GÜZ GÜLLERİ GİBİ

Güz Gülleri Gibi

Güz gülleri adlı şarkıyı Muazzez Ersoy’un nefis sesinden dinlerken, gönlüm geçmişimin derinlerine doğru daldı gitti. Ben de güz gülleri gibi belki de baharı hiç görmemiştim. Ömrüm ya yazın en sıcak günlerindeki gibi, ya da kış aylarının en soğuk günlerindeki gibi akıp geçmişti. Ne yazın sıcağında serinleyeceğim bir yerim olmuştu. Ne de kışın soğuğunda bir şömine karşısında ısınmanın keyfini yaşaya bilmiştim. Ne ilk baharım olmuştu, ne de son baharım. Ya ağustos sıcaklarında kızgın güneş altında kalmış gibi yandım. Ya da kış aylarının en soğuk günlerinde, barınaksız kalmış biri gibi titredim durdum. Kader dedikleri ne olduğu belirsiz şey var ya benim kapıma hiç uğramadı. Gün geldi birine aşık oldum. Onsuz yaşayamayacağımı, onsuz hayatın hiç tadı olmayacağını düşünürken soğuk bir rüzgar esip tüm umutlarımı alıp götürdü. Onsuz ne yapa bilirdim? Onsuz yaşamanın bir anlamı var mıydı? Oysa o beni terk etmenin keyfini yaşıyordu. Neden terk ettiğini sormadım bile. Bir dünya yıkılırdı. Yerine çok daha revnaklarla süslü, umutlarla dolu bir dünya kurulabilirdi. Oysa umutlarım hep doruklarda kalıyordu. Umutlarıma ulaşamıyordum. Bazen talihsizliğime isyan eder, ey kör talih! Bana gelince mi iki gözün de kör oluyor ve bana ulaşamıyorsun diyordum? Adı üstünde kör talih bu. Ya benim kapım çok dar. Evimden içeri giremiyor. Ya ben çok küçüğüm beni bulamıyor?

Onu ilk gördüğümde güzelliğiyle aklımı başımdan almıştı. Ne yapıp edip onun kim olduğunu öğrenecektim. İlk defa şans yüzüme gülmüştü. Komşularımızdan biri kızı tanıyordu. Kızı çok beğendiğimi söylediğimde,

Ben onu seninle tanıştırırım dediğinde sanki bir ilkbahar mevsiminin tüm çiçekleri ruhumda açmıştı. Komşum gerçekten beni bu güzeller güzeli kız ile tanıştıracak mıydı? Kız kardeşimle dans ederken o da bir arkadaşıyla dansa kalktı. Onun da gözü benim üzerindeydi. Her dönüşten sonra göz göze geliyorduk. Utangaç bir tavırla gözlerini başka bir yöne çeviriyordu ama yine de kısa bir süre sonra yine göz göze geliyorduk. Yüzük parmağımı göstererek, diğer elimin parmaklarını halka gibi yaparak, kendisini işaret ettim. Bunun anlamı seninle nişanlamak istiyorum demekti. Mesaj alınmıştı. Başını kabul anlamında salladığında yüzü kıpkırmızı olmuştu. Kız kardeşimi ona doğru yönlendirerek yan yana geldiğimizde omuzlarımız bir birine değmişti. Bu hareketim yüzünden çok heyecanlanmıştı. Göğsü bir körük gibi şişip şişip iniyordu. Belli ki çok heyecanlanmıştı. Yerimize oturduğumuzda komşum onun yanına gitti. Bir şeyler söyledikten sonra beraber dansa kalktılar. Amaç dans etmek değildi. Benim onunla tanışmak istediğimi söylemek için olduğu belliydi. Kız gözlerini benden ayıramıyordu.

Düğün dağılışında onu takip edip evini öğrenecektim ama başaramadım. Nasıl oldu bilemiyorum. Ne tarafa gittiklerini görememiştim. Ertesi gün komşum iş yerime geldi .

Dünürlük hakkımı isterim. Bir elbise mi olur? Bir çift ayakkabı mı bilemem? Bu kadar güzel bir kıza kavuşmak için istediğim az bile dedi.

Aman abla, elbisenin, ayakkabının sözü mü olur? Yeter ki olsun.

Oldu bil. Dans ederken konuyu açtım. Nasıl sevindi anlatamam.

İnşallah dediğin gibi olur.

