KADER BÖYLEYMİŞ

Kader Böyleymiş

MP3 ümde Muazzez Ersoy’un CD. Sini dinliyorum. Kader böyle imiş adlı şarkıyı kaçıncı kez dinlediğimi bilmiyorum. Onuncu mu? Ellinci mi? Yüreğimde öyle derin bir izi var ki bu şarkının. Onu ilk kez çalıştığı PTT binasından çıkarken görmüştüm. Sarışın, uzunca boylu, ince yapılı bir kızdı. Bir görüşte aşık oldu derler ya, benimki de aynen öyleydi. Aynı postanede çalışan, hem kendisi, hem de eşiyle iyi görüştüğüm bir bayan vardı. Çıkış saatini söylediğimde, o benim mesai arkadaşım Belma dedi. İkirciklenmişti.

Niye sordun dedi?

Bekâr bir erkek öyle güzel bir kızı niye sorar dedim?

Baltayı taşa vurdun. Ne yazık ki o nişanlı. Aslında nişanlandığı kişiyi benim gözüm hiç tutmadı. Keşke onu ikna etsem de nişanı atsa ve seni onunla baş göz etsek.

Yok, olmaz dedim. İki nişanlının arasına kesinlikle girmem.

***

Onunla bir arkadaşım sayesinde tanıştım. Nöbetçi olduğu gecelerde, gece yarısından sonra işleri iyi azaldığında beni arardı. Çok uzun konuşurduk. Konuşacak bir şey kalmadığında, ona şarkı dinletmemi isterdi. İlk istediği şarkı da hep kader böyle imiş olurdu.

Mesai arkadaşı bir gün telefonla beni aradı. O kıza yazık olacak. Zira nişanlısı hakkında hiç de iyi şeyler söylemiyorlar. Öğrendiğime göre onun nöbetinde uzun uzun görüşüyormuşsun. Biz söyledik ama dinlemedi. Sen söylersen belki seni dinler. Bak şuraya yazıyorum. Nişanlısıyla evlendikten sonra en kısa zamanda yuvası yıkılacak. Zira o adamdan ona eş olmaz dedi.

Nasıl söyleyebilirim. Onu nişanlısından ayırıp, benimle yuva kurmasını ve o yüzden de nişanlısını kötülediğimi zannetmez mi?

Sen yine ona söyle. Belki seni ona tercih edecektir.

Olmaz yapamam dedim.

***

Telefonum çaldı. Arayan o idi. Bir süre konuştuktan sonra yine kader böyle imiş şarkısını istedi.

Tamam dedim. O şarkıyı istersen sabaha kadar çalayım. Ne olur önce söyleyeceklerimi iyi dinle. Senin de arkadaşın olan bir arkadaşım, Belma çok iyi bir kız ama çok talihsiz. Öyle biriyle evlenmeye karar verdi ki, onunla mutlu olamayacağını adım gibi biliyorum. Ne olur onu uyar. Belki seni dinler dedi.

Ah dedi. Onu ne kadar yanlış tanıyorlar. Oysa o, o kadar iyi bir insan ki anlatamam. Bak göreceksin onunla ne kadar mutlu olacağız.

Öyleyse size şimdiden mutluluklar dilerim.

Kısa bir zaman sonra evlendiler. Bir süre sonra ben de evlendim. Bu ara duydum ki ayrılıp boşanmışlar. Bir süre sonra da boşandığı eşinin ölüm haberini aldım. Benim de evliliğim iyi gitmiyordu. Bir süre sonra biz de boşandık. Boşanmak beni çok kötü etkilemişti. İş yerimi kapatıp İzmir Karşıyaka’ya taşındım. Orada yeni bir iş yeri açtım. İş yerim Karşıyakalı birkaç güzelin uğrak yeri olmuştu. Hele biri harika güzel bir kızdı. Nişanlı olmasına rağmen ısrarla motor sıkletim ile gezdirmemi istiyordu.

Nişanlın görürse ne der diye sordum?

Ne diyecek? Yapsa yapsa nişanı atar. Ben de zaten nişanı atmasını istiyorum. Zira ben bir başkasına deliler gibi aşığım dedi.

Kim bu talihli?

Sen.

Güldürme beni. Senin gibi olabildiğince güzel bir kız benim gibi bir dula âşık olacak. Olacak iş mi bu?

Neden olmasın? Boşandığın eşinden çocuğun varsa bile ona öz annelik yaparım. Olacak iş değildi. Yaşım otuz beşi aşmıştı. O ise en fazla on sekiz yirmi yaşlarındaydı.

