Ahlaksız Teklif

Ahlaksız Teklif
İşim daha iyi olur diye Karşıyaka’da bir dükkân kiralayarak çalışmaya başlamıştım. Dükkân sahibi hemen, hemen her sabah işe gitmeden önce yanıma uğrar eşiyle ilgili yaşamakta olduğu sıkıntılarını anlatırdı. Böyle acılarla yaşamaktansa boşan ondan dedim. Hani derler ya bir dokun bin ah dinle. Aynen öyle oldu.
Nasıl boşanayım be kardeşim? Nasıl boşanayım? Boşayamamamın öyle bir nedeni var ki çok uzun bir hikâye. Gidip dükkânımı açayım. Zira tutunacak tek bir dalım var. O da o gördüğün minicik tuhafiye dükkânım. Neyse geç kalmayayım. Bir başka zaman içimi doya, doya sana dökmek isterim.
Bir sabah daha koltuğa oturur oturmaz başını yumruklamaya ve hüngür, hüngür ağlamaya başladı.
Ah ulan Numan, etrafında dolanan onca güzel kızlar varken bula, bula bu Çıfıt karıyı mı buldun? Bekârlığımda ne güzel yaşıyordum. Bir kelebek nasıl çiçekten çiçeğe konuyorsa ben de o kelebek gibiydim. Onlarca kızla gönül eğlendiriyordum. Nasıl oldu bilmiyorum. Onca güzel kız peşimde koştururken bu Çıfıt karıya vuruldum. Evliliğimizin ilk günleri Numancım diyordu. İle de Numancım. Başka bir şey demiyordu. İlk çocuğumuz olduktan sonra adım Numan oldu. Artık onun Numancığı değildim. Derken ikinci, ardından da üçüncü çocuğumuz oldu. Üçüncü çocuktan sonra karım Nermin o kadar değişti ki onu tanıyamaz oldum. Her ne yapsam ona adeta batıyordu. Hayatımın en büyük aptallılığını bu kadın ile evlenmekle yaptım. Yetmedi. Bu binayı da onun üstüne yapma gibi bir aptallık da yaptım.
Nasıl oldu da böyle bir hata yaptın?
Bilmiyorum kardeşim, bilmiyorum. Ömür boyu evliliğimizin, evliliğimizin ilk günlerindeki gibi geçeceğini zannetmiştim. Dahası ona çok güvenmiştim. İlk çocuktan sonra değişmeye başlamıştı. Hamileliğinin ve çocuk sahibi olmanın neden olduğu strestendir diye düşündüm. Keşke o günlerde bu günlerde olacakları anlayabilseydim de başımın çaresine baksaydım. Yaş elliyi aştı. Boşansam bu binadan başka başımı sokacağım bir evim bile yok. Üstelik artık tuhafiyecilik eskiden olduğu gibi iyi para kazandırmıyor. Eskiden müşterilerime mal yetiştiremezdim. Evlendiğim için mi, yoksa aynı işi yapanlar mı çoğaldı bilemiyorum? Ne olduysa oldu. Artık eskisi kadar para kazanamıyorum. Oysa bu içinde yaşadığımız apartmanın arsasını o minicik dükkânda kazandığım para ile almıştım. Birçok insan arsasını kat karşılığı verip ev sahibi olurken ben canımı dişime taktım. Yemekten, eğlenceden kısarak bu apartmanı yaptırmayı başardım. İşim daha iyi olur diye iş yerimi bu dükkâna taşıdım. Bunun arkası benim depomdur. Burada o küçük dükkândaki gibi iş yapamadım. İyi ki o dükkânı boşaltmamışım. Boşaltsaydım aç sefil kalırdım. İnan bana karım artık eskisi kadar kazanamadığım için hemen beni kapının önüne koyardı. Bereket o küçük dükkân eskisi kadar kazandırmasa da bollukta yaşatmasa da yokluk çektiğimiz olmadı. Biraz da bu dükkânın kirası katkıda bulunuyor. Bu sayede geçinip gidiyoruz ama evde huzur olmayınca ne yapsan boş dedi.
Ertesi gün yine geldi. Yine kafasını yumrukluyor ve ağlıyordu.
