AYKIRI AŞKLAR

AYKIRI AŞKLAR

 

Hande ile Cemil çocukluk arkadaşıydılar. Zaman ne kadar çabuk geçiyordu. Sokakta beraber kaydırak , körebe oynadıkları günler ne tez geçmişti. Hande ilkokulu bitirir bitirmez eve kapatılmıştı. Zira o artık yetişkin kız sayılıyordu. Yıllar sonra bir düğünde karşılaştılar. Eski çocukluk arkadaşı Cemil ile göz göze geldiklerinde, içinden sımsıcak bir şeylerin aktığını hissetmişti. Cemil de aynı duyguları yaşamıştı, çocukluk arkadaşıyla göz göze geldiğinde. Uzaktan uzağa görüşelim diye işaretleştiler.

Cemil’in yolu Hande’lerin evi üzerinde olmamasına rağmen, yolunu uzatarak her gün Hande’nin evi önünden geçmeye başlamıştı. Çok seyrek görebiliyorlardı birbirlerini. Cemil çocukluk arkadaşının yolunu gözlediğinin farkındaydı ama, ailesinin çok mutaassıp olması nedeniyle konuşma olanağı bulamıyorlardı. Cemil’in geçiş saatinde sokak kapısını süpürme bahanesiyle sokak kapısının önünü süpürüp temizlerken, Cemil’in önüne bir kibrit kutusu attığını fark ettiğinde yüreğinin yerinden fırlayacağını zannetmişti. Kibrit kutusunu diğer çöplerle birlikte faraşın içine aldı. Eve girdiğinde hemen kibrit kutusunu alıp koynuna koydu. Faraştaki çöpleri çöp kovasına boşalttıktan sonra , annesine

Sokağı süpürürken yorulmuşum girip biraz yatacağım diyerek yatak odasına girip yatağa uzandı. Annesinin kendisiyle ilgilenmediğine emin olduktan sonra koynundaki kibrit kutusunu alıp içindeki mektubu çıkardı.Heyecanla okumaya başladı.

Hande’ciğim. Seninle çocukluğumuzda ne güzel anlaşıyor ve ne güzel oyunlar oynuyorduk. O günler seni sadece bir arkadaş olarak görüyordum. Ölene dek hep öyle bir arkadaş olarak kalacağımızı zannediyordum. Seni o düğünde gördüğümde, hayalimdeki sevgilimin sen olduğunu anladım. Arkadaşlık duygularım şimdi büyük bir aşka dönüştü. Öylesine güzelsin ki sana aşık olmamak olası mı. Çılgıncasına seviyorum seni. Seni her gün görebilmek için evinin önünden geçiyorum. Senin de beni beklediğinin farkındayım. Ailenden korktuğun için beni tül perdenin arkasından gözlediğini görüyorum. Seni tül perdenin arkasından hayal meyal görebilmek bile mutlu ediyor beni. Ne olur seninle uygun bir yerde buluşup konuşalım. Eğer bu olanağı sağlarsan bana, beni son derece mutlu edeceksin. Seni çılgıncasına seven Cemil.

Mektubu defalarca okudu ve belki de yüzlerce kez öptü mektubu. Onunla buluşmak ne güzel olurdu.Ama nasıl ve nerede buluşacaklardı. Böyle bir buluşmayı babası duyarsa mutlaka keserdi onu. Ah o aşk denilen çıldırtan duygu, dizginlenmesinin olasılığı var mıydı. Uzandığı yatakta Cemil’ini düşündü uzun uzun. Annesinin sesiyle daldığı hayal aleminden ayrıldı.

Kız ne bu uyku böyle bu saatte. Hadi kalk artık neredeyse öğlen olacak.

Tamam anneciğim kalkıyorum. Ne oldu bana bilmiyorum, uyuya kalmışım. Hemen yatak odasından çıkıp öğle yemeği için annesine yardıma gitti. Öğleden sonra annesi komşularına misafirliğe gittiğinde, komşu çocuğuyla bakkaldan kağıt aldırdı. Annesinin yokluğundan yararlanarak sevgilisine bir mektup yazdı.