Bir ara senin telefon numaranı bir kâğıda yazıp ona verdim. Seni mutlaka arayacağını söyledi.

Çok teşekkür ederim. Yaptığın iyiliği ömür boyu unutmayacağım dedim.

***

Telefonum çaldı. Arayan bir bayandı.

Kimsiniz diye sordum?

Düğündeki dedi.

Aradığına ne kadar sevindiğimi anlatacak kelime bulamıyorum. Komşum beni arayacağınızı söylediğinde ne yalan söyleyeyim, İnanamamıştım.

Neden inanmayacaksın? Bir kızın beğendiği hele, hele seninle nişanlanmak istiyorum diye işaret eden bir erkeği araması suç mu?

Ne diyorsun sen? Suç mu olur? Dedim ya. Beni öyle şaşırttın ki söyleyecek kelime bulamıyorum.

Yaptığın işarette ciddi misin?

Elbet de ciddiyim. Sizin gibi olağan üstü güzel bir kıza ciddi olmayan işaret yapılır mı?

Bilemem. Zira erkeklere güvenim yok.

Anlaşılan telefonla istediğimiz gibi anlaşamayacağız. En iyisi bir yerde buluşup her şeyi açık açık konuşmamız çok daha iyi olur.

Nerede buluşalım.

Sen nerede istersen orada.

Parkta olabilir mi?

Neden olmasın?

Hemen buluşa bilir miyiz?

Ben hemen evden çıkıp parka gideceğim. Sen de hemen gel. Ne olur beni fazla bekletme.

Ben de hemen çıkıyorum. Motor sıkletimle parka sizden daha çabuk ulaşırım.

Sanmıyorum. Evimiz parka o kadar yakın ki?

Hadi bakalım kim daha çabuk parka ulaşacak. Verdiği yanıtı beklemeden dükkanımdan çıktım. Motor sıkletimi çalıştırıp hareket ettim. Parkın kapısı yakınına motor sıkletimi park ederken o parkın içine girmişti bile. Hemen peşine takıldım. Parkın en uç tarafındaki ağaçların daha sık olduğu tarafa doğru yürüyordu. Adımlarımı hızlandırıp yanına ulaştım.

Ne olur, tenha bir yere ulaşmadan beni tanıdığını belli etme dedi.

Tamam diyerek biraz geriledim. Gözüne kestirdiği masaya oturur oturmaz yanına gittim. Karşılıklı oturduk. Gözlerimiz birbirine kenetlenmişti sanki. Öylece birbirimize bakıyorduk. Sanki konuşmaktan korkuyorduk. Gelen garsonu fark etmemiştik.

Bir şey alır mısınız?

Ne diyor bu dercesine alık alık garsonun yüzüne baktım. O yineledi.

Ne alırsınız dedi.

İki dondurma dedim. O,

Hayır olmaz dedi. Soğuk yiyip arayı soğutmayalım. Sıcak bir şeyler içelim.

Çay mı?

Öyle olsun. Garsona dönüp

İki çay dedim. Garson gider gitmez ellerini avuçlarımın içine aldım. Çekmek istedi. Bırakmadım.

Daha adını bile söylemedin. Söylemeden bırakmam.

Sen söyledin mi ki?

Adım Gürsel.

Benim de Behiye. Ne iş yapıyorsun?

Elektrik malzemesi satan ve elektrik tesisat işlerinin yapıldığı bir iş yerim var.

Peki sen?

Ben de bir devlet dairesinde çalışıyorum.

Evlendiğimizde çalışmana gerek kalmayacak. Ama ille de çalışacağım dersen, çalışmana karışmam.

İşimi seviyorum. İşimden ayrılmak istemem.

Tamam. Ben de çalışmanı engellemem. Garsonun gelmesi üzerine konuşmayı kestik. Garson gittikten sonra derin bir iç geçirdi.

Bak Gürsel. Ben çok talihsiz bir insanım. Annemi ve babamı küçücük bir çocuk iken yitirmişim. Halamın çocuğu olmadığı için beni evlat edinmişler. Edinmişler ama sanki annemin ve babamın ölümüne ben neden olmuşum gibi benden hep nefret ettiler. Evimde benim hiçbir söz hakkım yoktur. Her hareketim eniştemden sorulur. Olabildiğince katı bir insan. İnan bana onun yüzünden çocukluğumu bile yaşayamadım. Beni isteteceğine ve benimle bir yuva kurmak istediğine inanıyorum. Ama korkuyorum. Enişteme dayı diyorum. Dayım bu iş olmaz derse ne yapacağımı bilemiyorum.

