Ayşeye

AYŞE’YE
Ben bir köy çocuğuyum
Tarlada ırgat
Dağda çoban
Anam ak çarşaflı yatakta
Doğurmamış beni
Bir petrol lambasının
Loş ışığında
Evrene demişim merhaba
Kap kara çullarla belenmişim
Bu yüzden bahtım kara
Okulsuz köyde büyümüşüm
Elim kalem tutmaz diye
Ne olur beni horlama
Üç beş arkadaş
Dağda koyun güderdik
Kara dipli tencerede
Pişerdi tarhanamız
Üç beşimize
Yalnız tahta bir kaşık
Bir gırtlak savaşı başlardı
Amansız
Sürüye kurt dalardı
Bağıramazdık
Ağzımız dolu
Neylersin Ayşe’m
Gırtlak savaşı bu
Ben bilmem Ayşe’m
Kalem tutmayı
Çatal kaşıkla yemeyi
Salonlarda
İki büklüm bükülmeyi
Kulüplerde sabaha dek
Kumar oynamayı
Ben bilirim Ayşe’m
Tarla sürmeyi
Dağda koyun gütmeyi
Ve seni içtenlikle
Arzuyla sevmeyi
Ellerim kaba
Hareketlerim hoyrat
Aldırma be Ayşe’m
Gün kavuşunca yanında olmak
Yaşamların en güzeli

Özcan NEVRES

Aşk Yangını

AŞK YANGINI
Elinde sprey boya,
Yazdı kaldırıma boydan boya.
Ölürüm yoluna Melda.
Bunun adı karasevda.
Melda yazıları gördü gülümsedi.
Dedi,
Be hey deli,
Adımı yazsan tüm kentin,
Tüm duvarlarına.
Sanma ki sana dönüp bakacağım.
Can senin, beden senin.
Uğruma ölmekse dileğin.
Hadi öl ki,
Öldükten sonra belki seni severim.
Her gün geçti,
Melda’nın penceresi önünden.
Her gün yazılar yazdı kaldırımlara,
Ve duvarlara.
Sprey boyaya verecek,
Parası kalmadığında,
Attı kendini denize.
Koşun denize adam düştü dediler.
Atladı balıkçının biri,
Çekip aldı sahile.
Çok su yuttu diye,
Kaldırdılar hastaneye.
Bir pusula getirdiler Melda’sından,
Sevinçten delirecekti neredeyse.
Pusulayı okudu umutla.
Olmadı başaramadın,
Aşkımı kazanamadın.
Kazanmak olsaydı amacın,
Giderdin sahilin en tenha yerine.
Ölümün mutlak olsun diye,
Taş bağlardın beline.
Taburcu edildiği gün,
İp aldı bakkaldan kalınca.
Üç gün sonra bir balıkçının ağına,
Ağır bir şey takıldı.
Umutla asıldı ağlara,
Gelen büyük bir kısmetti belki de.
Çıka çıka deli aşığın cesedi çıktı.
Kocaman bir taş bağlıydı belinde.
Özcan NEVRES

Arkadaş Acısı

ARKADAŞ ACISI
Olmadı be Osman olmadı
Sen kalleşliği sevmezdin
Ne oldu da böyle, habersiz gidi verdin.
Sen dolu dolu bir insandın
Nasıl sığdın o bir metrelik çukura
Hani seninle bir ada kiralayacaktık
Ağaçlar dikecek sebzeler yetiştirecektik
Hiç hatırı olmadı mı o eski günlerimizin
Bir dolu poşetle bulurdun beni ovada
Bazen de yanında Demirci Ali usta
Çimenler üzerine gazete sererdik
Getirdiğin şarapları içerdik
Kafalar dumanlandığında
Şarkılar söylerdik doyasıya
Seslerimiz kısılırdı susmazdık
Kuş sesleri yükselirdi en tiz perdeden
Susun artık, en güzel şarkıları
Biz söyleyelim size dercesine
Gün gelir çılgın geziler düzenlerdik
Motor sıkletlerimizle yarışırdık ölesiye
Gün gelir antik bir kentin sarp yolunda
Yorgunluğumuzu giderdiğimiz çoban çeşmesinde
Söyleşirdik yitirdiğimiz sevgiler üstüne
Olmadı be Osman olmadı
Kalleşlik sana hiç yakışmadı
Bıkmış mıydın yoksa bizden
Belli ki bıkmıştın, yoksa gider miydin böyle
Yenilir miydin hiç, o zamansız ölüme
Özcan NEVRES