Aramızda çok fazla yaş farkı var dediğimde,

Benim için fark etmez dedi. Konu ile uzun uzun düşündüm. En azından gönül eğlendirmek için gezmeye götürebilirdim ama bu benim ahlak anlayışıma ters düşerdi. Kendisine kesinlikle aramızda evlilik olamayacağını anlattım. Çok üzüldü. Bir gün yine geldi.

Önümüzdeki hafta evleniyorum. Ne olur al götür beni dedi. Ben nişanlımı değil seni seviyorum.

Hayır olamaz dedim. Seni seven bir insanın dünyasını yıkamam.

Bana hayır diyerek benim dünyamı yıkmıyor musun?

Evlenince beni unutursun. Eline bir kalem alıp önümdeki deftere iri yazılarla,

Bak buraya yazıyorum. Seni hiçbir zaman unutmayacağım. Sensiz yaşadıkça da hiçbir zaman mutlu olmayacağım.

Olursun dedim. Yeter ki beni unutmayı başar. Bende ne buluyorsun. Gezmedik, tozmadık. El ele bile tutuşmadık. Ağlıyordu.

Beni bile bile ölüme gönderiyorsun. Sen ne kalpsiz biriymişsin.

Evet öyleyim dedim. Veda etmeden gitti. Bir daha da onu görmedim. Meğer nişanlısı Almanya’da çalışıyormuş. Gelin olup Almanya’ya gitmiş.

***

Gece geç vakit dükkânımda çalışıyorum. Karşı komşum geldi.

Mehmet ağabey, memleketimdeki babamla sizin telefonunuzla görüşmek istiyorum. Ne ise ücreti öderim dedi.

Ücretten söz etme. İlle de ücret ödemek istiyorsan postaneye git dedim.

Tamam ağabey. Biraz daha bekleyelim. Zira onlara saat on birden sonra arayacağımı söylemiştim.

Tamam, arkadaş bekleyelim.

Mehmet ağabey, evde yarım şişe rakım var. Getirsem içer miyiz?

İçki kullanmıyorum. Ama sen içmek istersen, geçen gün bir arkadaşım gelmişti. Beraberinde bir şişe rakı getirmiş. Ben içmeyince kalan rakıyı daha sonra içersin diye bıraktı. Bak orada rafta duruyor.

Tamam, ağabey, ben eve kadar gidip geleyim. Dönüşünde elinde bardak, çerez ve bir de yarım şişe rakı vardı. İki bardağa rakıyı taksim etti. Çaresiz ona eşlik edecektim. Yarım şişeyi bitirdikten sonra, diğer şişedekini de içmeye başladık. Başımız iyiden iyiye dumanlanmaya başlamıştı.

Mehmet ağabey, eşimle hep seni konuşuyoruz. Oldukça yakışıklı bir erkeksin. Neden evlenmiyorsun diye çok merak ediyoruz. Alkol kanımı mı kaynatmıştı? Yoksa içimde kabuk bağlamış bir yara mı deşilmişti?

Bak Rıdvan, yaramı öyle bir deştin ki, nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Bir zamanlar bir kıza görür görmez aşık olmuştum. O da benim gibi dul. Şimdi ona telefon açarım. Eğer bu gece nöbette ise ona evlenme teklif ederim. Kabul ederse evlilik masraflarını sana yüklerim.

Tamam ağabey. Elimizden gelen her şeyi yaparız. Telefonu açıp numarayı çevirdim. Rastlantının bu kadarı da olmazdı. Karşımda o vardı.

Belma, seninle en az sekiz seneden beri tanışıyoruz. Çok uzun telefon arkadaşlığımız oldu. Eğer bana kızmayacaksan ve darılmayacaksan, arkadaşlığımızın bozulmasına neden olmayacaksa bir teklifte bulunacağım.

Hayrola, ne teklif edeceksin ki sana kızacağım.

Benimle evlenir misin?

Ne diyorsun sen? Senin aklın başında mı?

Aklımın başımda olup olmadığını bilmiyorum. Açık konuşayım. Yapmadığım bir şeyi yaptım. Biraz alkol aldım. Zaten sana bu teklifimi alkolün verdiği cesaretle yapıyorum.

Beni çok şaşırttın. Zira sana âşık olan meslektaşım kaç kız tanıyorum. Kızlar dururken bana neden evlenme teklif ettiğini anlayamadım.