Cemil’ciğim, o düğün gecesinden beri hep seni düşünüyorum. Her gün evimin önünden geçmeye başlaman beni öylesine mutlu ediyor ki. Seni gördüğümde sokağa çıkıp boynuna sarılıp ben de seni deliler gibi seviyorum diyesim geliyor ama, nasıl yaparım bunu. Biliyorsun ailem bu konuda çok tutucu. Kendimden değil de senin için korkuyorum, sana bir kötülük yaparlar diye. Annem ve babam erken saatlerde yatıyorlar. Gece yarısı bekleyeceğim seni. Kapıyı aralık bırakacağım. Odamın penceresinden gözleyeceğim seni. Geldiğinde hemen yanına geleceğim. Avlumuzun uygun bir yerinde konuşuruz. Seni sabırsızlıkla ve özlemle bekliyorum sevgilim. Seni delicesine seven Hande.

Sabah aynı saatte sokağı süpürmeye başladı. Gözü yoldaydı. Cemil’im neredeyse geçer diye geçirdi içinden. An iti hazırla taşı derler ya. Cemil sokağın başında göründü. Yakınına gelmesini bekledi. Avucunda tuttuğu kibrit kutusunu göstererek, kutuyu duvar dibine attı. Cemil yoluna devam etti. Az sonra geri dönerek duvar dibindeki kibrit kutusunu heyecanla aldı. Etrafta kimseler var mı, kutuyu aldığımı gören oldu mu diye bakındı. Etrafta kimselerin olmadığını gördüğünde rahatladı. Az ileride kutuyu açıp içindeki mektubu çıkarıp okumaya başladı. Mektubu okurken kalbi duracaktı sanki.

Gün bir türlü bitmiyordu. Gece yarısına sanki daha yıllar vardı. Gece saat on ikiye doğru, sevgilisinin evinin önüne geldiğinde, kapının aralık olduğunu gördü. Kapıyı iterek içeriye girdi. Korkudan mı heyecandan mı olacak kalbinin güm güm vuruşlarını etraftan duyulacağını zannediyordu. Sokak lambasının aydınlatamadığı bir yer bulup beklemeye başladı. Sevgilisi evin kapısını açıp dışarıya çıktığında onu bir hayal aleminin güzeller güzeli perisi zannetti. Hayal mı görüyorum, yoksa gördüklerim gerçek mi diye düşünürken sevgilisinin boynuna sarılmasıyla gördüğünün gerçek olduğunu kavradı. O da sarıldı sevgilisinin boynuna. Dudaklar birbirlerine kenetlendi. Ara sıra soluk almak için ayrılıyordu dudakları. Etraftan duyan olur korkusuyla hiç konuşmuyorlardı. Günün ağarma belirtisi başladığında hande,

Ne olur ayrılalım artık, neredeyse babam uyanacak diye fısıldadı. Bu gece yine bekleyeceğim seni. Sakın gelmezlik etme. Cemil

Gelmez olur muyum diye fısıldadıktan sonra sokak kapısına yönelerek sessizce kapıyı kapatıp uzaklaştı. Yaşadığı o zevk dolu saatler çektiği korkuyu unutturmuştu ona. Yine gece yarısını iple çekerek evine gidip yattı. Geç vakit kalkarak kahvaltı bile etmeden işinin başına gitti. Her gece sürüyordu bu çılgın buluşmaları. Hande

Hadi artık istet beni ailemden. Eğer yakalanırsak ailem ikimize de zindan ederler dünyayı diyordu. Cemil

Ailem bana akrabalarımızdan bir kızı almak istiyorlar. Seni istemeleri için bir türlü ikna edemiyorum onları. Eninde sonunda elbette benim istediğim olacak ve seni istemeye gelecekler demişti. Buluşmalarını aksatmadan sürdürüyorlardı.

Yine gecenin karanlığında çılgınca sevişiyorlardı. Birden evin kapısı açıldı. Handenin babası dışarıya çıktı. Yavaş bir sesle

Hande, neredesin kız. Bu saatte ne işin var avluda. Seni yatağında göremeyince merak ettim.