Ben yandım be dostum, bari sen yanma. Her gün işe gidip gelirken dükkânında güzel, güzel kızlar görüyorum. Sana bir ağabey nasihati. Sakın onlara kapılayım deme. Kapılırsan benim gibi yanarsın. Bir gün evlenmeye karar verirsen sakın bu gelip gidenlere kapılma. Kapılırsan benim gibi cayır, cayır yanarsın. İçlerinde bir tanesi var. Onu çok iyi tanıyorum. O Yugoslavya göçmeni olan bir ailenin kızı. Almanya’da çalışan biriyle nişanlı, nişanlı olmasaydı onu kaçırma. Evlen onunla derdim. Bir şey dikkatimi çekti. Senden hiç ayrılmıyor. Üstelik ona motorsıklet kullanmayı öğretmeye çalışıyorsun. Bu samimiyet bana biraz ters geldi. Acaba diyorum, nişanı bozup seninle evlenmek mi istiyor? Neden olmasın. Benim gençlik yıllarımdaki yakışıklılığımdan daha yakışıklısın.
Yok be ağabey, benim de yaşım otuz beşe dayandı. Saçlarıma ak düşmeye başladı. Üstelik o kız daha on sekizinde veya en fazla yirmisinde. Aramızdaki yaş farkı çok fazla.
Yaş önemli değil. Yeter ki kızın gönlü olsun ki görebildiğim kadarıyla o kızın sende gönlü var. Biraz umut versen hemen nişanını bozar.
Ona gönül vermiş birine kalleşlik yapmayı aklımdan bile geçirmem. Ben de onun bana tutkun olduğunun farkındayım ama yapamam. Kimsenin yitik umutlarının enkazında yuva kurmam. Nişanlanarak evliliğe ilk adımlarını atmışlar. Bana onlara mutluluk dilemekten başka bir şey düşmez.
Dürüst bir insan ancak senin gibi düşünür. İnşallah gönlüne uygun, ömür boyu sevebileceğin birini bulursun. Yalnız dediklerim kulağına küpe olsun. Sakın o peşinde dolananlara kapılma.
Sağ ol abi.
Neyse yine çok lafladık. Hadi bana müsaade diyerek iş yerini açmaya gitti.
***
Sabah erkenden dükkânıma geldim. Yanımda çalışmakta olan genç dükkânı açmış, teypten müzik dinliyordu. Ben de dinlemeyi çok severim. Akşamdan kalma işleri toparlamaya çalışırken komşu bir kadın geldi. Çok telaşlıydı.
Ustacım benim oğlanlar boğuşurlarken televizyona çarptılar. Televizyonun ekranı çatladı. Ona bakar mısınız?
Olmaz öyle şey dedim. Tüp bir çocuğun kafasının çarpması ile çatlamaz. Hadi gidip bakalım dedim. Televizyonun ekranında iki köşe arasında geniş bir çizgi vardı. O çizgiye neden olan ise çocuğun başındaki yağlanmaydı.
Bana bir parça pamuk ve biraz da kolonya verir misiniz dedim? Tuhaf, tuhaf yüzüme baktı.
Ne yapacaksın?
Sen hele getir de ne yapacağımı görürsün dedim. Getirdiği pamuğu kolonya ile ıslattıktan sonra ekranı güzelce sildim. Çizgi tamamen kaybolmuştu. Aklınızda bulunsun. Ekran beş ton değerinde bir darbe görmedikçe ne çatlar ne de kırılır. Darbeyi arka taraftan, tabanca kısmından alırsa ancak o zaman çatlar veya kırılır. Teşekkür etti ve
Sana bir kahve yapayım dedi.
Teşekkür ederim ama çok işim var. Bir an önce gitmeliyim.
Ha aklıma gelmişken sorayım? Numan Bey nasıl oldu?
Niye? Nesi var ki?
Bilmiyor musun? Numan Bey dün gece beyin kanaması geçirmiş. Durumu çok ağır diyorlar.
Haberim yok. Haberim olmadığı için de dükkânda yüksek sesle müzik çalıyoruz dedim. Dükkâna döner dönmez teybi kapattırdım.
Numan Bey beyin kanaması geçirmiş. Sakın teybi açma. Ben yukarı çıkıp bakayım dedim. Yukarı çıktığımda kapı açıktı. Numan Bey yatakta hareketsiz yatıyordu. Eşi beni görünce gel. Gel dedi. Görüyor musun başımıza ne geldi? Numan Beyin ölmüş olduğunu fark etmiştim. Emin olmak için bir ayna istedim. Eşi,
Gerek yok o yaşıyor. Az önce kıpırdanıyordu dedi.
Bana gerek duyarsanız çağırın dedim. Tam sokağa çıktığımda beyaz önlüklü bir bayanla karşılaştım. Doktor olduğunu anlamıştım. Numan Bey için geldiyseniz sizlere ömür dedim.