Hepsini biliyorum. Zira beni çok sık arıyorlar. Oysa ben seni seviyorum. Sekiz sene önce sana âşık olmuştum. Belki de yuvamın yıkılmasına bu aşk sebep olmuştur. Zira seni hiçbir zaman aklımdan çıkaramamıştım.

Aynı şeyi yine yineliyorum. Beni çok şaşırttın. Ne olur bana birkaç gün düşünme payı ver.

Kaç gün?

Birkaç gün.

Ne olur bana kesin rakam ver. Yuvarlak olmasın.

Tamam, üç gün.

Oldu dedim.

Üç gün sonraki nöbetimde seni arayacağım.

Sabırsızlıkla bekliyorum.

***

Öğlen sonraydı. Telefonum çaldı. Açtım. Onun sesiydi. Çok kısık sesle konuşuyordu.

Evlilik teklifini kabul ediyorum dedi. Şaşırmıştım.

Bana oyun mu oynuyorsun?

Ne oyunu?

Öyleyse neden bu kadar kısık sesle konuşuyorsun?

Senin gibi bir insandan gelen evlilik teklifi için üç gün düşünmeyi gereksiz gördüm. Bu yüzden bu gün aradım. Annem öbür odada. Duymasın diye kısık sesle konuşuyorum.

Teklifimi kabul etmekle beni o kadar çok mutlu ettin ki anlatamam.

Daha fazla konuşamayacağım. İki gün sonra konuşmak üzere hoşça kal. Delirecek gibiyim. Sekiz yıldan beri hayaliyle yaşadığım bu kadın sonunda eşim olacaktı. Rıdvan görevden dönmüş olsaydı hemen ona haber verecektim. Akşamı zor ettim. Akşam yemeğinden sonra dükkânıma döndüm. Dönüşümü gören Rıdvan hemen geldi.

Düğün masraflarına hazırlan dedim.

Hayrola ağabey.

Dün gece telefonla aradığım kadın benimle evlenmeyi kabul etti.

Ağabey çok sevindim. Elimizden ne gelirse yapacağız.

Sana şaka söyledim. Çok şükür elimizde her olanak var. Zaten iki dulun evliliğinden ne olacak? Alt tarafı bir nikâh değil mi?

Tamam, ağabey nikâh şekerleri de benden.

Çok sağ ol arkadaşım. Yine de içimdeki kuşkuları atamıyorum. Ya ailesi bu evliliğe karşı çıkarsa?

Öyle şey olur mu be ağabey. Yaşı evlenmeye uygun. Ailesi ne karışır.

Biz ataerkil bir aile yapısına sahibiz. Eğer anne ve baba hayır derse evlilik gerçekleşemez.

Ağzını hayıra yor be ağabey.

İnşallah hayırlı olur.

***

Gece saat yirmi dörtten sonra aradı. Telefon görüşmelerinin neredeyse tamamen durduğu saat. Santralı sabahın altısına kadar tek tük arayan olurdu. Bu da görüşmemize pek engel olmazdı. Sabaha kadar konuştuk. Hemen kendisini istemeye geleceğimizi söyledim. Evlerini tarif etti. Kolayca bulabileceğimiz bir yerdi. Sabah babam ve annem ile konuştum.  Babam,

Bak oğlum, bu kadın dul. Eşinden neden ayrıldığını biliyor musun?

Eşi öldü dedim.

Ha öyleyse tamam dedi. Ne zaman istemeye gideceğiz?

Kardeşimle konuşayım. Yarın gece için arkadaşının taksisini ayarlasın.

Tamam oğlum. Yine de iyi düşün. Bir söz vardır. Kadın hep ah eski kocam dermiş. İleride öyle olmasın?

Olacağını sanmıyorum.

Peki oğlum. Madem kararın karar, gider isteriz. Dükkânıma dönüp evinden aradım.

Yarın gece seni istemeye geliyoruz.

Yarın gece mi? Daha ben konuyu anneme açmadım.

Ne duruyorsun? Açsana.

Tamam, hemen açacağım. Daha uykumu bile alamadım.

Sen iyi kötü uyumuşsun. Oysa ben hiç uyumadım.

Neden?

Heyecandan. İçim içime sığmıyor.

Heyecanlanmana gerek yok. Ailemin hayır diyeceğini sanmıyorum.

İnşallah

Tamam kapatıyorum. Zira annem ile konuşmam gerekiyor.