Anılarımdan

ANILARIMDAN
Anılar diken diken tırmalar yüreğimi
Olumsuzluklarla kapılanır tüm umutlarım.
Yaşam anlamını kaybeder, ölümü ararım.
Sensiz geçecek ömrü düşünürüm,
Yaşadığıma üzülürüm.
Gök yüzünde ışıl ışıl yıldızlar,
Göz kırptılar, neden yalnızsın dediler.
Denizdeki yakamozlar
Usumca şekillendiler gönlümde.
Karşıdaki Rodoslulardan kalma kalede,
Seninle el ele gezdiğimiz,
O güzel günlerimizi anımsadım yine.
İlk kez orada öpmüştüm seni.
Yapma diye nasıl da direnmiştin?
Tırnaklarınla yanağımı çizmiştin.
Yanağımdan akan kanı,
Ağlayarak silmiştin.
Yeminler etmiştin,
Beni senden ölüm ayırır,
Aşkımız ölümsüz olacak diye.
Ağaçlara, kayalara kazımıştık adımızı.
Yan yana.
Hıçkırıklarla boğulan sesini,
Kaderin çizdiği yoldan ayrılamayız,
Kader bizi mahkum etti biri birimize
Dediğin o mutlu günlerimizi,
Unutamıyorum, unutamıyorum.
Yalanmış ettiğin tüm yeminler.
Sen şimdi bir başkasının koynunda,
Kim bilir kaçıncı uykudasın?
Ve mutlusundur da.
Bense,
Yalnızlığımla baş başayım.
Kahrolmuş, umutsuz ve uykusuz.
Gün ışımaya başladı.
Yakamozlar, revnaklar yok oldular.
Yorgun kent uyanıyor yavaş yavaş.
Uyumaya gidiyorum,
Yitik umutlarım peşimde.
Özcan NEVRES

Ağlatan Anılar

Ağlatan Anılar
Bir vefasızı sevdim bir zamanlar
Kanardı yüreğim azardı yaralar
Ne insafsızdı yaptığı nazlar
Ağlatırdı beni dinmezdi gözümde yaşlar
Yürü be aşık derdim
Bu acıları meyhane paklar
Meyhanelerde akar giderdi zaman
Acısı öylesine derin ki
Aşk yarasını unutabilir mi insan
Ah o kasetlerde çalan hüzzam şarkılar
Dinlerken o hüzün şarkılarını
Göz yaşlarım sel olurdu
Terk edilmek bir vefasız tarafından
Ne acıymış
Yaşamayan bilmezmiş
Meyhanenin kapanış saatinde
Düşerdim yollara
O duvar senin, bu duvar benim
Hangi yola girsem ona götürürdü beni
Penceresinin altında sabahlardım çoğu kez
Şarkılar mırıldanırdım
Aşk şiirleri mırıldanırdım sessizce
Umudum tükenmezdi hiç
Her an penceresi açılacak gibiydi
Başını uzatacaktı
Ateşli dudakları uzanacaktı sanki
Alev alev yanan dudaklarıma
Tıpkı eskisi gibi
Bu gece düğünü var dediler onun için
Gidip uzaktan seyrettim, ağladım için için
Dans ederken kollarında seçtiği kişinin
Gözleri davetlilerin üstünde geziyordu
Biliyorum, gözleri beni arıyordu
Belli ki gözleri gülüyor, içi kan ağlıyordu
Düğün bitiminde arabaya binerken
Sanki, tabuta giren bir cenazeydi
Bindiği arabanın ardından yürüdüm
Yitirdiği umutlarını topladım bir bir
Bizim umutlarımızdı onlar, onun ve benim
Umutlarımızı ayaklar altında çiğnetemezdim
O,
Gecenin bu ilerlemiş saatinde
Bir başkasının yatağında
Ben,
Benim gibi terk edilmiş sokaklarda
Yapa yalnız ve umarsız
Yüreğimde onu yitirmenin burukluğu
Nefesim daralıyor, soluk alamıyorum
Yoksa, yoksa onu yitirmenin acısı
Öldürecek mi beni, bilmiyorum
Özcan NEVRES 31 Mart 2002

Alın Yazımmış Meğer

ALIN YAZIMMIŞ MEĞER
Hüzün, elem ve keder
Alın yazımmış meğer
Sevip te sevilmemek
Hep kadermiş, kader
Bir zamanlar
Seni tanıyıp sevmeden önce
Baharlarım vardı ılık mı ılık
Kışlarım vardı ak mı ak
Baharın müjdecisi
Yeni doğmuş kuzular
Cıvıl cıvıl öten kuşlar
Dağlarda yem yeşil çimenler
Mis kokulu kır çiçekleri
Camları kırbaçlayan
Bahar ve kış yağmurları
Son baharda dökülen
Hazan yaprakları
Ruhumda fırtınalar yaratırdı
Seni ilk gördüğümden beri
Ela gözlerin yüreğimde hançer
Söküp atmam mümkün değil
Elimde kırık bir kadeh
Parmaklarımdan akan kanı
Dindirmek mümkün değil
Teybimde çalan hep hüzün şarkıları
Yüreğimdeki yarayı deşer de deşer
Göz yaşlarım sel mi sel
Dindirmek mümkün değil
Nerde o sirtakiler
Nerde o oynak havalar
Nerde o coşkuyla
Dolu dolu olduğum günler, geceler
Beni terk ettiğinden beri
Yaşamak hep elem, hüzün ve keder