On sekiz yaşını bitirmişsin ki, devlet memuru olmuşsun. Dayının hayır demeye hakkı yok ki.

Yok, ama o der. Derse aramızdaki her şey biter.

Ellerini sımsıkı tuttum. Hayır bitmez dedim.

Biter dedi. Zira ona minnet borcum var. O olmasaydı beni kim büyütür okuturdu?

Haklısın ama yine de senin evlilik seçeneğine karşı çıkmaması gerekir.

Sen beni istet ama vereceğini sanmıyorum. Zira ben ne istersem o hep aksini yapar. Bu yüzden çok korkuyorum. Ne olur elini çabuk tut. Biliyorsun bu konularda dedikodular alır başını gider.

Dedikodu yapacaklar da ne olacak. Ne eksiğimiz var?

Ben çok talihsiz bir kızım. Talih benim yüzüme hiç gülmedi.

Seni isteteceğim ve talihinin bundan sonra nasıl değiştiğini birlikte göreceğiz.

İnşallah dedi. Bacaklarımı bacaklarına doğru uzatarak, baldırlarını baldırlarımın arasına aldım. Boğulacak gibi oldu.

Ne olur yapma, gören olur.

Görmeleri daha iyi olur. Birbirimizi sevdiğimizi daha iyi anlarlar.

Ya dayıma söylerlerse?

Söyleseler ne olur?

Dayım köpürür. Bu iş olacaksa olmaz diye kestirir atar. Ayaklarımı geri çekerek baldırlarını baldırlarımdan ayırdım. İçimde dayanılmaz bir arzu vardı. Etrafımızda bizi izleyecek, ne yaptığımızı görecek insan kalmamıştı. Uzanıp ensesinden tutup kendime doğru çektim. Dudaklarını dudaklarımın arasına aldım. İtiraz etmedi. Ayrıldığımızda,

Sen ne yaptığını zannediyorsun. Ya biri gördüyse?

Merak etme zamanı çok güzel ayarladım. Hiç kimse görmedi.

İnşallah dedi. Bir süre daha konuştuk.

***

Çoğu kez onunla öğlen paydosunda yine parkta buluşuyorduk. Öğlen saatlerinde park çok tenha oluyordu. Bu sayede sık sık öpüşmenin hazzını yaşıyorduk. Yine böyle bir günde,

Dayımın çok iyi konuştuğu bir Ramazan ağabey var. O bizi burada konuşurken görmüş. Bana senin çok iyi bir insan olduğunu söyledi. Beni artık istetebilirsin. Ama mutlaka Ramazan ağabey de sizinle birlikte gelsin. Sakın istemeye gelirlerken sen gelme. Zira dayım o kadar huysuz bir insan ki, sizi kırmak için her şeyi yapar.

Tamam dedim. Bu isteme işimiz eski usul olsun.

Ne zaman isteteceksin.?

Ramazan ağabeyini hemen arayacağım. O ne zaman müsaitse o gece istemeye gelirler.

Tamam anlaştık dedi. Ne yapmak istediğimi anlamıştı. Dudaklarını dudaklarıma uzattı. Uzun uzun öpüştük.

***

İlk işim Ramazan beyin dükkânına gitmek olmuştu. Mesleği terzilikti. Konuyu açtım.

Ben sizi birkaç kez çok samimi bir pozisyonda görmüştüm. Behiye güzel olduğu kadar da çok iyi bir kız. Mutlu olacağınıza inanıyorum. Onu sizinle istemeye gitmek benim için şereftir. Senin de iyi bir insan olduğunu her kes söylüyor. İnşallah bu iş olur da mutlu bir yuva kurmanıza vesile olmuş olurum. Ne zaman istemeye gideceğiz?

Siz ne zaman isterseniz.

Benim için hava hoş. Bu gece de. Bu gece gidelim.

Tamam, bu gece olsun dedim. Hemen dükkânının karşısındaki pasta haneye gittim. En büyüğünden bir kutu baklava hazırlamalarını söyledim. Hemen baklavayı alıp evime gittim. Anneme,

Hadi bakalım. Evlen, evlen diyordun. Bu gece sana bir ara gösterdiğim o güzel kızı istemeye gideceksiniz.

Kiminle?