Emin misiniz dedi.
Evet eminim.
Hemen yukarı çıkayım bakayım dedi. Az sonra beni çağırdılar. Doktor hanım,
Numan Bey epey olmuş öleli. Cesedi soğuduğu için çenesini bağlayamıyoruz. Siz çenesini yerine getir ben bağlayayım dedi. Numan Beye baş tarafından yaklaşıp göğsümü kafasına dayadım. İki elimle de çenesini asıldım. Çene kemikleri çatır, çatır öterek çene yerine geldi. Ani bir ölüme hazırlıklı olmadıklarından olsa gerek çeneyi bağlayacak bir tülbentleri dahi yoktu. İki mendili uç uca bağladıktan sonra çeneyi bağlayabildiler. İki gün sonra yine beni çağırdılar. Damadının gelmesini beklediklerinden cenaze halen kaldırılmamıştı. Tabutu aşağı indirmek için benden yardım istediler. Damat çok çıtkırıldımdı. Ondan bana hayır gelmezdi. Çaresiz tabutu indirmek iki ihtiyarla bana kalıyordu. Ayak tarafı daha hafif olduğundan ihtiyarlara ayak tarafından tutmalarını söyledim. Ben baş tarafından tuttum. İhtiyarları önden gönderdim. Ben önden gitseydim, ihtiyarlar tökezleyecek olursa iki ihtiyarın ve tabutun altında ezilirdim. Numan Bey zaten yüz kilonun üzerindeydi. Dizlerimden destek alarak tabutu dar merdivenlerden başarıyla indirdik. Tabutu almaya gelen cenaze arabasına koyduktan sonra ikindi namazına yetiştirmek için alıp gittiler.
Cenazeyi toprağa vereceğiz ama nasıl? Duvarlar ve taban olduğu gibi beton. Cenazeden sorumlu hocaya,
Bu mezarı kim yaptırdı diye sordum?
Ben dedi.
Sen ne biçim hocasın ki; peygamber efendimizin topraktan geldik toprağa gideceğiz sözlerinden habersizsin? Hani bu mezarın toprağı nerede? Boynunu büktü ve
Bilmiyordum dedi. Cesedi mezara indirmeden önce tabana sekiz on kürek toprak attırdım. Toprağı düzelttirdikten sonra cenazeyi o toprağın üzerine yatırdıktan sonra üstünü el birliğiyle örttük.
***
Dükkânıma döndüğümde dükkânımın arkasındaki depodan tokat ve ağlama sesleri geliyordu. Hemen depoya gittim. İki kız bir olmuşlar, anneleri ve küçük kardeşleriyle saç saça, baş başa dövüşüyorlardı. Damat ise köşeye çekilmiş olanları seyrediyordu. Aralarına girip ayırmak istediğimde birkaç tokat da ben yedim. Önce annelerine sonra da iki kıza okkalı birer tokat attım. Üçü de
Tamam, vurma, kavga etmeyeceğiz dediler.
Çok kızmıştım. Siz nasıl insanlarsınız be. Eğer Numan Beyin cesedi bu kadar bekletilmeden gömülmüş olsaydı daha cesedi bile soğumamış olacaktı. Oysa siz hemen burada mal bölüşme kavgasına tutuşmuşsunuz. Damadına,
Sen nasıl bir erkeksin ki bunları ayırmaya bile gerek görmüyorsun dedim?
Ayırmak istedim ama sen karışma diye dördü de üstüme yürüdüler.
Hadi herkes işine baksın. Kendinizden utanmıyorsanız bari komşularınızdan utanın dedim. Hiç itiraz etmeden dağıldılar.
***
Cenazeyi toprağa verdikten sonraki ilk akşamdı. Nermin Hanım küçük kızıyla beni çağırttı. Önemli bir şey var diye gittim. Nişanlı olan ortanca kızına,
Hadi bize kahve yap dedi. İçimden hayırdır inşallah. Bakalım bu davetin arkasından ne çıkacak diye düşünüyordum.
Mesut Bey, gördüğün gibi biricik kocamı bu gün toprağa verdik. Ne olur bana teselli ver. Beni teselli et. Sık, sık bana gel. Beni en iyi sen teselli edersin dedi. Oysa ben attığım tokat için özür dilememi isteyeceğini sanıyordum. Kahvemi içtikten sonra gitmek üzere kalktığımda
Ne olur gitme, beni biraz teselli et dedi.
