KÖYDEKİ AŞK

KÖYDEKİ AŞK

Henüz onaltı yaşında olmasına rağmen oldukça gelişmiş bir kızın havası vardı onda. Güzelliği tüm köyün delikanlılarının rüyalarını süslüyordu. Köyün tüm delikanlıları aşıktı ona. Onun gönlü ise köylerindeki komşularına konuk gelen delikanlıya bağlanmıştı. Kimdi  gönlünü çalan bu delikanlı. Nereliydi? Ne iş yapıyordu. Komşularının nesi oluyordu? Bunu komşularına nasıl soracaktı.

Geceleri, onu düşünmekten uyuyamıyordu. Onun evli veya bekar olduğunu bile bilmiyordu. Onun kim olduğunu öğrenebilmek için komşularıyla daha içli dışlı olmaya karar verdi. Gülayşe teyze zaten her zaman takılıyor bana.

Kız sen çok geliştin, ne zaman evlendireceğiz seni diye. Yine takıldığında,

Benim evleneceğim delikanlı size konuk gelen o delikanlı gibi olmalı diyecekti. Sabah erkenden kalktı. Saçlarını her zamankinden daha çok özen göstererek taradı. Köyde genç kızların makyaj yapması hoş karşılanmadığından makyaj malzemesi bile yoktu. Olsaydı, Gülayşe teyzenin daha çok ilgilenmesi için makyaj bile yapacaktı. Mutlaka soracaktı ona,

Ne kız bu makyaj böyle, sen iyiden iyiye azdın galiba. Zaten köyün tüm delikanlılarının aklını başından almışsın. Böyle giderse çıldırtacaksın onları diyecekti. Böylece o delikanlının kim olduğunu soracaktı ona.

Kuşluk vaktini zor etti. Doğruca komşuları Gülayşe teyzenin evine gitti. Kapıyı açan Gülayşe hanım karşısında komşu kızı, Hatice’yi görünce gülümseyerek buyur etti içeriye.

Hoş geldin kızım, nerelerdeydin? Özlettin kendini.

Dün ovada işimiz vardı, bu yüzden gelemedim.

İyi oldu geldiğin. Ev işlerini yeni bitirdim. Tam bir kahve pişirip içeyim diye hazırlanırken sen geldin. Hadi geç bakayım ocağın başına, o güzel ellerinle sen pişir kahveleri. Senin elinden kahve daha köpüklü çıkıyor. Daha önceleri de Gülayşe teyzesi kahveleri hep ona pişirttirdi. Bu nedenle çabucak hazırladı kahve cezvesini. Ocağa koyup bolca karıştırarak kahveyi ağır ateşte pişirdi. Fincanlara boşalttıktan sonra birini götürüp Ayşegül teyzesine verdi. Diğer fincanı alarak Ayşegül teyzesinin karşısına oturdu. Kahveler bitince Ayşegül hanım,

Hadi kapatalım fincanlarımızı, bakalım falımızda ne çıkacak. İkiside fincanlarını kapatıp soğumasını beklediler. Yeteri kadar bekledikten sonra Ayşegül hanım önce Hatice’nin fincanını kaldırıp içine dikkatle baktı.

Kız Hatice ne bu senin fincanın hali böyle. Bütün kısmetler yığılmış senin fincanına. Senin kısmetin o kadar açık ki. Bir sürü delikanlı var bu falın içinde. Ama senin gönlün az daha dışarıda duran bir delikanlıda. Senin o delikanlıya muradın var gibi. Çok yakında da muradına ereceksin. Öyle gösteriyor falın. Hatice çok heyecanlandı. Aklından,

Yoksa evlerine gelen o delikanlıyı mı kastediyor diye geçirdi ve ekledi, inşallah dedi sessizce

Ne susuyorsun kız, yoksa aklından köyümüzden bir delikanlıyı mı geçiriyorsun.

Yok be Gülayşe teyze, dışarıdan kim olabilir diye düşündüm de.

Mesela bize konuk gelen şehirli bir delikanlı var ya, o benim beyimin çok sevdiği bir arkadaşı. Şehire gittiğinde ona uğramadan edemez. Onu hep davet ederdik gelip konuğumuz olsun diye. Hep nazlanırdı gelmeye. Şimdilerde ise davetimizi beklemeden sık sık gelir oldu. Bir keresinde seni sordu bize bu kız kim diye. Çok mu beğendin kızımızı diye sorduğumda

O beğenilmeyecek kız mı diye yanıtladı. Ne o kız bizden habersiz iş mi kotarıyorsunuz?

Yok be Ayşegül teyze, ben onu tanımıyorum bile. Ben onu sadece size gidip gelirken gördüm. Kimdir, neyin nesidir bilmem olası mı?

Nasıl beğendin mi onu?

Bilmem ki doğru dürüst göremedim bile onu.

Ama yinede gönlün yatmışa benziyor. Gönül yatmıyacak bir delikanlı değil o. Allah için olabildiğince yakışıklı. Akşama hele gelsin Mehmet abin, ona söyleyeceğim, o delikanlıyı yine çağır diye. O bizdeyken sen rastlantıymış gibi gelirsin bize. İkinizde biribirinizi iyice görmüş olursunuz. Zaten o da seni sormuş Mehmet abine, bu güzel kız kim diye.

***

Ne bitmek tükenmezdi onu beklediği günler. Onun geleceği gün tokalaşacaktı onunla. Elinin onun eline değeceğini düşündükçe, henüz erkek eli değmemiş bedenini alevler sarıyordu. Sanki için için yanıyordu. Sık sık aynanın karşısına geçip, onunla nasıl tokalaşacağının provasını yapıyordu. Hele beni beğensin. Kadını olduğumda sım sıkı sarılacağım ona. Bedenimin ateşiyle yakıp kavuracağım onu diyordu. Ayşegül teyze kapısını çalıp,

Az sonra bize gel dediğinde sevinçten uçacaktı sanki. Hemen sandığı açıp en beğendiği giysiyi çıkardı. Zaten bu gün için onu en üste koymuştu ütüsü bozulmasın diye. Giysiyi giyip aynanın karşısına geçti. Saçlarını elinden geldiğince düzeltti. Bir eksiğim var mı diye defalarca baktı aynaya. Evden çıkıp Ayşegül teyzenin evine yöneldiğinde, kalbinin yerinden fırlayacağından korktu. Sanki kalbinin güp güp atışını tüm köy duyacaktı. Kapıyı açıp içeri girdiğinde, Gülayşe teyze hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi buyur etti içeriye.

Nerelerdesin kız? Özlettin kendini.

Ova işlerinden fırsat mı buluyoruz be Ayşegül teyze.

Hadi geç odaya, konuğumuz var, bekletmeyelim onu. Odaya girdiğinde yüzü nar gibi kızarmıştı. Önce Mehmet ağabeyinin elini öptü. Sonrada  o yakışıklı delikanlıya uzattı elini. Tokalaşan elinden tüm vücudana kor bir ateş yayıldı sanki. Tüm bedeni zangır zangır titriyordu. Elini delikanlı bırakmasa hiç çekmiyecekti. Geri geri gidip bir koltuğa oturdu. Gözlerini delikanlının gözlerinden ayıramıyordu. Ayşegül teyzesinin sesiyle kendine geldi.

