MEHMEDİN İNTİHARI

Mehmet’in İntiharı

Kore’de Kunuri kuşatmasından şans eseri kurtulmuştu. O günden bu yana kuzeylilerle girdiği göğüs göğüse savaşı bir türlü aklından çıkaramıyordu. Her gece rüyasında kendisini hep o korkunç savaşın içinde buluyordu. Günlük hayatında bile kan dökmekten başka bir şey düşünemiyordu. Bir gün bir dostuna,

Savaşta öldürdüğüm düşman askerleri bir türlü aklımdan çıkmıyor. Her gece rüyamda elimde silah, ucunda süngüsü düşmanlarla dişe diş çarpışıyor ve kan ter içinde uyanıyorum. Bıktım bu hayattan. Ah bir silah alacak param olsa. Arzu ettiğim gibi bir silahı satın aldığımda, kafamda tasarladığım bir senaryoya göre bir çok adam öldürüp dağa çıkacağım. Jandarmalar tarafından etrafım sarıldığında teslim olmayacağım. En büyük arzum jandarmalarla çarpışarak ölmek diye duygularını anlatmıştı. Arkadaşı,

Yapma be Mehmet, günahsız insanları öldürmekle eline ne geçecek?

Ben günahsız insanları öldürmeyeceğim. Çevremizde öldürülmeyi hak etmiş onlarca namussuz var. Hangisinden başlayacağımı da çok iyi biliyorum. Arkadaşı onu bu kötü düşüncelerinden kurtarmak için çok dil döktü. Ama başaramadı.

Köselerin Osman’ın tabancasını satmak istediğini öğrendiğinde çok sevindi. Zira onun tabancasının namını işitmişti. Gidip Osman’ı buldu. Osman tabancasını çok övdü. Mermileriyle kalın bir duvarı bile deler geçer dedi. Mehmet,

Sen ne dersen de, benim için geçerli değil. Çay yatağına gidip orada deneyelim. Tabanca dediğin kadar mükemmelse paranı hemen orada veririm.

Tamam dedi Osman. Yola çıktılar. Yarım saatlik mesafedeki çay yatağına girdiler. Kimse var mı? diye etrafı iyice gözden geçirdiler. Kendilerini görecek birilerinin olmadığı kanısına vardılar. Osman tabancayı çıkarıp Mehmet’e uzattı. İlerideki bir taşı göstererek iyi bir hedef olduğunu söyledi. Mehmet silahı alıp horozu kaldırdı. Namluyu Osman’a yöneltip,

Canını seviyorsan çok hızlı ve arkana bakmadan kaç. Aksi halde beyninden mıhlarım. Osman karşısındaki adamın hiç şakası olmadığını anladığında, koşarak uzaklaştı. Mehmet gasp ettiği tabancanın sevinciyle evine döndü. Ertesi gün tanıdığı bir silah kaçakçısından bol miktarda mermi aldı. Mermilerin parasını isteyen kaçakçıya silahının namlusunu çevirdi.

Bu söylediğini duymamış olayım. Üstelik bu mermiler bana yetmez. Senden en az bin mermi istiyorum. Sakın bulamam deme. Bulamamanın bedelini hayatınla ödersin. Kaçakçı çok korkmuştu.

Peki dedi. En geç üç gün içinde mermileri bulur getiririm.

***

Mehmet kaçakçının getirdiği mermileri alınca doğruca Yamanlar dağına yöneldi. Çobanlık yaptığı dönemde bir çok mağaranın yerini bellemişti. Olası bir çatışmada en güvenli olarak zirvedeki kayalıkların arasındaki mağarayı seçti. Mağaranın dip tarafındaki karanlık bölüme mermileri torbasıyla koyduktan sonra üzerini kumla örttü. Daha başka günlerde satın aldığı ya da gasp ettiği mermi ve silahları mağaraya taşıdı. Peksimet ve bisküvi gibi dayanaklı yiyecekleri de stok etmeyi ihmal etmedi. Artık uzun sürecek bir çatışma için gereken her şey hazırdı. Sıra eyleme gelmişti. Önce berberin karısından başlayacaktı. Zira o fahişe komşu oğlunu evime zorla girmek istedi diye vurup öldürmüştü. Gerekçesi ise namusunu korumuştu.

Kahpe dedi. Hangi namus? Sen yattığın erkeklerin sayısını biliyor musun? O komşu oğlunun intikamını senden almazsam bene da Mehmet demesinler. Ceplerini mermiyle doldurup, tabancasını da beline soktuktan sonra berberin evinin olduğu sokağa gitti. Sokağın bir ucundan öbür ucuna kaç kez gidip geldiğini anımsamıyordu. Sabırla bekledi. Kadın öğleye yakın evden çıktı. Doğruca otobüs durağına gitti. Otobüse bindi. Mehmet’te kadının bindiği otobüse bindi. Gerektiğinde kolayca inebileceği bir koltuğa oturdu. Garajda otobüs boşaldı. Kadının peşine bir gölge gibi takıldı. Takip uzun sürmedi. Kadın randevulaştığı erkeğe yılışarak yaklaştı. Tokalaşıp birbirlerine sarıldılar.

Hayatım geç kaldın. Neredeyse ümidimi kesip gidiyordum.

Nasıl gidersin sevgilim. Kocam olacak o domuzu atlatmayı kolay mı sanıyorsun? İnan durumu anlamasın diye ne fedakarlıklar yapıyorum.

Tamam sevgilim, bekletmen önemli değil. Geldin ya. Hadi bakalım aşk yuvamıza gidelim.

Gidelim sevgilim. Birbirlerine sarılarak yürümeye başladılar. Tren garının duvarının bitişiğindeki kaldırımda ağır adımlarla ilerliyorlardı. Kadın karşısındaki Koreli Mehmet diye tanıdığı Mehmet’i tanımazlıktan geçmek istedi. Ama Mehmet buna fırsat vermedi. Belindeki silahı çekip kadına doğrulttu. Kadın korkuyla birlikte olacağı adama sarıldı. İlk kurşun kadının kafatasını parçaladı. Adam kucağındaki kadını iterek kaçmaya çalıştı. Mehmet fırsat vermedi. Adam sırtından, kafasından yediği kurşunlarla yere cansız serildi. Mehmet olay yerinden hızla uzaklaşmaya çalıştı. Ah bir taksi geçse hemen durdurup gasp edecek ve sürücüsüne sür Yamanlar’a diyecekti. Görünürde tek bir taksi bile yoktu. Her taraftan polis arabalarının siren sesleri geliyordu. Etrafının polislerce sarıldığını gördüğünden var gücüyle koşarak kaçmaya başladı. Peşinden gelen polisler de en az onun kadar iyi koşuyorlardı. Bir türlü arayı açamıyordu. Polisleri yaylım ateşe tuttu. Polisler biraz durakladıktan sonra yine peşinden koşmaya başladılar. Önündeki kaldırımı fark ettiğinde iş işten geçmişti. Ayağı kaldırıma takılıp düştü. Artık polislerden kaçma olasılığı kalmamıştı. Namluyu şakağına dayayıp tetiği çekti. Yaşamı özlediği şekilde jandarma kurşunuyla değil kendi silahının kurşunuyla son bulmuştu.

Özcan Nevres  15 Aralık 2002

 

 

 

(Bugün 1, toplamda 67 kez ziyaret edildi.)