Çok Korktuk

İlahiyatçılar derneği tarafından yapılan toplantıda, bir din görevlisi bazı isimler vererek onların cenazelerini yıkamayacaklarını söyledi. Keşke o söylediklerini hiç duymasaydım. Öylesine korktum ki ölmekten bile vaz geçtim. Yüce Allah bu adamların eline düşmemem için duamı mutlaka kabul edecektir.

Hey gidi din adamı bozuntusu hey. Sepetçi Halil gibi kaç tane dindar adam kaldı aranızda. Belki kim bu sepetçi Halil diye soracaksınız. Sizi merakta bırakmamak için anlatayım. Kendisi Menemen’lidir. Din eğitimi görmemiş, kendi kendini yetiştirmiş, kendini din adına hayıra adamış biriydi rahmetli. Hiç bir zaman parası olmadı onun. Olsaydı parasını da hayır için dağıtmaktan çekinmezdi. Küçük bir bağı vardı. Onun geliri ile geçinirdi. İster fakir, ister zengin olsun hiç bir ölü yakınından para kabul etmezdi. Ben bu işi hayır için yapıyorum derdi. Hadi söyleyin bakalım bu adam gibi aranızda kaç adam kaldı?

Amcam Topal Haydar çocukluğunda yapılan bir iğne yüzünden sakatlanarak topal kalmıştı. Bar pavyon hayatını çok severdi. Daha çok sevdiği ise fakirlere yardım etmekti. Belki de sakatlığı yüzünden çok deli dolu bir insandı. Bir gün Menemen’le Koyundere köyü arasında bir araba kaza yapar. Kazada iki erkek ve üç de hayat kadını hayatını kaybeder. Cenazelerin üçü yakınları tarafından alınır. Diğer ikisi ortada kalır. Din adamları bunlar işret aleminden geliyor diyerek cenaze namazını kıldırmak istemezler. Amcam araya girer. O günün parasıyla iki yüz lira para verir ve cenaze namazının kılınmasını sağlar. Çok şükür halimize. Amcamın kullandığı anahtar bizde de var. Cenazeniz ortada kalmaz.

Din adamının görevi iyiliklerin yolunu göstermektir. İnsanlar arasına nifak tohumu ekmek değildir. Haberlerde izliyor, gazetelerde okuyoruz. Ölen bir müslümanın cenaze töreni kilisede yapıldı diye. Ne kadar güzel ve örnek bir davranış. Bütün dinlerde amaç aynı olduktan sonra neden olmasın? Madem tüm ibadetlerde yollar yüce Alllaha gidiyor. Karşı dinleri düşman görmek niye?

Yüce Mevlana’yı bu denli yücelten hasleti neydi. O yüceliğini tüm insanları eşit görmekle kazanmıştı. Ne olursan ol. İster mümin ister putperest ol. Bize gel, bizim dergahta buluşalım demişti. O nedenle ölümünde neredeyse tüm dinlerden temsilciler onu son yolculuğuna uğurlamaya koşmuşlardı.

Bundan böyle bu densizliği yapanlardan hesap sormak Diyanet İşleri Başkanlığının görevidir. Görevi iyi yolu göstermek olan din adamlığının bu denli yozlaşmasına izin vermemesi gerekir. Dernek yöneticileri de o bir avuç haddini bilmezi bünyesinden silkip atmalıdır. Bu arada akla şöyle bir soru geliyor. Bu adamlar bazı kişileri hedef mi gösteriyor? Yani bu adından söz ettiğimiz kişilerin katli vaciptir demek mi istiyorlar? Bu ülkenin tepesinde İMF kılıcı sallanırken, küffar dedikleri aleme milyarlarca dolar borç varken, bu istenmeyen durumdan kurtulmanın tek bir yolu vardır. Ulusal birlik ve beraberlik. Bu birlik ve beraberliği bozmaya kalkışmak din adamlarının görevi değildir.

***

Keçinin yemediği ot başını ağrıtır derler. Hayatımda hiç yapmadığım bir işi yapıyorum. Yeni evimizin eskimiş kağıtlarını söküp yerine yenilerini döşüyorum. Ayaklarım merdiven tepesinde yüz kiloluk bedeni taşımaya isyan ediyor. Bir işi bitirip eserim diye seyretmenim zevki bambaşka oluyor. Sırada doğal gaz ve kalorifer tesisatı var. Bu işler yetmiyormuş gibi yine on günlüğüne İzmir yolu göründü. İki yeğenimin bir hafta arayla yapılacak düğünlerinde bulunacağız. Köşe yazarlığında on günlük yazıyı hazırlayıp bırakma olasılığı yok. Bu kez de İnternet’te yayınlandığında çok olumlu tepkiler alan bir öykümü yayınlamak üzere göndereceğim. Ekim ayının onuyla yirmisi arası değerli okurlarımızı öykülerimle baş başa bırakmış olacağım. Devran dönüyor. Bir garip yolculuktur yaşam dediğimiz çile. Kimi buraya kadar deyip yolu terk ediyor. Kimi bu yola yeni yolcular katmak için evleniyor. Bizde hayatlarında yeni bir dönem başlatacak olan gençleri bu mutlu günlerinde yalnız bırakmamak için yakında yola çıkacağız. Her şeyin gönlünüzce olması dileğiyle

Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 36 kez ziyaret edildi.)