Hadi bakalım git mutfağa, o güzel ellerinle bize kahve pişir. Senin elinden çoktandır kahve içmedik, delikanlıya dönüp

Hatice bizim kızımız sayılır. Kendi güzelliği kadar güzel kahve pişirir. Bu kez de Konuğa gelmişti kızarma sırası.

Nasıl beğendinmi diye sordu konuğa.

Çok, çok güzel diye mırıldardı Hasan. Az sonra elindeki tepsiyle geri döndü Hatice. Tepsinin içindeki kahveler, çılgın bir müziğin eşliğnde dans ediyorlardı sanki. Tabakların üstünde fincanlar tıkır tıkır sesler çıkarıyordu. Kahveleri dağıtıp yerine oturduğunda,Gülayşe teyze

Ay ben ne yaptım böyle. Sizi tanıştırmadım bile. Cahilliğimize tut be oğlum Hasan. Malum biz köylüyüz bu tür teşrifatlara alışkın değiliz. Hasan Mehmet abinin can arkadaşı, Hatice bizim komşumuz ama bizim kızımız sayılacak kadar bize yakın. Çok severiz onu. Hasan gözlerini Hatice’nin üstünden ayırmadan

Çok memnun oldum dedi. Hatice’nin ne söylediği duyulmadı bile. Odayı kaplayan sessizliği Gülayşe bozdu.

Mehmet ne duruyorsun? Konuğumuza ne yedireceğiz. Hadi git bir şeyler al da öğleye yetiştireyim. Mehmet,

Peki karıcığım diyerek çıkınca, Gülayşe ikisini yalnız bırakmak için mutfağa geçti. Hasan konuşmak istiyordu kızla ama ne diyecekti. Aşırı heyecan onda konuşacak güç bırakmamıştı. Titek bir sesle kekeleyerek, sanki bilmiyormuş gibi

Siz bu köyden misiniz diye sordu. Kızın ondan kalır hal yoktu. Güçlükle

Evet bu köydeniz, Gülayşe teyzelerle komşuyuz diyebildi. Biraz heyecanı yatışınca,

Siz nerelisiniz

Ben de İzmir’liyim.

Ne iş yapıyorsun?

Oto tamirciliği yapıyorum. Başkaca konuşacak bir şeyleri kalmamış gibi susup kaldılar. Ayşegül içeri girdiğinde, ikisinin de süt dökmüş kedi gbi uysal uysal oturduklarını görünce,

Gençler ne susuyorsunuz böyle, konuşsanıza deyip yine mutfağa gitti. Hasan yerinden kalkıp Hatice’nin yanına oturdu. Elini uzatıp Hatice’nin elini tuttu. Hatice yana doğru eyilerek omuzunu Hasan’ın omuzuna dayadı. Hasan,

Hadi konuş benimle,

Ne söylememi istiyorsun?

Bilmem bir şeyler söyle işte. Hasan Haticenin dudaklarına doğru eğildi. Hatice geri çekilmedi. Dudaklar biribirine kenetlendi. Öpüşmeye ara verdiklerinde hatice

Ne yapıyorsun sen, şimdi Gülayşe teyze içeri girip görecek.

Görsün ne var bunda. Nasıl olsa karım olmayacak mısın.

Bende istiyorum senin karın olmayı. Yine de Gülayşe teyzemden utanırım.

O anlayışlı bir kadın. O da severek, sevişerek, hem de kaçarak evlenmişler Mehmet abiyle.

Olsun ben yine utanırım onlardan. Mehmet abilerinin geri döndüğünü farkettiklerinde Hasan, kalkıp eski oturduğu yere gitit. Mehmet neşeyle girdi içeri.

Oooo gençler nasıl gidiyor durum. Belliki ikinizde biribirinizden hoşlanmışsınız. En kısa zamanda isteyelim kızımızı sana. Köy yeri bu belli olmaz. Hatice’nin çok isteklisi var. Kaptırmayalım bu kızı bir başkasına. Hasan

Tamam be Mehmet abi, ben de kararımı verdim zaten. Önümüzdeki pazara bizi bekleyin. Bildiğin gibi benim babam yok. Çok oldu onu kaybedeli. Annemle geliriz. Sen babama vekaleten bana. ailesinden
istersin Haticeyi

Çok sevindim buna. Hatice bizim kızımız. Her zaman onun iyi bir yere düşmesini arzulamışızdır. Sen hiç merak etme. Evimiz uygun. Sizleri ağırlamakta kusur etmeyiz         .

***

Hatice evine döndüğünde mutluluktan uçacak gibiydi. Şarkılar, türküler söyleyerek akşam yemeklerini hazırladı. Sanki o yemeğe gelecekmiş gibi özenle hazırladı sofrayı. Yemekten sonra babası köykahvesine çıktı. Annesi

Hadi biz de amcanlara gidelim dediğinde

Sen git anne. Ben bu gece erkenden yatıp uyumak istiyorum dedi. Annesi sen de gel diye ısrar etmedi. Annesi gider gitmez gidip yatağına uzandı. Onu düşünmeye başladı. Dudaklarını dudaklarında, ellerini memelerinde ve kalçalarında dolaşıyormuş gibi hissetti. Bacaklarının arasında sanki  yangın vardı. Yastığı çekip apışarasına aldı. Hasan’ım Hasan’ım diye inleyerek, doyuma ulaşıncaya kadar yastıkla boğuştu. Canı yataktan kalkmak istemedi. Kalkıp el oyası örmektense yatmayı yeğledi. Yatağını açarak yastığı yerine koyup tekrar yattı. Umutları ya istemeye gelmezlerse diye kararır gibi oldu. Mutlaka gelecek diye geçirdi içinden. O beni çok sevdi.

***

Mehmet, Hatice’nin babasının kahvehaneye girdiğini görünce ayakta karşıladı.

Komşum gel bakalım, sana iyi bir haberim var dedi.

Neymiş be Memet bana vereceğin haber diyerek, Mehmet’in buyur ettiği sandalyeye oturdu. Mehmet kahveciye seslendi

İki kahve, orta olsun dedi. Kahveler içilirken Durmuş ağa merakla sordu.

Hadi de bakalım, neymiş o iyi haber?

Benim İzmir’de oto tamircisi bir ahbabım var. Çok yavuz bir delikanlı. Önümüzdeki Pazar Senin Hatçe’yi ona istemeye gelecekler.

İyi be Memet, benim kız çok küçük daha.

Kız evladı tez evlendirmek iyi olur be Durmuş ağa.

Ne diyeyim be Memet, evde köroğluyla da konuşmam gerek. Hem biz oğlanı tanımıyoruz. Neyin nesi, kimin fesi.

Senin o yönden hiç tereddütün olmasın, ben onun kefiliyim.

Bu kadar erken gelmeselerdi iyi olurdu. Hele bir araştıralım, soruşturalım.

Sen yine soruştur be Durmuş ağa. Düşünelim diye bir ara koyarsın. O ara içerisinde soruşturur, gerekeni öğrenirsin.