Tamam sevgilim. İçim içime sığmıyordu. Annesi ne diyecekti? Aradan iki saat kadar geçmişti. Telefon çaldı açtım. Arayan Belma idi.

Sana müjdem var. Konuyu anneme açtım. Olumlu karşıladı. Babanla da konuşayım dedi. Konuşmuşlar. O da olumlu bulmuş. Yani gelip isteyebilirsiniz.

Tamam dedim. Yarın gece evinizdeyiz.

Bekliyorum.

***

Akşam yemeğimizi erken yiyip yola çıktık. Zira önümüzde bir buçuk saatlik yol vardı. Evlerini önüne vardığımızda saat akşamın sekiziydi. Evi gösterdim. Babam, annem, kardeşim ve kardeşimin eşi gidip kapıyı çaldılar. Çok sevecen karşıladılar. İçeri girdikten az sonra Belma’nın dayısı,

Damat adayı niye gelmedi diye sormuş. Babam,

Belki kabul etmezsiniz diye düşündük deyince,

Olur mu öyle şey. Bunlar zaten birbirlerini tanıyorlar. Kaçgöçe ne gerek var? Hemen kardeşim beni çağırmak için evden çıkmıştı.

Abi hadi gel. Seni çağırıyorlar. Hemen arabadan çıkıp evin yolunu tuttum. Heyecandan ölecek gibiydim. İçeriye girdiğimde çok sevecen karşıladılar. Babam geleneksel olan sözlerle kızlarını bana istedi. Dayısı,

Bu işi fazla uzatmaya gerek yok. Bunlar birbirlerini yıllardan beri tanıyorlarmış. Belki de birbirlerini seviyorlar. Bize olur demekten başka söz düşmez dedi. Babası,

Olmaz öyle şey dedi. Önce bir tahkikat yapmamız gerekir. Babam,

Bize Kahyaoğlu derler. Çevremizde bizi tanımayan hemen hemen yok gibidir. Dilediğiniz şekilde tahkikatınızı yaparsınız dedi. İkramlardan sonra dönüş vakti geldi. Arabaya biner binmez babam,

Babası bak ne dedi. Tahkikat edeceğiz. Sen gerekli tahkikatı yaptın mı? Dayısı ve annesi oldukça kültürlü insanlar ama babasını benim gözüm tutmadı. Kızı çok iyi tanıdığımı söyledim.

***

Ertesi akşam Belma aradı.

Sana kötü bir haberim var dedi. Sizin evin yanındaki İş Bankasının müdürü dayımın arkadaşıymış. Seni ona sormuş. Senin için çok kötü şeyler söylemiş. Bu nedenle bu iş olmayacak.

Nasıl olur? Biz birimizi yıllardan beri tanıyoruz. Üstelik ikimiz de reşidiz. Kimseyi dinlememize gerek yok. Gider nikâhımızı kıydırırız. Doğal olarak gerçekten beni seviyorsan.

Yapamam. Benim gibi lise mezunu birinin köylü kızları gibi kaçması bana çok ters gelir.

Son sözün bu mu?

Maalesef evet.

Demek seni yanlış tanımışım. Aç bir fırın deldi. Fırın boş çıktıysa garip neylesin derler. Benim ki de öyle oldu. Sana bundan sonraki yaşamında mutluluk dilerim.

Ben de sana. Beynimden vurulmuş gibi oldum. Ertesi gün hemen İş Bankasına gidip müdürün odasına girdim. Müdüre,

Siz beni tanıyor musunuz dedim?

Hayır tanımıyorum.

O halde Ayvalıklı Cengiz beye benim hakkımda neden o kadar kötü bilgiler verdin?

Ben kimseye bilgi vermedim. Sizi tanımıyorum ki ne bilgisi vereceğim.

İyi düşünün.

Tamam, tamam dedi. Öyle bir şey oldu. Sizi tanımadığım için odacıya sordum. Sizi tanıyormuş. O sizi bana çok kötü anlattı.

Bakınız müdür bey, o adamın kız kardeşi peşimden çok koştu. Evlendi de kurtuldum.

Çok özür dilerim. Hatayı hemen düzelteceğim. Babanızı çok iyi tanıyorum. Çok asil bir adam. Yaptığım hatadan dolayı çok özür dilerim. Cengiz beyi hemen arayıp gerekeni söyleyeceğim dedi.

Gerekmez dedim. Seven bir insan hiçbir şeyin etkisi altında kalmaz. Bu iş zaten bitti. Amacım beni yanlış tanıdığınızı öğrenmenizi sağlamaktı.

