KAÇAK KUŞ

KAÇAK KUŞ

Bir kuş yetiştiricisinin salmasında dünyaya gelmişti. Yuva içinde geçen dört hafta ne kadar da tez geçmişti. Yuvadan atılacağı gün gelip çattığında kapıya çıkar, bir türlü uçup diğer kuşların arasına katılmaya cesaret edemezdi. Annesi onu yuvadan ite kaka çıkarıp diğer kuşların arasına itiverdi. Önceleri yem kabuklarını kırıp yemeyi beceremiyordu. Babası imdadına yetişirdi. Kursağındaki yemleri yavrusunun kursağına boşaltı verirdi. Üç gün içerisinde yem kabuklarını soymakta ustalaşmıştı. Kendisine sataşanlara karşı koymayı da becermeye başlamıştı.

Yavru kuşun diğer dört kardeşinden çok daha güzel tüyleri vardı. Karnı sarı, başında sarı sakarı, kanatlarında ve sırtında mavinin her tonu vardı. Sahibinin dikkatini çekmekte gecikmedi. Sahibi onu salmanın içinden alıp okşuyor, dilinin üzerine koyduğu yem tanelerini zevkle yediriyordu. Sahibinin dilinin üzerine koyduğu yem tanelerini yemek onun da hoşuna gidiyordu. Hele sahibinin, parmağı üzerinde bahçeyi dolaştırmasını çok seviyordu.

Gökyüzü dolunayın etkisiyle ışıl ışıldı. Sahibiyle birlikte bahçeye çıktılar. Uzun süre gökyüzündeki ayı seyretti. Dayanılmaz bir güzelliği vardı ayın. Annesi ona daha yumurtadayken bazı bilgiler aktarmıştı kendisine. Atalarının çok büyük ve sık yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlarda yaşadıklarını annesinden öğrenmişti. Orada, ataları gibi özgür yaşamanın dayanılmaz özlemi tutuştu içinde. Atalarının özgürce yaşadığı o büyük ormanlar, belki de gökyüzünde gördüğü o dayanılmaz güzellikteki ışıktaydı.

Tüm gücünü kanatlarına vererek gökyüzüne doğru kanat çırpmaya başladı. Sahibi arkasından bakakalmıştı, olabildiğine çaresiz. O aldırmadı sahibinin şaşkın bakışlarına. Kanatlarını çırptı, çırptı, çırptı. O yükseldikçe gökyüzündeki o parlak ışık sanki kendisinden uzaklaşıyordu. Aşağı baktığında karanlık gölgelerden çok korktu. Tüm gücüyle kanatlarına yüklendi ama ışık sanki ondan kaçıyordu. Çok yorulmuştu. Daha fazla kanat çırpacak hali kalmamıştı. Kendini aşağı bıraktı. Süzülerek o karanlık gölgelere iyice yaklaştığında kanatlarını çırparak hızını kesti. Ağaç yapraklarına çarpa çarpa, güçlükle tutunacak bir dal buldu. Sabaha kadar korkuyla sahibinin gelip kendisini bulacağını umarak uyumadan bekledi. Gün ışıdığında içini bir sevinç kapladı. İçinden sahibinin nasılsa kendisini bulacağını geçirdi. Ne gelen vardı ne giden. Yere korkuyla inip yiyecek bir şeyler aradı. Tüm uğraşına rağmen yiyecek bir şey bulamadı.

Rast gele uçmaya başladı. İleride kırmızı damlı evleri gördüğünde sevinçle oraya uçtu. Bir evin çatısındaki antene konup beklemeye başladı. Evin bahçesine birinin çıktığını gördüğünde hızla uçup adamın omuzuna kondu. Adam şaşkınlıkla kendisine baktı. Gözlerindeki sevinç ve sevgiyi fark ettiğinde çok rahatladı. Adam onu korkutmamak için yavaş hareket ederek eve geri döndü. Hemen kapıyı kapatıp sevinçle çocuklarına seslendi.