Ben nasip derim. Bakalım benim köroğlu ne diyecek? Eve döndüğünde karısına açtı Mehmet’in söylediklerini. Karısı,

Ben birkaç kez gördüm o delikanlıyı. Memet’lerle çok samimiler. İyi bir delikanlıya benzer. Ne diyelim, nasipse olur.

***

Hasan evine döndüğünde, köyde gördüğü kızın, dillere destan güzelliğini anlattı annesine.  Önümüzdeki Pazar köye gidip o kızı bana isteyeceğiz dedi  Annesi

Ne işin var senin köylerde, ne oluyor o köylü kızı. Sen şehirde yetiştin, kolay olmaz onunla anlaşman. Çevremizde bu kadar kız var. Töreleri adapları bize uygun, neden onlardan biri olmasın. İllede köylü kızı. Evleneceksen onlardan biriyle evlen. Hem bilir misin köyden kız almanın ne denli yıkım olduğunu. Buradakilere kıyarsın bir nikah, birkaç gün balayı olur biter. Vaz geç sen o köylü kızından dedi. Hasan,

Senin buradaki kız dediklerin, o kızın eline su bile dökemez. Varsa onlara sinema, sokaklarda fellik fellik gezmeler oh ne ala. Var mı içlerinde doğru dürüst evinde iş yapanı. Analarının işi ne. Pişirip pişirip koysun önlerine. Ben o kızı istiyorum. O evimin kadını olur ancak.

Senin gözünü kör etmiş o köylü kızı. Başına gelecek var her halde. Sonra beni uyarmadın deme bana.

Demem merak etme.

Pazar günü erkenden köyün yolunu tuttular. Hatice pencereden yolu gözlüyordu. İçi içini kemiriyordu.Ya gelmezlerse diye. Hasan’ın arabası sokağı dönüp göründüğünde sevinçten delirecekti. Sevinçle bağırdı annesine,

Anne anne geldilir geldiler,

Ne o kız neredeyse sevinçten delireceksin. Evde kalmış kart kızlardan beter sevincin. Ne yapalım yani, çıkıp sokağa göbek mi atalım. Hadi artık çekil o pencerenini başından. Daha yapılacak bir sürü işimiz var.

Tamam dedi annesine. Hemen annesine konuk ağırlamak için gerekli hazırlıklara yardımcı olmaya başladı.

Hasan’ın annesi asık bir suratla arabadan indi.

Ne işi var bu delinin bu dağ başındaki köyde. Sanki şehirdeki kızların suyu çıkmıştı diye söyleniyordu. Hasan,

Hadi artık kes şu zırlamayı, Mehmet ağabeylere karşı utandırma beni. Mehmet ve eşi kapıda karşıladılar konuklarını. Misafir odasına buyur ettiler. Gülayşe Hasan’ın annesinin hoşnutsuzluğunu sezmişti.

Köyümüzü beğenmediniz mi diye sordu.

Bilmem ki, yorgunluktan etrafa bakamadım bile, belki de güzeldir köyünüz.

Köyümüzün havası, suyu, hele hele kızları çok güzeldir dedi Gülayşe. Çok ta konukseverdirler.  Hele bi dinlenin. Sonra köyde gezdirirm sizi. Umarım hoşnut kalırsınız.

İnşallah öyle olur

Açmısınız, uzun yoldan geldiniz, acıkmışsınızdır diye düşündüm.

Yok yok aç değiliz.

Öyleyse ben kahve pişireyim. Daha sonra da çay demleriz.

Siz nasıl isterseniz öyle olsun. Hemen mutfağa gidip kahveleri hazırladı. Kahveleri dağıttıktan sonra, boş bir koltuğa oturdu. Sessizliği bozmak için,

Memet senin oğlunu çok seviyor. Onun köyümüzden kız beğenmesine nasıl sevindiğini anlatamam size. Kızı ben anlatmayayım size. Görünce Hasan’ın ne kadar iyi bir seçim yaptığını siz de takdir edeceksiniz.

İnşallah öyle olur. Bu güler yüzlü, alçak gönüllü köylü kadına iyiden iyiye ısınmaya başlamıştı.

Gülayşe çay demliğini ocağa koyduktan sonra öğle yemeği için gerekenleri yapmaya başladı. Çaylar içildikten sonra, çıkıp köy içinde kısa bir tur yaptılar. İnek tezeklerinden çıkan kokulardan rahatsızlığını açıkça belli ediyordu. Ne işi vardı bu deli oğlanın bu bok kokulu köyde diye söylenmekten kendisini alıkoyamıyordu. Karşılaştıkları köylüler,

Hoş geldiniz diyorlardı sevecenlikle. Köyün delikanlıları, köylerinin en güzel kızını bir yabancıya kaptırmanın burukluğuna rağmen, yine de

Hoş geldiniz demeyi esirgemiyorlardı. Anne bu sıcak ilgi karşısında yumuşamaya başlamıştı.

Olan olmuş diye geçirdi içinden. Bundan böyle mutluluk dilemekten gayri ne gelir elden.

***

Öğle yemeği yenildikten sonra Mehmet konuklarına,

Hadi bakalım, davranalım gayri. Kahvelerimizi gelin adayı kızımızın evinde içeriz dedi. Hep beraber kız evine gittiler. Kız evi, konukların ummadığı kadar temiz ve dayalı döşeliydi. Misafir odasına buyur ettiler konuklarını.Gelin adayı, önce Hasan’ın annesinin elini öptü. Sonra da Mehmet ile Gülayşe’nin ellerini öptü. Hasan ile tokalaştıktan sonra boş bir koltuğa oturdu. Hal hatır sorulduktan sonra, Durmuş ağa kızına git kahve pişir diye işaret etti. Kız mutfağa gidince Durmuş ağadan kızını oğluna istedi. Durmuş ağa,

Kızımız daha çok küçük, onu evlendirmek aklımızdan bile geçmiyordu. Memet’le çok sevişiriz. Çok methetti oğlunuzu. Kıramadım onu ve buyursunlar gelsinler dedim. Malum evlilik kolay iş değil. Siz bizim hakkımızda, biz de sizin hakkınızda bilgi edinmek isteriz. Önce biraz düşünelim diyelim sonra da hayırlısı ne ise o olsun diyeceğiz.

Peki bize yanıtınızı ne zaman iletirsinizz?

On, onbeş gün sürer her halde.

Mehmet bey bize kızınızı ve sizleri çok methetti. Biz kalpten inanıyoruz ona. Bunun için kimseye bir şey sormayacağız. Tabi ki sizin sorup öğrenme isteğinizi saygıyla karşılıyoruz.

Memet, sizin oğlunuz için çok güzel şeyler söyledi bize. Malum kardeşlerim ve akrabalarım var. Onlara danışmak adettir. Bizim köyün töresi böyle. Anne kızı belli ki çok beğenmişti. Bu yüzden işi bir an önce kotarmayı istiyordu.