Terzi Ramazan ağabey ve eşiyle.

İyi ama onları ben tanımıyorum ki.

Bu gece tanışırsınız.

İlahi çocuk. Sürpriz yapmayı ne kadar da çok seviyorsun?

Böyle olacağı aylardan beri belliydi. Şaşırmayı gerektirecek bir şey yok.

Bu kutu kız evi için mi?

Evet, kız evi için.

Sen bu kızı çok sevdin ki bu kadar büyük bir kutu tatlı aldın.

O güzel kız için az bile.

***

O gece Behiye’yi istemeye gittiler. Gittiler ama gittiklerine  pişman olup döndüler. Zira dayısı küplere binmiş.

Ben kızımı kime istersem ona veririm. Benim o delikanlıyı gözüm hiç tutmadı. Motor sıklet delisi, şımarık biri. Ramazan ağabey sormuş.

Onunla tanıştın mı? Hiç konuştun mu?

Tanışsam konuşsam ne olur?

Eğer tanışıp konuşsaydınız iyi bir insan olduğunu anlardınız.

Ramazan, bu konuda üstüme varma. Varırsan seninle bir daha konuşmam. Ben vermem dediysem vermem. Bu sözümden beni kimse döndüremez. Yapa bilecekleri hiçbir şey kalmamıştı. Eli boş geri döndüler. Aksi ihtiyar götürülen baklava kutusunu bile kabul etmemiş.

Ertesi gün telefonla aradı. Akşam olanlardan dolayı çok üzgünüm dedi. Zaten sana söylemiştim. Dayım çok aksidir diye.

Dayın aksi diye evlenmemiz suya mı düşecek?

Öyle olacak. Zira dayımı kıramam.

Bak Behiye. Seni delicesine seviyorum. Bu evliliğin mutlaka olması gerekir. Gerekirse emrivaki yaparız.

Yapamam. Dayımı da halamı da kıramam.

Açıkça söylemek gerekirse bu aşk burada bitti öyle mi?

Evet, maalesef öyle.

Hani sen beni delicesine seviyordun? Hani bizi hiçbir güç ayıramayacaktı?

Dayımın böyle yapacağını nereden bilirdim?

Bu durumda ne yapacağız?

Birbirimizi unutacağız.

Unutabilecek misin?

Unutmaya çalışacağım

Anlaşıldı. Benim de seni unutmaktan başka umarım kalmadı.

***

Aradan çok geçmedi. Telefonum çaldı. Arayan o idi. Sesi ağlamaklıydı.

Nasıl beni unutabildin mi?

Unutmak mı? O kelimeyi sözlüklerden silmemiş miydik?

Silmiş miydik?

Evet silmiştik.

Onun için mi seni unutmayı beceremiyorum?

Ben de seni unutamadığıma göre ondan olacak.

Ne yapmayı düşünüyorsun?

Seni kaçırmayı.

Sakın öyle bir delilik yapma. Eğer yaparsan kendimi öldürürüm.

Seni anlayamıyorum. Sen hasta mısın? İntiharı zayıf iradeli insanlar ancak düşünür.

Bir süre gizli gizli buluşarak durumu idare edelim.

Ne zamana kadar.

Dayım yumuşayıncaya kadar.

Öyle olsun. Peki, ne zaman buluşacağız.

Yarın parkta, aynı yerde.

Tamam, yarın bekleyeceğim.

Yarını iple çektim. Öğlen saati geldiğinde her zaman buluştuğumuz yere gittim. Gelmesini boşuna bekledim. Gelmedi.  Dükkânıma döndüğümde dayısını dükkânımın önünde gördüm. Meğer beni bekliyormuş. Dükkânımın kapısını açıp içeri buyur ettim. Öfkeyle,

Ben senin gibi köpeğin dükkânına ayağımı atmam dedi. Çok ağır konuşmuştu ama Behiye’nin hatırı için aldırış etmedim. Tepki göstermediğimden olacak bastonunu kaldırıp,

Senin bu bastonla kafanı kıracağım dedi,

Kırarsın dedim.

Tabi kırarım. Bir daha seni kızımla gezerken gören olursa ikinizin de kafanızı patlatırım.

Tamam dedim. Patlatırsın. O da nesi. Bastonu kaldırmış, neredeyse kafama indirecek. Hemen bastonu yakalayıp elinden aldım. Tekrar bastonu eline vererek, hadi yürü bakalım, ancak gidersin dedim. Öfkeyle uzaklaştı.