Özcan NEVRES

Alın Götürün Beni Dalgalar

ALIN GÖTÜRÜN BENİ DALGALAR

Sahilde yürüyorum yapa yalnız,
Yitik umutlarım peşimde,
Ayaklarım beni sürüklüyor,
Karanlığın en yoğun olduğu yere.
Yakamozların alev alev olduğu,
Kayaların denizle kucaklaştığı yerde,
Oturdum ıslak bir kayanın üstüne.
Dalgalar bir annenin kolları gibi
Sarıp okşarken kayaları,
Sensizliğime ağladım, kahroldum.
Yakamozlara takıldı gözlerim.
Usumca şekillendiler.
Kollarını açtın bana
Hadi gel diyordun..
Kendimi düşledim ,
Serin suların içinde.
Dalgalar beni
Kayalardan alıp kayalara vuruyordu.
Alın götürün beni dalgalar,
Denizin en derin ve ölümün mutlak olduğu yere.
Terkedilmişliğin acısıyla yaşamaktansa,
Bin kez ölmek bile yeğdir bana.
Alın, alın götürün beni dalgalar,
Derinliğin ve laciverdin en yoğun,
Ve ölümün mutlak olduğu yere.
Boğun beni orada
Ki terkedilmişliğin acısını
Bir daha yaşamayayım diye.

Özcan NEVRES
ozcan@nevres.com

Akşam Oldu Yine

AKŞAM OLDU YİNE

Akşam oldu yine
Gün kavuşmak üzere.
Sahile gideceğim,
Uzanacağım kumlar üstüne.
Güneşin batışını seyredeceğim.
Güneşin, kızıl saçların gibi
Dağların tepesine
Taç oluşunu seyredeceğim,
İçime sindire sindire.
Seni düşleyeceğim yine.
Kızıllıklar yok olacak,
Gecenin karanlığı saracak her yanı.
Zaman uçup gidecek,
Tan yeri ağaracak
Kızıllıklar taç olacak yine
Karşı tepelerin üstüne.
Gecenin ayazında
Sanki taş olmuş bedenim.
Güneş sıcaklığını
Boca edince yer yüzüne
Bedenim gevşeyecek
Bir uyuşukluk çökecek üstüme.
Gözlerim uykuyu arar olacak.
Uyumak için evime yöneldiğimde,
Yitik umutlarım peşimde olacak.
Yatağıma uzandığımda
Gözlerin ve o kızıl saçların
Beynime çivilenecekler yine
Sensizlik kor bir ateş gibi
Çökecek üstüme biliyorum.
Diken diken olacak yattığım yatak,
Uyuyamayacağım.
Dizlerindir diye başımı koyduğum yastık,
Göz yaşlarımla ıslanacak.
Akşam üstü
Kumsala gideceğim.
Güneşin batışındaki kızıllıkta,
Kızıl saçlarını arayacağım.
Bak görüyor musun?
Güneş bile ihanet etmiş bana.
Tüm kızıllıklarını
Bulutların arkasına gizlemiş
Ne tepelere taç olmuş kızıllıklar,
Ne de sen kaldın umutlarımda.
Özcan NEVRES

Tuzsuz Kan

TUZSUZ KAN

Ayağından kan sızıyordu
Çapasını attı elinden
Çöktü arığın içine
Bir avuç taze kazılmış toprağı
Kan akan yere bastırdı
Biraz tuzum olsa diye düşündü
Tuzu yok
Etrafına baktı umutsuz
Tuuu dedi çaresizliğine
Tükürüğünde de kan vardı
Yediği bir topan ekmek
Bir baş kuru soğandı
Önce tükürüğüne baktı uzun uzun
Sonra ayağından akan kana
Tuzu yoktu yarasına basacak
Oysa, kanı vardı akacak

Özcan NEVRES

Ah Bu Sensizlik Yok mu

AH BU SENSİZLİK YOK MU
Akşam oldu yine,
Karanlık çökerken kentin üstüne,
Ayaklarım beni sürüklüyor yine
Kırık Çatal meyhanesine.
Ah… ah bu sensizlik yok mu?
Seni unutmak için
Seni içeceğim kadehlerden
Ve yitik umutlarımı
Meze yapacağım içtiklerime.
Doyasıya içeceğim bu gece.
Alkolün uyuşturduğu beynimde
Sisler oluşacak,
Seni hapsedeceğim o sislerin içine.
Umut bu ya,
Haykıracaksın var gücünle,
Boğuluyorum, kurtar beni diye.
Daha, daha içeceğim,
Sisleri daha da yoğunlaştıracağım.
Belki de seni sislerin içinde,
Yitik umutlarımla birlikte boğacağım.
Seni tümden kaybetmenin hüzünü çökecek içime.
Bu kez de yokluğuna ağlayacağım uzun uzun.
Göz yaşlarımı fark edecek sarhoşun biri.
Gelip sarılacak boynuma,
Onun da gözleri yaşlı.
Çökecek yanı başımdaki sandalyeye,
Bağıracak meyhaneciye peltek peltek,
Getir bize bir ufak daha.
Beraber içeceğiz.
Yitikliğimizi, dertlerimizi anlatacağız biri birimize.
Hesabı getirdiğinde meyhaneci,
O özür dileyip gidecek.
Dertlerime dert kattığı dertleriyle birlikte,
Hesabı ödemekte bana kalacak.

Özcan NEVRES