Siz yine de bize bir peki deyin, huzurla ayrılalım köyünüzden. Benim yanıtım peki olacak ama diğerleri ne der bilemem. Hele kızımla benim köroğluyla bir baş başa kalalım. Bizim diyeceğimiz önemli. Diğerleri ne derse desin. Amaç törelere uymak. Ayşegül istek başladığında hemen kızın yanına gitmişti. Kahveleri tez hazırlayıp tez dönmesin diye. İçeride sesler kesildiğinde kahve pişirmeyi hızlandırdılar. Tepsiye dizdikleri fincan tabaklarına dikkatle dolu fincanları dizdiler. Damat adayına verilecek fincana adet gereği bolca tuz koydular. Fincanı diğerlerden biraz aralık bıraktılar. Önce anneden başlayarak dağıttılar kahveyi. Tuzlu kahveyi de damat adayı aldı. Çektiği ilk fırtta yüzü buruştu. Neredeyse

Bu ne biçim kahve be diye bağıracaktı. Daha önce böyle adetler olduğunu duymuştu. Soğumasını bekledi. Bir yudumda kahveyi içti.

Ben bunun hesabını sorarım dercesine kıza baktı. Kız ise gülmemek için zorlanıyordu. Az sonra kızın kendi eliyle hazırladığı tatlılara sıra geldi. Tatlıları yerlerken sohbet koyulaştı. Belli ki iki ailede biribirlerine iyice ısınmışlardı. Gitmek için kalktıklarında Durmuş ağa

Ne bu yahu hemen gitmeye davrandınız?

Yolcu yolunda gerek dedi anne. Yolumuz uzun.

Kalın bu gece burada, benim de, memet’in evi de konaklamaya uygun.

Hele bu iş bir belirlensin, geldiğimizde sizler usanıncaya kadar kalırız.

Usanmak ne kelime, sevindirirsiniz bizleri. Konuklar arabaya bininceye kadar dağılmadılar. Araba hareket ettiğinde biribirlerine el sallayarak uğurladılar.

***

Beklenen haber geldiğinde, sevinçten Hasan’ın eli işe gitmez olmuştu. Akşamı zor etti. Evine gittiğinde

Müjde anneciğim müjde, haber geldi. Hatice’yi verecekler bana. Annesi

Çok sevindim buna. Ne yalan söyleyeyim, köylü kızı diye istememiştim. Kızı görünce ne kadar beğendiğimi anlatamam sana.

Kızı çok beğendiğini neden söylemedin bana anne?

Ya olmazsa diye düşünmüştüm de.

Yarın gidelim anne.

Olur mu oğlum. Kız istemeye eli boş gidilmez ki. O gün görücü gitmiştik. Usulden istedik Hatice’yi sana. Şimdi ise kesin istemeye ve söz bitirmeye gidiyoruz. Ben yarın gerekenleri satın alırım. Sen koca bir tepsi baklava sipariş et. Tatlısız gitmeyelim.

Tamam anne istediğin gibi olsun.

***

Safiye hanım sabah erkenden kalkıp kahvaltı hazırladı. Oğlu halen kalkmamıştı. Kalkması için seslendi oğluna, oğlu,

Bırak anne biraz daha yatayım, bütün gece uyuyamadım dedi.

Şuna bak ne diyor, hadi kalk. Yapılacak bir yığın iş var. Kahvaltıdan sonra sen baklavacıya, ben de çarşıya. Köy adetlerini bilirim. Benim alış verişim uzun sürecek. Hele şu söz kesmeyi bir bitirelim, ondan sonra doya doya uyursun. Kalkmaktan başka çaresi yoktu Hasan’ın. Kalkıp yüzünü yıkadıktan sonra kahvaltı masasına oturdu. Her zamankinden hızlı yediler kahvaltılıkları. İkisi de çabucak hazırlanarak evden çıktılar. Safiye hanım oğlundan ayrılırken sıkı sıkı tenbihledi oğlunu,

Baklava en büyük tepside olsun diye.

Hasan akşam erkenden döndü evine. Annesi daha gelmemişti. Merak etti annesini. Çıkıp kapı önünde gezinmeye başladı. Az sonra damalı bir taksi kapılarının önünde durdu kapıyı açan annesi oğluna

Ne dikiliyorsun orada diye seslendi. Annesinin taksiyle döneceğini ummadığından taksiden kim inecek diye bakmamıştı bile. Seslenenin annesi olduğunu görünce şaşırdı. Hemen annesinin yanına gitti. Arabanın arka koltuğu tıklım tıklım doluydu. Hadi indirelim şunları dedi annesi.

Ne bunlar böyle anne, sen çarşıyı doldurmuşsun arabaya.

Bundan başka bagaj da dolu be oğlum. Sokak kapısını açarak taksiden indirdiklerini içeriye taşıdılar.

Anne ne bunlar böyle? Diye tekrar sordu.

Eee kolay mı köy yerinden kız almak. Az bile benim güzel gelinime

.Ertesi gün erkenden yola çıktılar. Köye vardıklarında doğruca Mehmet ağanın evine gittiler. Onun hediyesini ayrı koymuşlardı. Diğer hediyeleri arabada bırakarak eve girdiler. Safiye hanım getirdiği hediyeleri Gülayşeye verirken,

Kusura bakma, siz bunlardan çok fazlasına layıksınız. Çam sakızı çoban armağanı diyeceksiniz. Gülayşe

Aman abla, hediyenin küçüğü büyüğü mü olur. Siz geldiniz ya, gelmeniz bize en büyük hediye. Gülayşe hediyeleri yatak odasına bıraktı. Geri döndüğünde,

Ne yaptın getirdiklerimizi?

Yatak odasına koydum.

Hadi aç o paketleri. Sana ait olanı hele bir giyde bakalım bedenine uyup uymadığını. Eğer uymazsa geri götürüp değiştireceğim. Ne de olsa tahminle aldım onu sana. Gülayşe yatak odasına dönüp paketleri açtı. Paketin birinde kendisi için nefis bir elbise ve birde gecelik vardı. Mehmet’e de güzel bir takım elbise çıktı paketlerden. Hemen soyunup önce geceliği giyip baktı yakıştı mı diye. Geceliği çıkarıp elbiseyi giydi. Elbise kalıp gibi oturmuştu üstüne. Konuğunun olduğu odaya geçerek konuğuna

Nasıl, üstüme tam oturdu mu diye sordu.

Aman ne güzel. Ismarlama olsaydı bu kadar olurdu ancak. Gerçi güzele ne yakışmaz ki.

Beni şımartıyosun be ablacığım. Size nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Çok sağolun. Beni çok sevindirdiniz.  Mehmet’le Hasan gittikleri kahvehaneden dönünce, Gülayşe mutfağa gidip kahve pişirip getirdi. Fincanları toplarken

Benim kusura bakmayın. Sizi yalnız bırakacağım. Öğle yemeği için yemek yapacağımdan mutfakta olacağım. Mehmet’te sizin oğlunuz sayılır. O size anlatır köyümüzün törelerini ve insanlarını. Öğle vaktine kadar üç türlü yemek pişirdi. Salata yaptıktan sonra sofrayı hazırladı. Misafir odasına geçip konuklarını yemeğe buyur etti. Şehir kadınlarını imrendirecek kadar güzel servis yapıyordu. Safiye hanım,

Kızım gülayşe, sen ne kadar beceriklisin böyle,

Siz bir de gelin kızımızı görün, o benden çok daha baskın.