Ertesi gün yine aradı.

Dayım dükkânına gelip seninle konuşmuş öyle mi?

Ne konuşması be. Bol bol hakaret etti. Bastonu ile kafamı kırmaya kalkıştı. Atik davranıp bastonu elinden almasaydım beni öldüre bilirdi de.

Ben sana dayımın aksi olduğunu söylemedim mi?

Söyledin ama bu kadar terbiyesiz olabileceğini söylemedin.

Ona terbiyesiz diyemezsin. O benim dayım.

Dayın alsın seni tepe tepe kullansın. Sende ona direnecek güç olmadığına göre birbirimizi unutmaktan başka umarımız kalmadı.

Evet derken ağladığı belliydi.

***

Öğlen paydosunda evine giderken peşine takıldım. Caddenin iyice tenhalaştığı yerde küçük bir köpeğin saldırısına uğradı. Küçücük köpeğin havlamaktan başka yapacağı bir şey yoktu ama o çok korkmuştu. Hemen yanına gidip koluna girdim. Köpeği kovaladım.

Bu köpek sana niye havladı biliyor musun?

Bilmiyorum.

Alacağın kararlarda benim gibi cesur ol demek istiyordu.

Ne olur kolumu bırak muhitimize geldik dedi.

Bırakmayacağım diyerek evime giden sokağa doğru ittim. İtiraz etmedi. Az ilerledik. Sokakta dikilip konuşan kadınlar vardı. Bizi görünce biri,

Amanin şuraya bakın diyerek bizi gösterdi. Behiye bu söz üzerine silkinip kolunu kolumdan ayırdı. Boşta bulunmuştum. Kuşu kafesten kaçırmıştım.

Ertesi günü telefonla aradı.

Sen deli misin? Güpegündüz o şekilde kız kaçırılır mı?

Ya ne şekilde kaçırılır?

Sen filmlerde hiç kız kaçırma görmedin mi?

Evet gördüm. O tarz kaçırmalar filmlerde olur. Gerçek hayatta olmaz. Seni o şekilde kaçırmaya kalkıştığımda imdat diye bağırman benim hayatımı karartır. En az yedi buçuk yıl hapiste yatmama neden olur. Üstelik kiraladığım taksiciye de yazık olur. Hem ağır ceza yer, hem de taksisini elinden alırlar.

Dayıma karşı kendimi savunabilmem için beni filmlerdeki gibi kaçıracaksın. Saçlarımdan tutup, döve döve beni taksiye bindireceksin. Dayıma ne yapayım. Ona karşı direnecek gücüm yoktu diyeceğim.

Sen hayalci biri misin? Burası dağ başı mı ki o şekilde bir kaçırılma gerçekleşe bilsin? Gizlice nikâh işlemlerini yaptırırız. İşte o zaman dediğin gibi yapabilirim. Karışan olursa o benim karım der sıyrılırım.

Gizlice nikâhlanamam.

Sen en iyisi, desene sen yoluna ben yoluma.

Madem kaçırmaya cesaretin yok öyle olsun.

Tamam, ben korkağın biriyim.

Evet öylesin. Ölür müsün, öldürür müsün? Bu ne biçim bir kızdı. Her şey bitti dersin peşinden koşar. Hadi gel gidelim dersin kaçar. Belki de üvey anne ve baba elinde büyümenin neden olduğu ruhsal bir bozukluğu vardı. Güzellik tabağa konulup yenilmezdi. Mutlu olabilmek için sağlam bir karakter gerekir. Bu ise onda yoktu. Onu unutmaya karar verdim.

***

Aradan çok zaman geçmedi. Dayısı onu bir ayyaş ile evlendirdi. Mutlu olmak artık onun ulaşamayacağı bir yerdeydi. Dayısının inadı hem beni, hem de eliyle büyüttüğü, evladım dediği bu güzel kızı da mutsuzluğa mahkûm etmişti.

Onu gerçekten çok sevmiştim. Onun üzerine bir daha gül koklamamaya karar verdim. O günden bu yana güz gülleri gibi hiç bahar görmedim. Belki de yaşamamın anlamı bile kalmamıştı ama yine de yaşıyordum. Şayet buna yaşamak denilebiliyorsa.

Özcan Nevres

.

(Bugün 1, toplamda 224 kez ziyaret edildi.)