Buradayım baba, uykum kaçtı da. Cemil yakalanma korkusuyla koşarak sokak kapısından fırlayıp kaçınca, babası durumu kavramıştı. Avluyu aydınlatan lambayı yaktığında kızını korkudan tir tir titrediğini gördü. Yanına gidip suratına okkalı bir şamar patlattı. Saçlarından tutarak eve doğru sürüklemeye başladı.

Sen ha, sen bizden habersiz ne haltlar karıştırıyormuşsun. Kim o buluştuğun it. Çabuk söyle yoksa seni geberteceğim. Babası acımasızca durmadan vuruyor ve tekmeliyordu. Gürültü üzerine annesi uyandı. Merakla geldi yanlarına. Kocasının, kızını feci şekilde dövdüğünü görünce hemen araya girmeye çalıştı. Kocası öfkeden deliye dönmüştü. Bu kez karısına vurmaya başladı.

Sen mi yüz veriyorsun bu orospuya diye. Annesi yediği onca tokatlara rağmen yine araya girdi

Yeter bey, yeter öldüreceksin kızı. Zor yatıştı babasının öfkesi. Kızını yine saçlarından tutarak yatak odasına itti. Sonrada kendi odalarına girdiler.

Bak hanım bu kız iyiden iyiye azmış. Bu ne cesaret böyle. Gecenin bu vaktinde eve erkek alacak. Hele bir daha onu böyle bir uygunsuz yakalayayım, mutlaka gebertirim onu. Konuş onunla. Sakın bir daha böyle bir bok yemesin.

Tamam bey, sen sakin ol. Ben onunla gerektiği gibi konuşurum.Yatağa girdiklerinde bile baba bir türlü öfkesini yenemiyordu. Bu nedenle sabaha dek gözüne uyku girmedi. Sabah kahvaltıya oturduklarında, kızı kahvaltıya gelmemişti. Eşine

Git çağır şunu. Tepemi attırmasın. Onunla konuşacaklarım var.Annesinin çağırmasıyla korkuyla gelip oturdu kahvaltı masasına. Babasının yüzüne bile bakamıyordu. Babası doyduğu halde masadan kalkmadı. Kızının kahvaltısını bitirmesini beklerken

Hadi hanım kahve yap ta içelim dedi. Kahvelerini içerken Hande kalkıp odasına gitmek istedi. Babası sert bir sesle

Otur oturduğun yerde seninle konuşacaklarım var. Hande isteksizce oturdu. Babasını kızdırmaktan korktuğu için her dediğine itaat etmek zorundaydı. Babası

Hanım bizim kızı Celep Rıza oğluna istemişti. Düşünelim demiştik onlara. Ne dersin verelim mi kızımızı onun oğluna

Sen bilirsin bey, kızımız ne der buna.

Hiçbir şey demeyecek. Madem ki ben verelim diyorum, kızımızın da bunu kabul etmesi gerekir.

Ben Hande ile daha sonra konuşur onun fikrini alırım.

Daha sonra niye konuşacaksın. İşte karşımızda oturuyor. Ne söyleyecekse söylesin.

Olur mu bey, kızımıza düşünmesi için biraz zaman verelim.

Hayır hanım. Bu işin zamanı kalmadı. Ben haber salacağım onlara, gelsinler kızımızı istesinler diye. Yeter bunca zaman düşünme payı için. Hande korkudan karşı çıkmayı denemedi bile. Babası evden ayrılır ayrılmaz annesinin boynuna sarıldı. Gözlerindeki yaşlar sele dönmüştü. Hıçkırıklar arasında.

Anneciğim ne olur karşı çık bu isteğe. Ben o çocukla evlenemem. Ben Cemil’i seviyorum. Ben Cemil ile evlenmek istiyorum.

Tamam kızım, yeter artık ağlamayı bırak. Baban eve geldiğinde konuşacağım onunla. Ana kız ev işleriyle oyalanarak olanları unutmaya çalıştılar. Akşam yemeğinden sonra babası kahveye gidiyorum diye evden ayrıldı. Kahve dönüşü hiç konuşmadan yattılar. Yatağa girdiklerinde annesi eşine, kızıyla konuştuklarını anlattığında, babası deliye dönmüştü. Gidip o kızı parçalayacağım diye bas bas bağırıyordu.