Desene yaşadık be Gülayşe. Neşe içinde yemeklerini yedikten sonra gelin adayının evine gitmek üzere hazırlandılar. Gelin adayının evine vardıklarında, Recep ağa ve kardeşleri kapıda karşıladılar. İçeri buyur edip misafir odasına geçtiler.Hasan geride kalıp arabadaki armağanları eve taşıdı. Koltukların arasına sıkıştırdıkları sandalyelerin bile tümü boş kalmamıştı. Sadece damat adayı için ayrılan koltuk boştu Taşıma işi bitince gidip, kendisine ayrılan koltuğa oturdu. Gelinin iki amcası, eşleri, halası ve eşi ile birlikte gelmişlerdi. Onların yetişkin kızları da eklenince oda tıklım tıklım olmuştu. Amca kızları aralarında fısıldaşarak konuşuyorlardı. Belli ki damadın yakışıklılığına hayran kalmışlardı. Az sonra Recep ağa kızlara,

Siz ne duruyorsunuz burada. Hadi bakalım hepiniz mutfağa. Herkes görevini yapsın. Kızlar fingirdeyerek mutfağa gittiler. Amca kızı,

Kız Hatçe, Hasan’ın başka kardeşi yok mu diye sordu.

Bilmem yok galiba. Olsaydı oda gelirdi. Neden sordun?

Varsa biz ne güne duruyoruz diyecektim. Allah tamamına erdirsin. Sözlüne diyecek yok. Film artistleri bile eline su dökemez.

Ne diyeyim, allah Memet abiden razı olsun. O olmasaydı, nereden bulacaktık biribirimizi. Her şey onun sayesinde oldu.

Ne diyelim, darısı bizim başımıza. Kızlar mutfakta kahveleri hazırlarken Mehmet hemen söze girdi.

Recep ağa biliyorsunuz burada hayırlı bir için toplandık. Hasanın babası vefat ettiğinden babalık görevi bana düştü. Alahın izni, peygamberin kavliyle kızınızı, oğlumuz Hasan’a istiyoruz. Kardeşlerime danışayım demiştin. İşte hepsi burada. Hadi de bakalım diyeceğini.

Ne diyeceğiz be kardeşliğim Memet, allah böyle yazmış bu işlerin yazısını. Verdik gittik. Hep birlikte alkışladılar bu kararı. Kızlar merakla kapıya üşüştüler ne oluyor diye. Recep ağa

Kızlar ne toplandınız oraya. Hani kahveler ne oldu diye bağırdı. Kızlar

Hemen getiriyoruz amca diyerek mutfağa döndüler.  Kızlardan biri kolonya şişesini kapıp girdi içeri. Diğeri de şeker dağıtmaya başladı. Kahveleri dağıtmak yine Hatice’ye kalmıştı. Kahveler içildikten sonra, söz yüzüklerini takma görevi büyük amcaya verildi. Kısa bir konuşma yaptı amca. Hayırlı olsun. Allah tamamına erdirsin dileğiyle, Hatice ve Hasan’ın parmaklarına yüzükleri taktı. Bu kez amca ve sözlüler içindi alkışlar.

Safiye hanım Hatice’ye,

Hadi bakalım gelin kızım, paketleri açta konuklarımıza dağıt dedi. Kızlar hep beraber yatak odasına gidip kolileri açtılar. İçinden çıkan paketlerde kime verileceği yazılıydı. Paketlerin dağıtılması bitince, yatak odasında bıraktıkları kendilerine ait paketleri açtılar. Kendilerine hediye gelen tişörtlere hayran kalmışlardı. Hemen orada soyunup giydiler tişörtleri. Aynanın karşısına geçip kendilerini seyrettiler. Haticeye

Kız hatça, ne iyi bir kaynanan var senin. Allah bize de senin kaynanan gibi bir kaynana nasip etsin dediler. Sohbet iyice koyulaştığından akşamın yaklaştığını farketmediler bile. Safiye hanım ayağa kalkarak,

Hadi bize müsaade, vakit akşam vakti oldu. Yolcu yolunda gerek dediğinde, Recep ağa,

Nereye dünür hanım, bu kalkış ne böyle? Siz kalacaksınız diye onca hazırlık yaptık, boşuna mı? Gelmesi sizden gitmenize karar vermek bizden. Öyle hemen kalkıp kaçmak var mı hesapta.

Yolumuz uzun çok geçe kalmıyalım.

Olur mu dünür hanım, biz ne bu gece ne de yarın komayız sizi yola. Öyle zengin kalkışıyla olmaz bu işler.

Hasan’ın işi vardır belki, ondan acele ediyorum.

Sen hele Hasan’a baksana, gitmek için yerinden bile kımıldamıyor. Senin acelen ne böyle. Sıkıldıysanız yemek hazırlanıncaya kadar çıkıp köyü bir gezin iyce. Biz de burada erkek erkeğe oturup konuşuruz doyasıya. Zaten işler nedeniyle bir araya gelemedrik uzun süre. Bu vesileyle hasret giderelim bari. Çaresiz oturdu Safiye Hanım. Az sonra hanımlar hep beraber köyü gezmek üzere gittiler.

Akşam yemeği çok neşeli geçti. Yemekten sonra misafir odasına geçildi yine. Yemeğin üzerine kahveler içildi. Koyu bir sohbete daldılar. Böyle zamanlarda zaman ne de çabuk geçiyordu. Gece yarısı olduğunda Mehmet ayağa kalktı.

Ey dostlar, geceyarısı oldu gari. Ne demişler, evli evine köylü köyüne. Gülayşe’de kalktı. Hasanla annesine,

Hadi bakalım oğlan evi davransın gari. Gidip evimize yatalım. Recep ağa,

Konuklar bizde kalsınlar, nasıl olsa evimiz geniş. Onlara da yeter bize de. Mehmet,

Ağır ol bakalım, Nişana kadar konuklar bizim, nişandan sonra da sizin olur. Hadi bakalım davranın gidelm dedi. Recep ağa ısrar etmedi.

Haklısın Memet ağa, bu kez de konuklar sizin omsun. Bir dahaya salmam ha. Tokalaşıp öpüşerek ayrıldılar. Gülayşe yatakları hazırlayınca yattılar.

Sabah mehmet erkenden kalktı. Hasan’ın kulağı tetikteydi. Hemen o da kalktı. Mehmet,

Hasan sen niye kalktın. Bize bakma. Biz köylüyüz, erken kalkmak adettir bizde.

Ben de erken kalkmaya alışkınım be Mehmet abi.

Hadi öyleyse hanımlar kalkıncaya dek biz kahveye gidip birer çay içelim.

Gidelim abi. Kahveye girdiklerinde kendilerinden önce gelenleri selamladılar. Köşedeki masaya gidip oturdular. Oturanların hemen hemen tümü yaşlı insanlardı. Merakla baktılar Hasan’a. Biri

Merhaba Memet, merhaba yabancı dedi. Diğerleri de aynı sözleri yineledi. Tümüne ayrı ayrı merhaba dediler. Mehmet,

O artık yabancı değil, bizim köylü olacak. Köyümüzün en yeni eniştesi.

