Trakya’da Tarım

1968 yılında Muğla Teknik Ziraat Müdürü sayın Zeki Aktürkoğlu ile bir söyleşi yapmıştım. Bana Çıtlık köyünde melengiç ve çitlembik ağaçlarına on bin Antep fıstığı aşılattığını gururla anlatmıştı Bu arada iki bin deli zeytin fidanı dağıttığını, önümüzdeki yılda ise aşılı zeytin fidanları dağıtacağını söylemişti. Aldığım bilgileri temsilcisi olduğum Ulus gazetesine köşe yazısı olarak göndermiştim. Yazım Ulus gazetesinde çıktığı gün, müdürlüğün telefonları kilitlenmişti. Türkiye’nin her yanından zeytin fidanları istiyorlardı. Bu da ülkemiz insanlarının ağaç yetiştirmeye olan kararlığını gösteriyordu.

Yine bir söyleşimizde Muğla’nın yayla ikliminin Bergama Kozak ile büyük benzerlik taşıdığını, bu nedenle ünlü kozak üzümünün Muğla’da da yetiştirilebileceğini söyledim. Buna gerekçe olarak ta Beylerce üzümüne çok benzediği halde şaraplık üzümlerdeki gibi kekremsi bir tadı olan üzümleri gösterdim. Kalkan’ın Üzümlü köyünde yetiştirilen beylerce üzümü kütür kütür olur. İyi pazarı vardır. Menemen ve Manisa ovalarında yetiştirilenler ise yumuşak ve çok çekirdekli olur. Bu nedenle yemeklik değeri olmadığı gibi şaraplık değeri de yoktur. Söylediklerim için notlar aldı. Bir süre sonra dükkanıma geldi. Milas ovasında beş dönümlük bir arazide, başta kozak üzümleri olmak üzere bir çok çeşidin dikimini yaptırdığını müjdeledi. Hangi cinsler iyi sonuç verirse, onların yetiştirilmesi için gereken desteği vereceğim dedi. Uzun yıllar sonra Muğla’ya gittiğimde manav tezgahlarında iyi kalite üzümleri gördüğümde çok mutlu oldum. Ne de olsa o kaliteli üzümlerin yetiştirilmiş olmasında, küçük te olsa benim de katkım vardı.

Zeytin Akdeniz iklimi ağacıdır. Denizden otuz beş kilometre uzaklığa ve deniz seviyesinden beş yüz metre yüksekliğe kadar dikilebilir. Bu alanın dışına çıkıldığında verimlilik ve kalite önemli bir şekilde düşmeye başlar. Dikilecek olan arazinin verimli olmaması da çok önemlidir. Verimli arazilerde yağ oranı ve kalite oldukça düşük olur. Bu nedenle akla her gelen yerde zeytin yetiştirmeye kalkışmak yanlıştır. Zeytin yetiştirilemeyen yerlerde başka ağaçların yetişmeyeceği gibi yanlış bir kanıya varmamak gerekir. Örneğin elma serin yerleri sevdiği için beş yüz metreden daha yüksek yerlerde yetiştirilebilir.

Trakya’da iki ürüne kilitlenmiş olan tarımı çoklu tarıma çevirebilmek için göz önünde olan yerlerde üçer beşer dönümlük arazilerde deneme bahçeleri düzenlenmelidir. ( Muğla-Milas’ta olduğu gibi) Bu bahçelerde örnek olarak neler yetiştirilebilir? En başta ceviz, Trabzon hurması ( Kakaolu cinsi ) kiraz, sahile yakın yerlerde zeytin, kayısı, şeftali, dut, armut, bağ ve ayva deneme dikimleri yapılmalıdır. Örnek olarak hazırlanılacak bahçelere dikilecek fidanlar yeni tarım uygulamalarına uygun olarak seçilmelidir. Bodur zeytin, bodur ceviz ve diğer meyvelerde Trakya’nın sert geçen kışı nedeniyle, geç dönem ürün verenler seçilmelidir. Nar çok iyi bir ürün olmasına, iyide para etmesine rağmen yetiştirilmesinde tereddütlerim var. Zira narlarda çatlama adı verilen bir gelişme vardır. Nar iki nedenle çatlar. Birincisi az su, ikincisi de çok sudur. Suyu regüle etmenin umarı nar bahçesinin otlanmasını sağlamaktır. Ot suyun fazlasını alır, gölgesiyle tavı korur ve böylece nar ağacının gereksinimi olan suyu düzenli almasını sağlar. Trakya’da erken başlayan yağışlar bu düzeni bozar mı bilemiyorum. Yine de narın nasıl dikilmesini açıklamakta yarar var. Nar mısır gibi birbirlerine dokunarak döllenme yapar. Bu nedenle nar bahçesinde ağaç arası üç metre, sıra arası dört metre olması gerekir. Bir dönüme ortalama seksen fidan dikilir. Narda köklü fidana gerek yoktur. Nar gülgillerden olduğu için çubukla yetiştirilir. Bu nedenle fidan maliyeti de düşük olur. Çekirdeksiz türlerinde ağaç başına atmış beş kilo ürün alınabilirken, Kadı narı türlerinde bu rakam daha yüksektir. Çekirdeksizlerin meyvesi fazla dayanaklı değildir. Pastacıların kapıştığı bu meyveyi hemen tüketmek gerekir. Oysa Kadı narı iyi saklama koşullarında üç dört ay bekletilebilir. Çocukluğumuzda kış aylarında tavanlardan sarkan narlara ağzımız sulanırdı. Ne yazık ki modernleşen evlerimizde ne nar ne de kavun asma olanaklarımız kalmadı.