Sus bey, sus komşular duyacak rezil olacağız.

Hanım, hanım zaten rezil olacağımız kadar rezil olmuşuz. Kızın adı dillenmeden bu işi bitireceğim. Sakın karşı çıkmasın bana. Hande yattığı yerden babasının bas bas bağırdığını duyunca yatağının içine iyice büzülerek uyumaya çalıştı.

***

Celep Rıza, oğlu Mehmet’e can arkadaşı bakkal Mustafa’nın kızı güzel Hande’yi istediğinde aldığı olumlu yanıt üzerine çok sevinmişti.Hadi bakalım tatlılar gelsin dedi. Böyle bir durumda, tatlı yemek uğur getirir. Tatlılar yenirken, gelin adayının çok durgun olmasını, utandığına yordu. Vedalaşıp ayrıldılar. Yolda oğluna takılmadan edemedi

Hadi oğlum Mehmet, durdun durdun turnayı gözünden vurdun. Gelinimiz çok güzel. Allah sizi bahtiyar etsin.

Amin dedi Mehmet utanarak.

***

Düğün hazırlıkları hızla sürüyordu. Hande’nin durumu ise perişandı. Aralıksız ağlıyordu. Anesi çok üzülüyordu kızının bu haline. Birkaç kez eşine

Bey bu kız o delikanlıyla evlenmek istemiyor. Kızımızın durumu içler acısı. Sürekli ağlıyor dediğinde eşi,

Bırak ağlasın. Nikahta keramet vardır. Nikahtan sonra her şey düzelir diyordu. Zaman zaman kızıyla konuşuyor onu bu yeni duruma alıştırmaya çalışıyordu. Ne yapsa fayda sağlamıyordu. Bazen aklına kötü şeyler geliyordu.

Ya bu kız son anda bir çılgınlık yaparsa, canına kıyarsa. Masaya vurdu üç kez. Allah yazdıysa bozsun. Allahım ne olur bana böyle bir acıyı tattırma diye dua etti.

***

Cemil’in akrabasının kızıyla  nişanlandığının haberi geldiğinde Hande çok fena yıkıldı. Odasına kapanıp uzun uzun ağladı. Komşularının sesini sonuna kadar açtığı radyodan hüzün dolu nağmeler dalga dalga yayıldı odasına. Unutmadım seni ben, tüm dikkatini bu hüzün dolu şarkının nağmelerine verdi. Bir yerlerde okumuştu bu hüzünlü şarkının öyküsünü. Eşi ölen bir ses sanatçısının sözlerini yazdığı bir şarkıydı bu. İçin için eşlik etti bu hüzünlü şarkıya. O yine de benden şanslı diyi geçirdi içinden. Canımdan çok sevdiğim, uğruna ölümü göze aldığım Cemil’im, şimdi bir başkasını kollarının arasına alma hazırlığında. Belki de unutmuştur beni. Oysa ben hep umutla beklemiştim onu. Bir gün mutlaka gelip kaçıracak beni diye ne kadar da umutlanmıştım. Boşuna umutlanmışım. Yıkılan bir dünyanın yerine mutlaka yeni bir dünya kurulur derler. Doğru mu acaba. Ben Cemil’i unutup nişanlım Mehmet ile mutlu olabilecek miyim acaba. Başka şansı yoktu. Cemil artık bir ölüydü umutlarında. Yaşamının sürmesi gerekiyordu. Madem ki o beni unutup bir başkasıyla evlenecek ben niye unutmayayım onu. Odasından çıkıp annesinin yanına gitti. Annesine yardıma başlamadan önce gidip radyoyu açtı. Annesine yardım ederken radyodaki şarkılara eşlik etmeye başlayınca annesi çok şaşırdı.

Güzel kızım seni böyle değişmiş görünce ne kadar sevindiğimi anlatamam sana. Bak göreceksin, evlendiğinde Mehmet ile çok mutlu olacaksın. Mehmet gerçekten çok iyi bir çocuk dediğinde

Doğru söylüyorsun anneciğim, ben de öyle düşünmeye başladım. Radyoda ki sevdiği şarkılara daha yüksek sesle katılarak annesine yardımı sürdürdü.