Ya dediler hep birlikte. Yoksa bu delikanlı, bizim Durmuş ağnın kızını alacak delikanlı mı yoksa?

He ya dedi Mehmet. İyi bildiniz. Hepsi yerlerinden kalkıp yanlarındaki boş sandalyelere oturdular. Hasanı soru bombardımanına tuttular.

Ne iş yapıyon sen delikanlı?

Oto tamircisiyim.

İşin iyi mi bari?

Eh işte idare edip gidiyoruz.

Annen baban var mı?

Annem var sadece. Babamı yıllar oldu kaybedeli.

Allah rahmet eylesin. Sen sağol evlat. Mehmet araya girme gereği duydu.

Yeter artık, bunalttınız delikanlıyı. Birazda havadan sudan bahsedelim. Kahveciye seslendi,

Hadi getir artık çaylarımızı, hepimize olsun. Az sonra çaylar geldi. Konuşmadan içtiler çaylarını. Az sonra eve döndüler. Evde herkes kalkmıştı. Gülayşe kahvaltıyı bile hazırlamıştı.

Nerede kaldınız diye sordu Mehmet’e.

Kahvede lafladık biraz, ne bileyim böyle erkenden kalkacağınızı. Doğruca kahvaltı masasına gittiler. Kahvaltıdan sonra Safiye hanım,

Bize gitmemiz için izin vereceksiniz her halde dedi. Gülayşe,

Ne diyorsunuz siz Safiye abla. Hiç olur mu? Bu gün köyün tüm kadınları gelecekler Recep ağanın evine, sizinle tanışmak için. Recep ağaya karşı ayıp olur vallahi. Gitmeyi aklınızdan çıkarın. Yarın sabah erkenden uğurlarız sizi. Safiye hanım oğluna sordu,

Sen ne diyorsun diye. Hasan,

Mademki töreleri böyle kalacağız anne. Safiye hanım yerine oturdu. Uzun uzun konuştular. Köyünün insanlarını anlattı Gülayşe. Erkekler dinlemeyi yeğlediler. Kuşluk vakti geldiğinde Gülayşe ayağa kalktı. Mehmet’e

Biz kız evine gidiyoruz. Siz ister evde oturun, ister kahveye gidin. Öğle yemeğinizi hazırladım. Vakti geldiğinde ısıtır yersiniz.

Tamam dedi Mehmet. Hasan’a

Hadi istersen benim bahçeye gidelim. Daha tez geçer zaman. Hasan

Gidelim abi dedi ve evden çıktılar. Kestirme yoldan bahçeye gittiler. Mehmet bahçesindeki salatalıkları hayranlıkla seyreden Hasan’a

Biz eskiden sadece domates tarımı yapardık. Şimdilerde salatalık yetiştiriyoruz. Bunun parası daha tatlı. Hasan,

Negüzel şey tarımla uğraşmak, açık havada bir başka oluyor insan. İleride, bana da böyle bir yer alalım. Küçük bir bahçe olsun. Orada evime gerekli olan sebzeleri yetiştireyim.

Sen iste, ben hemen sana bulurum uygun bir yer.

Hele şu evlilik masraflarını altedelim, daha sonra bahçe için gereken parayı ayarlarız.

Doğru, ne de olsa düğün masrafları çok oluyor. Neyseki senin işin iyi de baba desteği olmadan altedebiliyorsun bu ağır masrafları.

………..

Hadi dönelim artık. Bakarsın bize bir gereksinimleri olur. Hızlı adımlarla köye döndüler. Doğruca eve gittiler. Mehmet usta bir aşçı gibi ısıttığı yemeklerle masayı donattı. Kır havası oldukça iştahlarını açmıştı. Doyasıya yediler. Daha sonra kahveye gittiler. Kahvede oturanlardan kimileri

Hoş geldin yabancı, Kimileri,

Hoş geldin damat diye seslendiler. Akşam saatine kadar ne iş yapıyorsun, dükkanın nerede sorularını yanıtlayarak geçirdiler. Akşam yemeği için Durmuş ağanın evinde toplandılar. Gece eve dönmek için istedikleri izini Durmuş ve Mehmet ağadan zor kopardılar .

***

Nişan töreni, üç gün üç gece sürdü. Köy dışından gelenler köyün konuksever aileleri tarafından konuk edildiler. Tüm yemekler sokaklara kurulan kazanlarda pişiriliyordu. Son gün keşkek günüydü. Koca bir dana kesilerek gerekli et sağlandı. Köyün tüm gençleri keşkeği sırayla dövdü. Keşkek dövme zaman zaman kuvvet gösterisine dönüştü. Eline tokmağı alan gücünü göstermek için diğerlerinden daha çok tokmak vurmaya çalışıyordu. Bu nedenle keşkeğin hazırlanması normalden kısa sürdü. Yerlere serilen sofra bezlerinin yanına çökenler, tabaklarına doldurulan keşkekleri yerken, içkiler su gibi içildi.

Nişandan bir hafta sonra kız evi damat evine konuk olmaya gitti. Bu arada düğün için gerekenleri de alacaklardı.Hasan nişanlısının gelişine çok sevindi. Onunla el ele tutuşup gezecekler, sinemaya gideceklerdi. Recep ağa dayattı.

Nikah kıyılmadan kızımın nişanlısı ile gezmesine izin vermem diye. Hasan çok bozuldu buna ama renk vermemeye çalıştı. Baş başa kalmalarına beraber gezmelerine izin verilmese de nişanlısı ile aynı evi paylaşmak bile onu mutlu etmeye yetiyordu. Aşk bu düştüğü yeri alev alev yakar. O ateşi ne su ne köpük söndüremez. Onu ancak yar söndürür. Her hafta tatilini nişanlısının yanında geçirmeye can atıyordu. Varsın eller biribirine kavuşmasın. Gün boyu biribirlerini görüyorlardı ya.

Yine nişanlısının köyündeydi. Sıgara almak için bakkala giderken önüne üç delikanlı çıktı. Biri bağıra bağıra,

Şu karşıdan gelen yarma var ya, gelmişte köyümüzün en güzel kızını sahiplenmiş. Hasan söylenenleri duymamazlıktan gelmek istedi. Bir diğeri,

Bu sadece yarma değil, üstelik korkağın biri. Hıyara bak nasıl yan yan kaçmaya çalışıyor. Biri

Dur ulan hıyar niye öyle yan yan kaçmaya çalışıyorsun. Babanın eşekleri zort etmiyor burada. Hasan durup delikanlıları iyice inceledi. Amaçları ne ki bunların hır çıkarmak istemelerinde. Laf dalaşı mı, yoksa dövüşmek mi. Askerliğini komando olarak yaptığı için onların üç kşi olmaları korkutmamıştı onu.

Benim bir yere kaçtığım yok, bakkala sıgara almaya gidiyorum. Eğer benimle konuşmak istiyorsanız buyurun konuşalım.

Sen kimsin ulan it oğlu it, bizimle konuşacak?