***

Telefon çaldı. Açtım. Arayan Belma idi.

Sana yine müjdeli bir haberim var. Oldukça soğuk bir ifadeyle,

Neymiş o?

İş Bankası müdürü dayımı arayıp, yanlış bilgilendirildiğini, gerçeğin öyle olmadığını ve senin çok iyi bir insan olduğunu söylemiş. Bu bilgi üzerine evlenmemiz için izin çıktı.

Şimdi de benim babam bu evliliğe karşı çıkıyor. Biz de tahkikat yapalım diyor. Ne yapacağız?

Siz de tahkikatınızı yaparsınız.

Tamam dedim. Daha sonra konuşuruz. Başım kazan gibiydi. Düşünme yeteneğim bile sanki yok olmuştu. Belma’nın hemşerisi tanıdığım biri vardı. Emekli albay olan kayın pederi ile çok iyi görüşüyordum. Damadı ile o beni tanıştırmıştı. Hemen Ahmet beyin yanına gittim. Konuyu açtım.

Sakın ha, sen deli misin? Onun bir ağabeyi var, çirkefin çirkefi. Size huzur vermez. Seni çok severim. Kendini ateşe atma. Teşekkür ederek ayrıldım. Dükkânıma henüz dönmüştüm telefon çaldı. Arayan Belma idi.

Ne oldu tahkikatını yaptın mı?

Gerek görmedim.

Neden?

Seven insan hiç kimseden izin almadan nikâh masasına otururdu.

Ben de onun için aradım. Ne zaman istersen nikâh kıydırabiliriz. Çok kötü bir ikilem arasında kalmıştım. Ya evet diyecektim. Ya da hayır.

Hayır dedim. Bu nikâh asla olmayacak.

Neden?

Nedenini sen daha iyi bilirsin. Bir söz vardır. Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye. Bizimki de öyle oldu.

Hani sen beni seviyordun?

Evet. Hem de ölesiye.

Peki neden? Dayım yüzünden mi?

Dayın en normal olanı yaptı. Yanlış yapan sensin. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Biraz sakinleşince,

Son sözün bu mu?

Evet bu.

Sana ne kadar üzüldüğümü ve pişman olduğumu anlatamam. Keşke kaçmamızı önerdiğinde kaçmayı kabul etseydim.

Ben nikâh kıydıralım demiştim. Kaçalım değil.

İkisi de bir değil mi?

Hayır değil. Yapacağımız en mantıklı olanıydı.

Özür dilerim. Yanlış yaptığımı biliyorum. Ne olur beni af et.

Bir süre düşüneyim.

Üç gün mü?

Olabilir.

***

Ertesi gün yine aradı. Üç gün olmadığını söyledim.

İlle de üç gün mü dedi.

Evet dedim. Üç gün dolduğunda yine aradı. Beni unutmasını söyledim.

Sen unutabilecek misin?

Unutmaya çalışacağım.

Sen yapılan hatayı af etmez misin?

Yapılan hataya bağlı.

Benim hatam af edilmeyecek kadar büyük mü?

Evet büyük.

Bir daha görüşmeyecek miyiz?

Mümkünse. Ağlıyordu. Ne talihsiz bir insanmışım diye mırıldandı. Telefonu kapattım.

***

Aradan yıllar geçti. Meslektaşı ile karşıladım. Evlenip evlenmediğimi sordu.

Evlenmedim dedim.

O da evlenmedi.

Kim evlenmedi?

O yani Belma. Belli ki siz birbirinizi çok sevmişsiniz. Eteğinizdeki taşı dökün de araya girip sizi bir araya getirelim dedi.

Seven unutmaz. Onu hiçbir zaman unutmadım ama af etmeyi de hiç düşünmedim. Böylesi daha iyi. Aradan bunca zaman geçmesine rağmen ona olan aşkım hiç sönmedi. Evlenmiş olsaydık ne aşk kalırdı ne de sevgi. Böylesi daha iyi. Suna hanım derin bir iç geçirdi ve

Keşke ben de evlenmeseydim dedi. Belki o büyük aşkımız şimdilerde yaşadığımız nefrete dönüşmezdi. Boşanmanın acısını yaşamazdık. Neylersin? Kader böyleymiş. Gözyaşlarını gizlemeye çalışarak uzaklaştı. Evet dedim. Kader böyleymiş.

Özcan Nevres

 

 

 

 

(Bugün 1, toplamda 180 kez ziyaret edildi.)