***

Düğün günü gelinliğini giydirdiler. Nişanlısı kiraladığı bir arabayla Kuaföre götürdü. Daha sonra çiçeklerle süslenilmiş, plakasının üzerine evleniyoruz, mutluyuz yazısı geçirilmiş bir araba ile düğün salonuna gittiler. Alkışlar arasında damat ve gelin için hazırlanmış masadaki sandalyelere oturdular. Yaşlı kadınlar

Tüh tüh maşallah ne de yakışmışlar birbirlerine diyorlardı. Tüm gece nikahlısı ve arkadaşlarıyla dans edip oyunlar oynadı. Mutluluktan mı böyle yapıyordu, yoksa Cemil’den intikam mı alıyordu bilmiyordu.

Ne farkeder diye geçirdi içinden. Nasıl olsa o artık benim için bir ölü. Gece yarısından sonra düğün sona erdirildi. Aynı süslü arabaya binip evlerine gittiler. Yatak odasına girip soyunmaya başladığında Mehmet’in kendisini aç bir kurt gibi seyretmesinden doyumsuz bir zevk alıyordu. Mehmet çabucak soyundu ve yatağa girdiler. Sım sıkı sarıldı kocasının boynuna. Cemil’i tümden sildi kafasından. Doğanın o sınır tanımaz cinsel dürtülerine teslim etti kendisini. Tüm gece doyasıya sevişti kocasıyla.

Aylar, yıllar birbirini kovaladı. Doğan bebekleriyle yeni kurduğu dünyasında olabildiğince mutluydu. Zaman zaman eski sevgilis Cemil geliyordu usuna. Hemen kovuyordu o nankörü, haini usundan.

Bir düğüne davetliydiler. Küçük kızına en güzel giysisini giydirdi. Kendisi de en güzel giysisini giydi. Mehmet’te lacivert elbisesini giymişti. Neşe içinde yola düştüler. Evleri düğün salonuna çok yakındı. Salona girip kendilerine ön tarafta gösterilen yere oturdular. Gelinle damat geldiğinde düğün başladı. Kızı çoktan atmıştı kendini piste. Kendileri de dansa kalktılar. Dans edenler arasında eski sevgilisini görünce neye uğradığını bilemedi. Eski sevgilisi gözlerini hiç ayırmıyordu üstünden. Ona bakmamaya çalışıyordu. Ona nispet yaparcasına sımsıkı sarıldı kocasına. Bak ne kadar mutluyum demek istiyordu eski sevgilisine. Göz göze geldiler. İçinden sım sıcak bir şeyler aktı. Ayakta duracak hali kalmamıştı.

Hadi oturalım dedi eşine. Gidip yerlerine oturdular. Gözleriyle aradı Cemil’i. Onlarda terk etmişlerdi pisti. Oturulan yerlerde aradı eski sevgilisini. Az ötede oturduğunu gördü. Yine göz göze geldiler. Yine içinde sımsıcak bir şeyler aktı. Gözlerini başka tarafa çevirdi. Ona bir daha bakmayacağım diye geçirdi içinden. Olası mı. Onun gözleri dev bir mıknatıs gibi çekiyordu bakışlarını. Uzun uzun bakıştılar. Eski aşkı bir alev gibi kapladı tüm benliğini.

Sabah penceresinin önünde oturmuş sokağı seyrediyordu. Sokağın başında Cemil belirdiğinde yüreği yerinden fırlayacakmış gibi oldu. Cemil penceresinin önüne geldiğinde avucunun içindeki kibrit kutusunu pencerenin altına attı. Kutuyu gidip almakla almamak arasında ikircikliydi. Ya biri kutuyu alır açar ve kutuyu bulursa diye bir korku sardı içini. Sokağa çıkıp cam temizler gibi yaparak etrafını kolladı. Kimsenin görmeyeceğine emin olunca yerden kutuyu alıp evine girdi. Hemen kutunun içindeki kağıdı çıkarıp okumaya başladı.Mektupta