Hop hop, ağır ol bakalım, ölmüş babamı karıştırma, yoksa ağzından her çıkanı ağzına tıkarım. Delikanlıların üçü birden üzerine yürüdüler. Hasan etrafına baktı. Az ilerideki bir traktör kasasına doğru geri geri gitti. Amacı arkadan bir darbe yememekti. Ola ki arkadan başka birileri de saldırır diye. Traktör römorkuna sırtı dayandığında saldırıyı bekledi. İlk gelenin suratına sert bir yumruk vurdu. İkincisi atılıp beline sarıldı Hasan’ın. Hasan dizini oldukça sert bir şekilde yukarı kaldırdı. Hedef tam yerini bulmuştu. Delikanlı iki elini cinsel organlarına atarak yere yuvarlanıp kıvranmaya başladı. Üçüncüsü donup kalmıştı. Ne kaçabiliyor ve ne de saldırıyordu. Suratına inen balyoz gibi bir yumrukla yere serildi. İlk saldıran gözden kaybulmuş, diğeri ise halen yerde kıvranıyordu. Hasan hiçbir şey olmamış gibi bakkaldan sıgarasını alıp evine geri döndü.

Kavgayı görenler hemen muhtara bildirdiler.

Bizim delikanlılar Durmuş ağanın damadını dövmeye kalktılar diye. Muhtar öfkeyle bağırdı,

Neden araya girip kavgayı engellemediniz?

Ne araya girmesi muhtar, biz olanları anlayıncaya kadar, Durmuş ağanın damadı onları pestile çevirmişti bile.

Kaç kişiydiler bizimkiler?

Üç

Neee üç kişiyi pestile çevirdi ha, ne len bu. Vay köftehorlar, ammada dayanıksızlarmış be.

Ne dayanması muhtar ağa, herifin yumrukları yumruk değil sanki balyoz. Tek yumrakla devirdi ikisini. Diğeri neden öyle yerde kıvranıyordu anlıyamadık. Muhtar köy bekçisine

Git bul onları, hemen buraya gelsinler. Bekçi hızla uzaklaştı. Az sonra üç delikanlıyı önüne katıp getirdi. Biri halen iki büklümdü.

Ne oldu ula size böyle? Şimendifer mi çarptı, yoksa kamyon mu?

Yok be muhtar emmi, Durmuş ağanın damadı olacak o it bizi fena daladı. Muhtar öfkeyle yerinden fırlayıp okkalı bir şamar indirdi delikanlının suratına.

İt senin baban ulan it oğlu it. Elin adamınızı kestirdiniz gözünüze. Nasıl olsa üç kişiyiz onu haklarız dediniz. Ne alıp veremediğiniz var ulan sizin onunla? Sen ne iki büklüm duruyon len orada. Doğrul bakayım şöyle.

Nasıl doğrulayım muhtar emmi diye ağlamaya başladı. Elin oğlu öyle etti ki beni, erkekliğimi bile komadı. Sakat etti beni vallahi. Beter olun ulan deyyuslar. Hele bir daha böyle bir bok yemeye kalkın değil üçünüzün tümünüzün ayaklarını kırar sakat eder korum.

Muhtar emmi biz ondan şikayetçiyiz.

Neee şikayetçi misiniz? Ne diyeceniz ulan candarmaya? Biz üç zibidi köyümüzün konuğunu dövmeye kalktık ama o bizi pestil etti mi diyeceksiniz. Gücünüz yetip te ona dövseydiniz iyi mi olacaktı? Yıkılın ulan önümden sizi gözüm görmesin. Delikanlılar içlerinden,

Şimdi de muhtar dayağı yiyeceğiz diye geçiriyorlardı. Dayaksız kurtulmanın sevinciyle uzaklaştılar. Muhtar  Durmuş ağaya haber saldı,

Damadını al gel de birer kahve içelim diye. Haberi alır almaz Hasan ile birlikte köy odasına gittiler. Muhtar köy adına kendilerinden özür diledikten sonra Hasan’a

Duyduğuma göre yavuz dövmüşsün bizim delikanlıları. İyi de etmişsin elllerine sağlık. Merak ettiğim nerede öğrendin böyle güzel dayak atmayı?

Askerliğimde komandaydım muhtar amca.

Eline sağlık iyi etmişsin ama keşke dövüşmeyip bana gelseydin.

Ben diyeyim on, siz deyin yirmi adım geriledim. Uyardım onları yapmayın diye. Dinlemediler.

Onlar bu dayağı belli ki hak etmişler be evlat. Neyse olan oldu. Bir daha sana saracak cesareti bulamazlar. Eğer rahatsız ederlerse gel bana. Ben onların defterlerini dürerim. Kapatalım artık bu konuyu. Kahvelerimiz geldi. Hadi buyrun kahvelerimizi içelim. Kahveleri içip izin istediklerinde muhtar Hasan’ın sırtını sıvazlıyarak kapıya kadar uğurladı.

Delikanlılarda kahveye çıkacak yüz kalmamıştı. Kiminle karşılaşsılar,

Nasıl ulan dayak yemek güzel mi dercesine sırıtıyorlardı. Çareyi köyden kaçmakta buldular.

***

Düğün için karalaştırılan gün yaklaştığında, bir düğün salonu kiraladı ve nikah için gereken işlemleri yaptırdı. Düğünün görkemli olması için, dansözlü ve şarkıcılı bir  çalgıcı ekibiyle anlaştı. Annesi gelinine takacağı takıları satın aldı. Kız evinin yaptığı nişan töreninden aşağı kalmamak için ne gerekiyorsa yaptı.

Düğün gecesi nikah kıyıldıktan sonra eğlence geceyarısını geçinceye kadar sürdü. Konuklarla birlikte gelin ve damat doyasıya dans ettiler. Kutlamalardan sonra düğün sona erdi. Plakasına evleniyoruz mutluyuz yazısı geçirilmiş araba korna çalarak, hızla evlerine hareket etti.

Gecenin yorgunluğunu umursamadılar bile. Saatlerce, geçmişteki özlemlerinin acısını çıkarırcasına seviştiler. Sonunda yorgun düştüler ve uyudular. Acıkmasalar yataktan hiç çıkmıyacaklardı. Akşam üstü kalktılar ve annesinin hazırladığı yemekleri ısıtıp yediler. Bir hafta hiç ayrılmadılar biribirlerinden. Yolcu yolunda gerekir. Bir haftalık tatillerini sona erdirdiler. Hatice ev işlerinde, Hasan da dükkanında iş başı yaptı. Hafta başında Hasan’ın annesi de evine döndü. Oğlu ve gelinini başbaş bırakmak için kardeşine hafta boyunca konuk olmuştu. Başlangıçta gelin ve kayınvalide çok iyi anlaşıyorlardı.

Haticenin gebeliği ilerledikçe huysuz bir insan olmaya başladı. Olmaması gereken yerde, kayınvalidesiyle hırlaşıyor, gereksiz yere kocası ile kavga çıkarıyordu. Kayınvalide olgun bir insandı. Tüm yaptıklarını sineye çekiyor ve gelinini hiçbir şekilde oğluna şikayet etmiyordu. Hasan işin farkındaydı. O da doğumdan sonra her şeyin eskisi gibi olacağı inancıyla, elinden geldiğince kavga etmekten kaçınıyordu.

