MEÇHULE MEKTUP

BİLİNMEYEN  SEVGİLİYE

 

Meçhul sevgilim, sen benim tanımadığım,  belki de hiç tanımayacağım vefasız sevgilimsin. Bilir misin seni nerelerde aradığımı? Sen bazen gönlümde sım sıcak bir sevgi,  bazen sım sıcak gözyaşı seli, bazen kalbimi burkan, acıtan bir sızı. Bazen de arzu, kin, ihtiras ve intikamsın.

Seni gecenin bir yarısında ıp ıssız ve karanlık yollarda, bazen de kumsalı döven dalgaların serinliğinde ve gecenin bilmem kaçıncı saatinde denizin yakamozlarında arıyorum

İşte yine gecenin epeyce ilerlemiş bir saati. Her taraf derin bir uykuda. Bense tüm varlığımı ve düşüncelerimi sana mal etmiş, kendime ait olmayan bir dünyada, yakamozlarda şekillenen hayalini seyrediyorum. Koyu deniz yeşili gözlerini halelendiren gözlerini kırparak gel diyorsun. Koşup gelmek istiyorum. Bir anda çok uzaklara kaçıyor, şen, şakrak kahkahalar atarak aşkımla alay ediyorsun. Seni yakalayamamanın umutsuzluğuyla gözümde yaş,  kalbimde acı bir burukluk, kararsız ve uyuşuk adımlarla sahili terk ediyorum.

Koyu çam ağaçlarının gölgelediği bir gazinonun, köpüklü dalgaların hırsla dövdüğü sahilinde, tek başıma bir masaya oturmuş, önümde meze ve kadeh, çevrede bir çok masa ve masalara yerleşmiş insanlar. Gülüyorlar, konuşuyorlar, bazen de coşup oynuyorlar. Bense seni karanlık düşüncelerimden alıp, bir an için mutluluğuma ışık yapmak istiyorum. Bana destek olan bir tek dostumsa kadehimdeki içki. Seni yakalamak ister gibi hırsla sarılıyorum kadehime. Bir nefeste içiyorum hepsini. Boğazımda dayanılmaz bir yanma. Düşüncelerimin karanlığından güçlükle söküp aldığım hayalin tüm vefasızlığınca yine terk ediyor beni. Hırsla çarpıyorum kadehimi yere. Mezeler dokunulmamış, şişem neredeyse dolu. Umutsuzluğun çökerttiği omuzlarım düşük, başım önüme eyik, dayanılmaz acılarımla ayrılıyorum gazinodan.

Bazen bir konserin melodileriyle tüm arzularımdan sıyrılıp, kurtarmak istiyorum kendimi. Tam senin vefasızlığınca.Vefasızlık mı? Ben sen miyim ki? Sazda sen, sözde sen, şantözde sen ve bütün ritimlerde yine sen. Tüm konser boyunca seni düşünüyorum. Seni seyrediyorum ve senle yaşıyorum.

Bazen hırçınlaşıyorum. Seni gerçeklerin katılığında param parça etmek istiyorum. Ve parçalıyorum da. Bir an dayanılmaz bir öksüzlük kaplıyor tüm benliğimi. Bastonu elinden alınmış köre dönüyorum. Umutsuz ve çaresiz. Oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi  ağlıyorum içten içe. Parçaladıklarımı teker, teker topluyorum yine. Bir bütün oluyorsun. Yine tüm umutlarım sen. Arzularım, ihtiraslarım ve yaşama gücüm sen. Kendimi bildim bileli senle başladı yaşantılarım. Sana kavuşma umudundan aldım yaşama gücümü.

Belki sana kavuşacağım bir gün. Ve sen hayallerimin kadını olarak kalacaksın hep. Hem sana kavuşmaktansa hayalinle avunmak daha iyi değil mi? Sana kavuşmak mutluluk ve yeniden ve yeniden varoluş demektir. Biri birlerinin mutluluklarını kıskanan insanlar, bizim de mutluluğumuzu kıskanmayacaklar mı? Bizi biri birimizden ayırmak için ellerinden geleni yapmayacaklar mı? Sonunda bizi biri birimizden koparmayacaklar mı?

Seni tekrar kaybetmektense, bulamamak ve seni ter temiz hayallerimdeki sevgilim olarak kalmanı istiyorum.

Ben sana hep böyle sitem dolu mektuplar yazacağım. Ve sana yalvaracağım gel, göz bebeklerime yerleş diye. Sen olarak görmeliyim her şeyi ve sadece senle yaşayayım. Şimdilik hoşça kal sevgilim.

18 Ocak 1967

 

Sana hep sitem dolu mektuplar yazacağım demiştim. İşte bu mektubumda, hazan mevsiminin çıplaklığınca bom, boş gönlümün serzenişleriyle dolu yine. Sen varken dolu, dolu idi yaşantılarım. Sen yoksun: Ben varmışım ne çıkar. Zira yaşamak senle kazanırdı gerçek anlamını. Bilmem hatırlar mısın seni nerede tanıdığımı? İlk karşılaştığımız yeri. Bir dergi uzatmıştın okur musun diye. Teşekkür etmek istemiştim ama edemedim. Koyu deniz yeşili gözlerine takılı kalmıştı gözlerim. Sım sıcak duygular umutlar akmıştı içime. Ve bir anda her şeyim sen olmuştun.

Hep sana koşuyordum. Arzu dolu umut dolu. Neden sonra bir dilsizin sessizliğiyle, gözlerimizle anlaşı vermiştik. Bir sinema locasında uzanmıştı dudaklarım dudaklarına. Küçük ellerinle kapatmıştın yüzünü. Utanıyordun. Sanki yaptıklarımız ayıpmış gibi. Doğanın insanlara kazandırdığı en büyük ve en güzel duygu sevmek ve sevilmek. Biz de seviyorduk biri birimizi, hem de delicesine. Günler, haftalar,aylar ne de çabuk geçiyordu. Bir yuva kurmanın özlemiyle yanıp tutuşuyorduk. El ele tutuşur gözden ırak yerlere giderdik. Özlemle sarılırdık bir birimize. Böylesine güzel geçen günlerimizin hiç bitmeyeceğini sanırdık. Aldanmışız. Umut dolu günlerimiz tez bitti. Ailelerimiz kopardı bizi biri birimizden.

Sen şimdi el oldun bana. Gönülsüz de olsa, evlendiğin kişiyle mutlusundur da. Her karşılaştığımızda başını eğerek göz göze gelmekten kaçıyorsun İnan bana vefasız sevgilim, mutlu olman en büyük dileğim. Sen bana bakma. Ben sana hep böyle yazacağım. Sanma ki yazdıklarımı sana göndereceğim. Yazdıklarım her zaman baş ucumda duracak. Bir gün bir garip öldü diyecekler. Zavallı sevgilisine ne kadar çok mektup yazmış ama hiç birini yerine ulaştıramamış. Sende duyacaksın öldüğümü ve baş ucumda buldukları mektupları. Kahrolacaksın. Uzun uzun ağlayacaksın. Kimse bilmeyecek neden ağladığını

Sensizlik yüreğimde dağ dağ. Göz yaşlarımsa sel gibi. Sen mutlu ol sevgilim, sen mutlu ol yeter ki. Sakın düşünme benzimin hazan yaprakları gibi neden solduğunu sarardığını.

Belki bu sana yazdığım mektup son mektubum olacak. Kara toprağın altında da yazamam ki. Elveda sevgilim, elveda……

ÖZCAN  NEVRES

(Bugün 1, toplamda 266 kez ziyaret edildi.)