Çocuklar gelin bakın size ne getirdim. İki çocuk bulundukları odadan çıktıklarında meraklı gözlerle babalarına baktılar. Omuzundaki mavi kuşu gördüklerinde sevinç çığlıkları attılar. Minik kuş korkuyla adamın çenesinin altına girip gizlenmeye çalıştı. Adam çocuklarına,

Öyle fazla bağırıp kuşu korkutmayın dedi. Bakın gagası halen siyah. Belli ki yuvadan yeni uçurulmuş. Bunun karnı açtır. Ona biraz ekmek yedirelim diyerek mutfağa yöneldi. Ekmek dolabından kestiği ekmeği bankonun üstüne koydu.

Eleği bulup getirin bana dedi. Elek gelince kuşu yakalayıp ekmeğin yanına bırakıp üstüne eleği kapattı. Çocuklara,

Sakın bunu buradan çıkarmayın. Hemen çarşıya gidiyorum. Bu güzel kuşa bir kafes ve yem aldıktan sonra hemen geri döneceğim dedi.

Yarım saat sonra geri döndüğünde elinde mavi beyaz boyalı bir kafes vardı. Kafesin içerisinde ayna, merdiven, oyun halkaları, suluk ve yemlikler vardı. Poşet içindeki yemi çıkarıp bir kısmını yemliklere boşalttı. Suluğa su doldurunca kuşlarının barınağı tamamlanmış oldu. Kuşu hemen eleğin altından alıp kafese koydu. Adını da Maviş koydular. Minik kuş az sonra kafesteki oyuncakları incelemeye başladı. Daha sonra oyuncaklarla oynamaya başladı. Evin hanımı eve döndüğünde ummadığı bir sürprizle karşılaşmıştı. Olağan üstü güzellikteki bu kuşa hayran olmuştu. Kafesin kapısını açıp dikkatlice kuşu aldı. Göğsüne koyup okşamaya başladı. Minik kuş okşanmayı çok sevmişti. Gagasıyla yeni sahibinin parmaklarını okşamaya başladı.

Sık sık kafesin kapısını açıp kuşu evin içinde serbest bırakıyorlardı. O da omuzdan omuza dolaşarak özgürlüğün keyfini çıkarıyordu. Sahiplerinin her söylediğini dikkatle dinliyordu. Bir gün,

Maviş, maviş diye ses çıkarmayı becerince evde büyük bir sevinç seli oluşmuştu. Hep bir ağızdan,

Maviş konuştu. Maviş konuştu diye çığlıklar attılar. Maviş dikkatle dinliyor. Algılaya bildiği kelimeleri çok net anlaşılır şekilde tekrarlaya biliyordu. O artık evde bulunanların sevgilisiydi. Günün bir çok saatinde evin içinde özgürce dolaşmanın keyfini gönlünce çıkarıyordu. Kendisine ilgi göstermediklerinde birinin dudağını ısırıp kaçardı. Canları ne kadar yanarsa yansın kızmazlardı kendisine.

Odanın penceresi açıktı. Pencere kenarına tüneyip uzun süre dışarıyı seyretti.. Dışarının dayanılmaz bir güzelliği vardı. Kanat çırpıp dışarıya uçtu. Bir süre sonra yorularak bir ağacın dalına kondu. Ağacın altında bir kedi kendisine dikkatle bakıyordu. Bu benimle oynamak istiyor galiba diyerek kedinin yanına uçup önüne kondu. Kedi çok hızlı bir hamleyle pençesiyle vurdu. Ardından saldırıp, keskin dişlerinin arasına aldığında her şey bitmişti. Geride yitirdikleri kuşlarının ardından ağlayan çocuklar kalmıştı.  14.03.2001 23:48

Özcan NEVRES

 

(Bugün 1, toplamda 86 kez ziyaret edildi.)