Ağaç fidanı dikmenin tam zamanı. Bazı şeyleri bilmekte yarar vardır. Eğer dikilecek fidan, aşılı fidan ise aşının toprak üstünde kalması gerekir. Aşı yeri toprak altında kalırsa fidan mantar hastalıklarına yakalanır ve kurur. Kurumasa da iyi gelişmez. Sert rüzgarlara karşı da dayanıksız olur. Ağaç aşılı yerden kırılır. Bu nedenle aşısı köke çok yakın olan fidanları almayınız. Fidanın tutması için köklerin derine gömülmesi gereklidir. Kök çok yukarıda kalırsa yaz sıcaklarına dayanamaz ve kurur. Sulanan ağaçlarda ağaç altlarının işlenmemesi gerekir. Zira en hayati kökleri olan kılcal kökler oldukça yukarıda olur. Derin işleme sırasında bu ince kökler kopacağından ağaç zayıf düşer. İstenilen verimin alınamamasına neden olur. Bir de meyve hazırlanırken damalama çok önemlidir. Tarla boyundaki kalın bir ipe düzgün aralıklarla çamaşır mandalları kıstırılır. Önce iki başa ipler gerilir. Her mandalın denk geldiği yere bir çubuk dikilir. Sonra da sıralamayı belirtecek ip çekilir. Aynı şekilde çubuklarla işaretlenir. İşaretli yerlere açılan çukurlara fidan yerleştirildikten sonra çukur, yüzeyden alınan toprakla doldurulur. Çukurdan çıkan toprak kullanılmaz.

Geçmişte bu derin sürme konusunu babamla tartışmıştım. Sonunda “ben senin televizyon tamir etmene karışıyor muyum? Herkes kendi işine baksın” diyerek tartışmayı kapattı. Babam aralıksız yirmi beş yıl Menemen Tariş’te başkanlık yapmıştı. Son kongreden sonra kendisine destek verenlere teşekkür gezisine çıkmıştı. Kendisini destekleyenlerden birinin tarlasının hendeğindeki erik ağacı dikkatini çekiyor. Eriğin altı oldukça taşlı. Altının hiç işlenmediği belli oluyor. Tarla sahibine soruyor “bu ağacın altını işlemiyor musunuz?” Tarla sahibi

Hayır diyor ve ekliyor. O orada gördüğün gibi gayet sağlıklı. Ne ilaç veriyoruz, ne de altını işliyoruz. O kadar da çok ürün veriyor ki meyvesini tüketemediğimizden konu komşuya dağıtıyoruz. Babam da

Oğlum ağacın altını işlememek gerekir demekte haklıymış diyor. Aramızdaki tartışmayı anlatıyor. O günden sonra ağaçların altını sürdürmektense sığ bir ayarla ızgara çektirmeyi yeğlemeye başlamıştı. Dolayısıyla ağaçlarda verim oldukça artmıştı.

Meyve ağacı yetiştirmeye başlayanlara ve yetiştirmiş olanlara bol ürün ve sağlıklı bahçeler dileğiyle.

Özcan NEVRES
21 Mart 2002

(Bugün 4, toplamda 2.948 kez ziyaret edildi.)