden çok memnun olmuştu.
Meddah Hakkı Acar’ın en büyük korkusu dilenmek zorunda kalma korkusuydu. Bakanlıklara mektuplar yazarak bir Kurtuluş Savaşı gazisinin dilenmek zorunda kalması hazmedilecek bir durum değildir. Kendisine maaş bağlanması için gerekenin yaptırılmasını arz ederim demiştim. Son olarak da temsilcisi olduğum Ulus gazetesinde Şerefle Sürdürülmüş Bir Hayatın Acı Hikâyesi başlıklı yazım yayınlandı. Yazımın son bölümünde Kurtuluş Savaşımızın kahramanlarından Macar zade Hakkı Bey, bu günkü adıyla Meddah Hakkı Acar ilerleyen yaşına rağmen dilenmek için Tire’de Kemer dereli Ali Efenin kahvehanesinde meddahlık yapmaktadır. Bakanlığınız bu kahramanımıza yardım elini uzatmalıdır demiştim. Meddah Hakkı Acar’ın ölüm haberini aldığım günün ertesinde bakanlıktan bir mektup almıştım. Mektupta başvurunuz üzerine Meddah hakkı Acar’a Kurtuluş Savaşı gazilerine bağlanan maaş bağlanmıştır diye yazıyordu. Böyle kadere lanet olsun diyerek mektubu buruşturup çöp kutusuna atmıştım.
Elazığlı öğretmen Yurdal Demirer hazırlamakta olduğu kitabında onun adını yaşatacak olması beni olabildiğince mutlu edecektir. Keşke her yörenin insanı yörelerinin değerli insanlarına sahip çıkabilselerdi ve adlarını yaşatabilselerdi.
Özcan Nevres