Doğumdan sonra, Hatice’nin hırçınlığı daha da arttı. Gittikleri doktorlar da çare olmadı. Safiye hanım gizlice hocalara gitti. Hiçbir şey onun hırçınlığına, hırçınlık katmaktan başka işe yaramadı. Hasan’ın gittikçe sabrı taşıyordu. Annesiyle onu bir haftalığına köye götürmeye karar verdiler. Bu kez de köyden dönmek istememek gibi ummadıkları bir tepkiyle karşıladılar. Zor oldu onu alıp evine getirmek.

Bu kez de hiç yoktan hır çıkardı. Hemen eşyalarını ve çocuğunu alıp, izin dahi almadan köyüne gitti. Yine yalvar yakar evine dönmeye ikna ettiler. Bir hafta sürmedi berabarlikleri. Hatice eşyalrını toplayıp yine köyüne gitti.

Hasan annesiyle birlikte arabalarıyla karısının köyüne gittiler. Hasan,

Karıcığım ne oldu sana böyle? Neden böyle ikide birde köyüne dönüyorsun. Ne kötülük gördün bizden.

Ben annenle birlikte yaşamak istemiyorum. Ya annen, ya da ben dediğinde Hasan beyninden vurulmuş gibi oldu. Öfkeyle bağırdı,

Bin tane kadın bir yana annem bir yana. Şunu kafana yerleştir. Ben annemi sokağa atamam.

Öyleyse bu evliliğimiz biter.

Bitirse biter. Ne yapalım yani? Durmuş ağa tartışmayı yan odadan dikkatle dinliyordu. Damadının,

Hadi anne gidelim demesiyle odaya girdi.

Hasan, hadi oğlum siz Gülayşe’ye gidip oturun. Ben bu deliyle bir güzel konuşayım. Ben oraya gelmeden sakın gitmeye kalkışmayın dedi. Hasan

Peki baba dedi ve annesiyle birlikte Gülayşe’nin evine gitmek üzere evden ayrıldılar. Gülayşe buyur etti içeriye. Çok üzüntülüydü.

Ben neden oldum tüm bu olanlara. Ne bilirdim böyle olacağını diyerek üzüntüsünü dile getirdi. Safiye hanım,

Kavun değil be kızım dibini koklayıp ta ne olduğunu anlayasın. Sen iyi niyetle başlattın bu işi. Üzülmek neyi değiştirir ki. Kader bu. Olacakla akacağın önüne geçilmez.

Ne desek boşuna. İnşallah aklı başına gelir de bu yuva yıkılmaz.

***

Durmuş ağa kızına,

Otur bakayım şuraya. Anlat bakalım kayın valideni neden istemediğini.

İstemiyorum da ondan.

Ben sana neden istemediğini sordum, ona cevap ver.

İstemiyorum okadar.

Kızım bana nedenini söyle, seni aç ve açıkta mı bırakıyorlar?

Hayır.

Neden öyleyse?

Bilmiyorum.

Kocan seni hiç dövdü mü?

Hayır.

Peki kayınvaldenle saç saça baş başa dövüştüğün oldu mu?

Hayır.

Peki sen ne bok yemeye istemiyorsun o kadını. Kıçına kazık mı sokuyor.

………….

Konuşsana kız, beni deli etme. Neden istemiyorsun kayınvaldeni.

İstemiyorum da ondan. Durmuş ağa okkalı bir tokat patlattı kızının suratına. Eşine bağırdı,

Hanım al o bebeği götür ver damadımıza.

Nasıl olur ağam?

Sana ne diyorsam onu yap. Bu gün kaynanasını istemeyen yarın çocuğunu da istemez. Seni ben tütün tarlalarında, inek damlarında sürüm sürüm süründüreyim de aklın başına gelsin. Hanım ver şuna senin şalvarlarından birini hemen gitsin ahır temizlemeye.

Baba ne diyorsun sen, ben ahır temizlemesini bilmem ki.

Sen tütün işlemesini de bilmezsin ama, ben sana öyle bir öğreteceğim ki, anandan doğduğuna pişman olacaksın. Bak kızım önünde iki seçenek var. Ya kocana döneceksin ve rahatına tekrar kavuşacaksın. Ya da inek damında, tütün tarlalarında sürüm sürüm süründüreceğim seni. Seni bu güne kadar hiç dövmedim. En küçük bir hatanda, bundan böyle kıyasıya döveceğim seni.

Baba ben haketmiyorum bunları. Annesini başka eve çıkarsın döneyim ona. Durmuş ağa peş peşe vurmaya başladı kızına. Her vuruşta,

Günü geldiğinde sen de kaynana olmıyacak mısın.Demek biz de düşsek ocağına, bize de aynı şeyleri yapacaksın. Eşi araya girip zor kurtardı Hatice’yi kocasının elinden. Kızını lavobanın başına getirip yüzünü yıkattı. Kurulanırken,

Bak kızım, evde kaynana var diye yuva yıkılmaz. Gel sen bu inattan vazgeç. Zaten bir ayağı çukurda kadının. Ben kaç yıl yaşadım babaannenle birlikte. Hani, nerede babaannen. Bu dünyada kalp kırarak hiçbir yere gidilmez. Gel dök şu kucağındaki taşları. Öksüz koma o güzel yavrunu.

Peki anne, senin dediğin olsun.

Hadi öyleyse gidelim. Kocandan ve kaynanandan özür dile. Özür dilemeyi bilirsen yine eskisi gibi olursunuz. Ana kız gibi geçinir gidersiniz.

Peki anne, gidip özür dileyelim. Durmuş ağa da katıldı onlara. Gülayşe’nin evine gittiler. İçeri girer girmez, doğruca gidip kayınvaldesinin elini öptü. Sonra da kocasına uzattı elini. Hasan uzanan elini sıktıktan sonra, kalkıp karısını iki yanağından öptü. Kayınvaldesiyle, kayınpederinin elini öptükten sonra, sım sıcak bir hava esti evin içinde. Gülayşe mutfağa koşup, önceden hazırladığı bardakları, buz gibi kola ile doldurdu. Götürüp konuklarına ikram etti. Konuklarını yemeğe kalmaları için çok ısrar etti. Durmuş ağa,

Gülayşe kızım, bırak ısrar etme. Yolcu yolunda gerek. Ko gitsinler bir an önce evlerine. Durmuş ağa, uğurlarken kızına sıkı sıkı tembihledi.

Sakın ola ki kocan veya kayınvaliden yanında olmadan bir daha buraya gelme. Atice, yuvasının yıkılmaması sevinciyle neşe içinde bağırdı,

Merak etme babacığım, bir daha sizleri hiç üzmiyeceğim. Durmuş ağanın eşi, getirdiği bir tas suyu, hayırlı yolculuklar dileyerek arabanın arkasına serpti.

Durmuş ağanın katı tutumu. Yuvanın yıkılmasını önledi. Onlar yine eskisi gibi mutluluklarını paylaşır oldular. 2000-03-21

Tel ve Fax : 02328123173                                                                            Özcan NEVRES

FOÇA   ozcan@nevres.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Bugün 1, toplamda 243 kez ziyaret edildi.)