Olmaz Böyle Şey

Olmaz Öyle Şey
Bin dokuz yüz seksen üç seçimlerinde Halkçı Parti ilçe başkanı olarak belediye başkanlığına aday olmuştum. Seçim öncesi hiç kimseye maddi ödün vermediğim halde, seçim sonrası avantacılar yüzünden zor günler yaşamıştım. Televizyonunu tamir ettiren tamir bedelini sormaya bile gerek görmeden televizyonunu kucaklayıp gitmek istiyordu. Tamir bedelini istediğimde ise sana oy verdim. Ne parası vereceğim diyordu. Her gün aynı durumda kalmak bıktırmıştı beni. Bu yüzden Menemen’den ayrılıp çok sevdiğim Datça’ya yerleşmeye karar vermiştim. Datça’ya yerleştiğimde siyaset yine yakamı bırakmamıştı. Profesör Mahmut Akkılıç’ın ısrarıyla Halkçı Partinin Datça ilçe teşkilatının kurucu başkanı olmayı kabul etmiştim. Her ne kadar Datçalılar beni Profilo Holdingin servis şefliğinden tanıyor olsa da bana yükledikleri bu görev kolay başarılacak bir görev değildi. O sıralarda Halkçı Partinin SODEP ile birleşmesi gündemde olduğundan kimse yönetim kurulunda görev almayı kabul etmiyordu. Yedi kişi olmuştuk ama iki kişi daha bulup gerekli olan dokuz kişiye ulaşamamıştık. Yönetimi oluşturamamış olsam da resmen Halkçı Parti ilçe başkanıydım. Bu arada çok değer verdiğim ve saydığım Cemal Madanoğlu ile İrfan Özaydınlı’nın yaz aylarında Datça’da yaşadıklarını öğrenmiştim. Otuz Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle ikisine de Halkçı Parti ilçe başkanı adıyla kutlama kartı göndermiştim. İrfan Özaydınlı dükkânımın bitişiğindeki berberde tıraş oluyormuş. Kutlamam eline geçince beni kutlamak için Özil’deki evinden Reşadiye’deki dükkânıma gelmişti. Böylece gıyaben tanımakta olduğum İrfan Özaydınlı ile tanışmış oldum. İş için Özil’e her gittiğimde beni gördüğünde mutlaka evine davet ederdi. Eşinin de katılımıyla uzun, uzun sohbet ederdik.
Dükkânımın önünde dikilirken Datça Aktur arası çalışan belediye otobüsünden Cemal Madanoğlu’nun eşiyle birlikte indiklerini gördüm. İlk karşılaştığı kişiye beni sorduğunu fark ettim. Hemen yanlarına giderek dükkânıma davet ettim. Sohbetimiz sırasında Halkçı Partinin yeni başkanı Aydın Güven Gürkan’dan söz açıldı. Eşi Mehlika Hanım, Aydın benim ablamın oğlu dedi. Ben de sumenimin içinden Cumhuriyet gazetesinin Aydın Güven Gürkan ile ilgili yaptığı röportajı çıkarıp gösterdim. Mehlika teyze bunu bana geçici olarak verir misin? diye sorduğunda, alın sizin olsun dedim. Birkaç gün sonra geldiklerinde aldığını geri getirdi. Biz bunun fotokopisini çıkarttık. Bu yine sizde kalsın dedi. Aktur’da oturdukları halde sık, sık İskele’ye giderlerdi. Dönüşlerinde mutlaka bana uğrarlardı. Muğla’da ortak dostlarımız olduğunu öğrendiklerinde ahbaplığımız daha da pekişmişti. Bir gün sohbetimizde Güney Doğudaki ilk göreviyle ilgili anılarını anlatmıştı. “Eşkıya avına her çıktığımızda eşkıyalarla karşılaştığımızda mutlaka bir şehit verirdik. Aldığımız Emire göre eşkıyaya önce teslim ol çağrısı yapılacak, teslim olmazsa ateş açılacaktı. Askerin biri ayağa kalkıp teslim ol çağrısı yaptığı anda alnına yediği kurşunla şehit oluyordu. Ben de almış olduğum emre itaatsizlik yaparak teslim ol çağrısı yapmayı kaldırdım. Üst makama uzun bir süre şehit raporu göndermediğim için bir tekit yazısı almıştım. Yazıda eşkıya avına çıkmıyor musun? Diye sorgulanıyordum. Yazdığım yanıtta teslim ol çağrısı yaptırmadığım için artık şehit vermiyoruz dedim. Bunun üzerine teslim ol çağrısının kaldırıldığına dair bir emir name almıştım.”
Bu günkü gazetelerdeki habere göre artık PKK lılar ile girilecek çatışmalarda PKK lılar öldürülmeyecek, sağ olarak ele geçirilecekmiş. Ya da ülkemizden çıkıp gitmelerine göz yumulacakmış. Oysa düşmanla yapılacak savaşta, savaşı kazanmak için savaşı düşmanların kullandıkları silahlarla yapmaktır diyorlar. Savaşlarda en önemli kural ise ölmemek için öldürmektir. Bu durumda eli kolu bağlanmış olacak olan askerlerimiz çok büyük kayıplar verecektir. Bu yüzden daha çok şehidimiz, daha çok şehit annemiz olacaktır. Bu yanlış karardan mutlaka dönülmesi gerekir. Özcan Nevres ozcan.nevres@gmail.com
www.ozcannevres.com

(Bugün 1, toplamda 227 kez ziyaret edildi.)