Çok işim var daha fazla kalamam dedim.
Ertesi gece küçük kız geldi. Televizyonumuz iyi göstermediği için annem seni çağırıyor dedi.
Tamam, geliyorum dedim. İşimi bitirdikten sonra yukarı çıktım. Ana, kız televizyon izliyorlardı. Nermin Hanım,
A işe bak. Sen gelince televizyon düzeldi dedi. Kahve yaptırmak istedi ama işim çok diyerek reddettim.
Ne olur gitme, otur biraz beni teselli et.
Kalamam işim var dedim. Numan Beyin ani ölümü başıma bela olmuştu. Bu seks manyağı kadının elinden nasıl kurtulacaktım. Zira onun teselli et demesi seks yapmaya davetti. Ne işti bu böyle? Kocası öleli üç gün olmasına rağmen o kendisine seks yapacağı bir erkek arıyordu. Üst üste iki gece daha davet ettiyse de gitmedim. Bu defa on yedi yaşındaki küçük kızı başıma musallat oldu. Her gün yanıma geliyor. Sık, sık ama ben seni çok seviyorum diyordu ve üstüme abanıp tahrik etmeye çalışıyordu..
Bak kızım dedim. Her şeyden önce benim evlenmeye niyetim yok. Bu nedenle senin beni seviyor olmanın hiçbir önemi yok. Sen kendi yaşına denk birini bul dediğimde,
Ama ben seni çok seviyorum. Yaşın ne önemi var ki dedi. Hadi gel de bu işin içinden çık bakalım.
Yaşlı bir kadın geldi.
Oğlum seninle biraz konuşabilir miyim diye sordu?
Tabi ki konuşuruz dedim.
Bak oğlum bu apartman tümüyle Nermin Hanımın. Nermin Hanım seni çok beğeniyor ve seninle evlenmek istiyor. Eğer onunla evlenmeyi kabul edersen seni krallar gibi yaşatır.
Hanım Efendi, ben servet peşinde koşan biri olsaydım babamın dizi dibinden ayrılmazdım. Yoksa siz beni çıplak biri mi sandınız? Benim evlenmeye niyetim yok. Nermin Hanım ile evlenmek ise aklımın kenarından bile geçmez. Yaşlı kadın,
Tamam, oğlum diyerek Nermin Hanımın yanına gitmek üzere dükkânımdan ayrıldı. Az sonra Nermin Hanım geldi. Çok öfkeliydi.
Çık benim dükkânımdan seni beğenmiyorum diye bağırdı.
Yavaş olun Nermin Hanım dedim. Ben de seni beğenmiyorum. Şayet beğeniyor olsaydım, beni teselli et diye her çağırdığında merdiven basamaklarını dörder, dörder çıkarak yanına gelirdim.
Tamam, öyleyse ne duruyorsun? Çıksana dükkânımdan.
Başıma gelecekleri tahmin ettiğimden günlerdir dükkân arıyorum. Bulduğum gün dükkânını boşaltacağım dedim.
Zamanımın çoğunu dükkân aramakla geçiriyordum. Elim işe varmaz olmuştu. Nermin Hanımın küçük kızı başıma bela olmuştu. Elinden gelse yanımdan hiç ayrılmayacaktı. Yanıma iyice sokulup üzerime iyice abanarak beni tahrik etmeye çalışmayı sürdürüyordu.
Bir gün,
Ne olur beni kırma. Deponun anahtarı bende. Depoya girip doya, doya sevişelim. Başında kalırım diye korkma. Ben seninle sevişmekten başka bir şey düşünmüyorum dedi.
Sen benim başıma bela mısın be. Sen ne laftan anlamaz birisin. Git yaşına denk birini bul dedim.
Son sözün bu mu?
Evet bu?
Ben de beni reddettiğin için senin başına bela olacağım. Reddettiğine seni pişman edeceğim dedi.
Elinden geleni arkana koyma dedim. Tam o sırada yanımda çalışan çocuk geldi.
Ustam çok güzel bir dükkân buldum. İstersen hemen gidip bakalım. Dükkânı mutlaka beğeneceksin dedi.
Beğenmek önemli değil. Yeter ki bu belalılardan kurtulalım dedim. Kalfamın gösterdiği dükkânın sahibini bulup hemen anlaştık. Vakit kaybetmeden de hemen taşındık. Böylece o iki manyaktan kurtularak huzura kavuşmuş oldum.
Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 984 kez ziyaret edildi.)