Günaydın Ey Yöneticiler

Günaydın Ey Yöneticiler
Bal deresi balı başlıklı yazımı bundan tam bir yıl önce yazıp gazeteye göndermiştim. Yazıyı yazdığım tarih günü gününe on aralık iki bin on bir. Yani on gün sonra tam bir yıl olacak. Bakanlıkça bal deresi balının sahte olduğu ancak bir yıl sonra açıklanabildi. Açıklandı ama ne oldu? Bazı televizyonlarda reklamı halen sürmekte ve hem de en inandırıcı şekilde. İşin ilginç yanı bu sahte balı piyasaya sürüp pazarlayanlar balın ne olduğunu bile bilmiyorlar. Bal reklamını yapan kişi diyor ki ben balın tenekesini iki yüz liraya alıyorum. Bir teneke bal yirmi dört kilo gelmektedir. Kavanoza doldurma, nakliye ve reklam giderlerinden sonra bana iki lira kalıyor. Bu da bana yetiyor. Ucuza satıyorum. Herkes alıp yesin diye diyor. Orada dur bakalım, balın ne olduğunu dahi bilmeyen satıcı bay. Bir kere gerçek balın bir tenekesi en az otuz iki, en çok da otuz altı kilo gelir. Otuz beş, otuz altı kilo gelmesi çok nadirdir. Yani minimum otuz iki, maksimum otuz altı kilodur. Nasıl oluyor da sizin pazarladığınız balların bir tenekesi yirmi dört kilo gelmektedir. Balınızın sahte bal olduğunu kendi dilinizle itiraf etmiyor musunuz?
Bal çok önemli bir gıdadır. Kelimenin tam anlamıyla iyi bir sağlık ürünüdür. Aldığınız balı boşalttıktan sonra dibinde kalana su katıp şerbet yapmaya çalışınız. Eğer kolayca eriyorsa o bal gerçek bal değildir. Dipte kalan balın uzun uğraştan sonra erimesi gerekir. Aldığım balı cam saklama kabına boşalttıktan sonra dipte kalanı mutlaka sulandırıp şerbet olarak içmekteyim. Hem de TIP 2 şeker hastası olmama rağmen. Yıllar önce sahte bal satan biri tarafından kazıklanmıştım. Üç kiloluk sahte balı hemen çöpe atmıştım. Daha sonra on dört yıl yaşadığım Muğla’da balcı arkadaşlarımdan ve balcı müşterilerimde balların tüm inceliklerini öğrenmiştim. Bu arada sahte bal satanların alıcıları yanıltmak için yaptıkları hileyi de açıklamakta yarar var. Sahte balı kavanozlara doldurduktan sonra üzerlerine bir parmak kalınlığında gerçek bal dökmektedirler. Bal işinden anlayanlar kendilerine tadına bak diye uzattıkları balın tadına bakmak için kaşığı gidebildiği kadar derine sokarak aldıkları balın tadına bakarlar. Bu durumda balın tadına bakanın kaşık elinde kalır. Zira sahte bal satıcısı anında kaçmış olur.
Sağlık uzmanları sahte ürünler konusunda televizyon izleyicilerini sürekli uyarmalarına rağmen her türlü sağlığa zararlı ürün sağlıklıymış gibi reklamları ve pazarlanması sürüyor. Bu sağlıksız sağlık ürünleri yüzünden gencecik insanlarımız dahi ölüyorlar. PANAX adlı sözde sağlık ürününün satışının yasaklanması, raflarda yerini almış olan ürünlerinin toplatılmasının üzerinden en az altı ay geçti ama televizyon kanallarında reklamı ve pazarlaması halen sürüyor. Peki, devletin bu sahte ve sakıncalı ürünlerin üretilmesini, reklamının yapılmasını ve sanal yoldan satılmasını yasakladığı halde, kendi koyduğu yasakları uygulamaya gücü yetmiyor mu? Ki bu adamlar halen reklamlarını sürdüre biliyorlar.
Sonunda bazı çevreler muratlarına ermeye başladılar. Türk insanını Arap bedevilerine benzetmek isteyenler adım, adım hedeflerine ulaşmaya başladılar. Atatürk devrimlerine güya sahip çıkan bazı parti yöneticileri bile kara çarşafa ve türbana sıcak bakmaktan öte savunuyor olmaları bu tür insanların ekmeklerine yağ sürmektedirler. İzmir Gazeteciler Cemiyetinin yayınlamakta olduğu Dokuz Eylül gazetesinde yer alan bir habere göre, İzmir’de kordon boyunda gezen iki sarıklı yobaz gençlere sağa sola bakmayın. Kızlarla el ele tutuşmayın. Şapka giyenlere de şapka giymeyin. Bizim gibi sarık takın diye tehditkâr telkinlerde bulunmuşlar. Bazı gençlerin tepki göstermesi üzerine bir genç burası yine iyi. Ben Ankaralıyım. Ankara’da bunlardan geçilmiyor demiş. Bu tip insanların eline bir fırsat geçmeyi görsünler. Bırakınız Arap bedevilerine benzemeyi, ülkemizi Afganistan’dan bile beter ederler. Tümü başımıza Taliban kesilirler.
Özcan Nevres ozcan.nevres@gmail.com
www.ozcannevres.com

(Bugün 1, toplamda 92 kez ziyaret edildi.)