Hande’ciğim, benim seni canımdan çok sevdiğimi bilmeni isterim. Sen nişanlanınca dünyam yıkıldı. Senden umudumu kesince ben de bildiğin gibi akrabamın kızıyla evlenmek zorunda kaldım. Seni yüreğimden hiçbir zaman silip atamadım. İnan bana karımla yatağa girerken hep seni düşünüyorum ve ona hep sen diye sarılıyorum. Karımı hep sen diye sevip okşuyorum. Kendimi bu şekilde teselli etmeye çalışıyordum. Dün gece her şey değişti. Senden ayrı yaşamak dayanılmaz bir azap oldu. Ne olur eskisi gibi buluşup dertleşelim. En kısa zamanda ikimizde, eşlerimizden boşanıp bir araya gelmenin çaresini arayalım. Seni ölene kadar sevecek olan C.

***

Gece yarısına doğru, kocasının uyuduğuna emin olduktan sonra, gidip sokak kapısını araladı. Az sonra Cemil aralık kapıyı iterek içeriyi girdi. Evleri eski yer evlerindendi. Tuvalet avlunun öbür ucundaydı. Cemil’i hemen elinden tutup tuvalete götürdü. Sım sıkı sarıldılar birbirlerine. Cinselliğin en büyük zevkini çok büyük bir tehlike içinde yaşadılar. Hemen hemen her gece sürdürdüler bu tehlikeli buluşmalarını.

Yine birbirlerine sarılmışlar, cinsel dürtülerinin en büyük hazzını yaşıyorlardı. Tuvaletin kapısı sert bir şekilde açıldığında korkudan ölecek gibi oldular. Gelen kocası Mehmet’ti. Elinde tuttuğu bıçak gecenin karanlığında ışıl ışıl parlıyordu. Mehmet bıçağı kaldırdı. Tam saplayacakken vaz geçti. Bıçağn sapıyla var gücüyle ikisine de vurmaya başladı. Mehmet çok güçlüydü. Ne kaç mayı ne de bıçak sapının darbelerinden kurtulmayı başaramıyorlardı. Kafalarına yedikleri darbelere dayanamayıp yere yığıldılar. Mehmet hızla dışarı çıkıp aynı hızla geri döndü. Elinde kalın bir ip vardı. Cemil’in üzerine çöküp bileklerini yakalayıp geriye çekip belinin üzerinde sımsıkı bağladı.Aynı şekilde ipin öbür ucuyla eşinin de ellerini arkadan bağladı. İkisini de ayağa kaldırıp,

Hadi bakalım düşün önüme dedi. Cemil ile Hande inlercesine

Bizi nereye götüreceksin diye sordular.

Sizi öldürmeyeceğim. Zira pis kanınızla ellerimi kirletmek istemem. Sizin cezanızı adalet verecek. Haydi davranın bakalım öyle sümdük sümdük durmayın orada. İkisinin de direnebilecek durumları yoktu. Çaresiz yürümeye başladılar. Sokaklarda kimse yoktu. Devriye gezen iki bekçiyle karşılaştılar. Bekçiler Mehmet’ de Cemil’i de tanıyorlardı. Merakla sordular

Mehmet niye bağladın bunları böyle birbirlerine. O elindeki satırdan farksız bıçak ta ne öyle.

Tuvalette zina yaparken yakaladım namussuzları. Elimi pis kanlarıyla kirletmek istemedim. Götürüp karakola teslim edeceğim. Cezaları ne ise adalet versin.

En doğrusunu yapıyorsun dediler. Hadi biz de sana yardım edelim. Hep beraber karakola gittiler. Nöbetçi polise olanları anlattı. Polis üçünün de ifadelerini aldıktan sonra, nezarethanenin birine Hande’yi diğerine de Cemil’ kapattılar.

Sabah Mehmet bir avukata davasıyla ilgili vekaletname verdi. Vekalet ücretini de peşin ödedi. Evine dönerek kızını yolculuk için hazırladı. Doğup büyüdüğü beldeyi kızıyla birlikte terk etti. Ne Mehmet’ten ne de kızından bir daha haber alınmadı. 2000-02-27

 

 

(Bugün 1, toplamda 201 kez ziyaret edildi.)