SEVEREK AYRILALIM

Severek Ayrılalım

Bu onunla son buluşmamız olacaktı. Gönderdiği mektupta ailesinin isteğiyle bir akrabasıyla evleneceğini ve son kez buluşacağımızı yazmıştı. Onu zaten hiçbir zaman çözememiştim. Hiç yoktan darılır gider, aramadığımda da, aramadığım için gücenirdi. Niye aramadın diye de sitem ederdi. Belki aklınca naz ediyordu ama, çekilmez oluyordu. Mektubunu aldığımda içimde sanki bir şey cız etmişti. Ondan soğuduğumu, ilişkimizi sona erdirmeyi düşünmüyor değildim. O halde içimi sızlatan neydi? Terk edilmeyi hazmedememek miydi? Belki de öyleydi. En çok merak ettiğim, son kez buluşmak istemesindeki amacı ne idi? Aklınca, ne olur beni terk etme diye yalvaracağımı mı sanıyordu? Saatime baktım. Buluşmak için belirttiği zamana daha birkaç dakika vardı. Eğer gelişi beş dakikadan fazla gecikirse çekip gidecektim. Neyse ki tam saatinde geldi. Tokalaştık. Sanki mektubu yazan o değildi. Koluma girdi.

Hadi fuara gidelim. Her zamanki yerimizde oturur söyleşiriz.

Yalnız söyleşmek için mi gideceğiz?

Bunca zaman sevişmeye doymadın mı?

Eğer amacın yalnızca konuşmaksa, işte şurada pasta hane var. Onca yolu yürümektense gider orada otururuz.

Ben yine seninle baş başa kalmak istiyorum.

Vedalaşmak için baş başa kalmak gerekiyor mu?

Sen beni delirtmek mi istiyorsun?

Akıllı oluşundan bir şey anlayamadım. Eğer delirirsen belki seni daha iyi anlayabilirim.

Aslında seni hiç konuşmadan terk etmem gerekiyor ama nedense yapamıyorum. Son kez oraya gidelim. Orada geçireceğimiz zaman içindeki sevişmemizi beynime nakşetmek istiyorum. Beynimden hiç silinmemeli.

Gidelim bakalım. Fuarın Dokuz Eylül kapısının gişesinden iki bilet aldım. Arkeoloji müzesinin arka tarafında her zaman tenha olan bir yer var. Oraya yöneldik. Her zamanki oturduğumuz banka oturduk. Kolunu boynuma doladı. Dudaklarını dudaklarıma uzattı. Her zaman onu ben öperdim. Bu kez o beni öptü. Öpüşmemiz sona erdiğinde sordum.

Buraya konuşmaya mı geldik? Yoksa eskisi gibi sevişmeye mi?

Önce sevişeceğiz. Hem öyle sevişeceğiz ki, bu son sevişmemizi beynime kazıyacağım. Bu günü yaşadığım sürece unutmak istemiyorum.

Burada o kadar uzun boylu sevişmek olmaz. Kalk gidelim.

Nereye?

Motor sıklet kiralayıp Bel Kahve’ye gideriz.

Neden?

Doyasıya sevişmek istemiyor musun?

Hem de nasıl?

Hadi yürü öyleyse.

***

Kiraladığım motor sıkletle hız denemesi yapar gibi uçar gibiydik. Belime sımsıkı sarıldı. Bel Kahve’yi hızla geçtik. Birkaç kilometre uzaklıktaki çam ağaçlarının en sık olduğu yere ulaştığımızda ormanın içine saptık. Motor sıkleti yoldan geçenlerin görmesi mümkün olmayacak bir şekilde park ettim. Kurumuş çam yapraklarının üzerine uzandık. Yaprakların sırtımıza iğne gibi batmasına aldırış etmeden uzun uzun seviştik. Buna rağmen daha, daha diyordu. Doğrulup bir çam ağacının gövdesine doğru kayıp sırtımı dayadım. O da kayıp yanıma geldi. Başını kucağıma dayadı. Ağladığını fark ettim. Saçlarını okşarken,

Ağlamayı bırak da ne söyleyeceksen söyle? Beni meraktan öldürme.

Bu seninle son buluşmamız.

Neden?

Evleniyorum.

Madem ki bir başkası ile evleneceksin. Yanımda ne işin var? Ola ki evleneceğin kişi bizi görü verse ne olur.

Göremez ki.

Neden?

Çünkü o Almanya’da Bu hafta sonu gelecek. Yıldırım nikahı kıyıp, düğünü yaptıktan sonra Almanya’ya dönecek. Daha sonra da beni Almanya’ya aldırtacak.

Hayırlı olsun. Mutlu olmanızı dilerim.

Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Ben senden başkasıyla mutlu olabilir miyim?

O halde neden onunla evleneceksin?

Ailem istediği için.

Direnmedin mi?

Nasıl direneyim? Ne babam ne de annem söz dinleyecek insanlar değil. Bir an seni alıp gideyim demek geçti içimden ama demedim. Zira ona güvenim kalmamıştı. Onun iyi bir eş olacağına inanmaz olmuştum. Vakit bir hayli ilerlemişti. Kalkıp giysilerimize batan çam yapraklarını temizledik. Motor sıklete binip geri döndük. Vedalaşırken elimi bir türlü bırakmak istemiyordu.

Bir gün on çocuğum bile olsa yine sana döneceğim dedi.

Bırak çocuğu, çocuksuz olarak dönmek istesen bile kabul etmem. Bir yuva kuruyorsun. Bunu ömür boyu sürdürmek zorundasın.

Neden sürdürmek zorunda olayım? Ben onu değil seni seviyorum.

Sen ne beni ne de evleneceğin kişiyi sevmiyorsun. Anladığım kadarıyla sen o adamın parasını seviyorsun. Ne kadar çok para, o kadar lüks bir hayat.

Parası yerin dibine batsın. Ben onunla parası için değil, ailem istediği için evleniyorum.

Tamam öyle olsun.

Hain, ille de yapacağını yapacaksın. Ben neler umuyordum. Ne olur gitme diye boynuma sarılıp ağlayacağını sanıyordum.

Ağlasaydım ve gitme diye yalvarsaydım bu evlilikten cayar mıydın?

Asla caymazdım. Zira aileme söz verdim. Tokalaşmak için elini uzattı.

Yine de severek ayrılalım dedi.

Öyle olsun dedim.

Onu otobüse bindirip uğurlarken içimde bir burkulma oldu. Sanki içimden bir şeyler sökülmüştü. O da nesi? Yıllardır ilk defa ağlıyordum. Onu yitirmek belki de çok acı gelmişti bana. Belki de onu bir daha hiç göremeyecek olmanın hüznü çökmüştü içime.

***

Aradan yıllar geçmişti. İş yerimde çalışırken içeri İspanyol şapkalı bir bayan girdi. Tokalaşmak üzere elini uzattı. Tokalaştık.

Hayatım, beni tanımamış gibisin. İnsan eski sevgilisini bu kadar çabuk mu unutur dedi? Şaşırmıştım. Siması yabancı gelmemişti ama bir türlü kim olduğunu çıkaramıyordum.

Ne oldu? Halen beni anımsayamadın mı?

Hayır, çıkaramadım.

Vay hayırsız vay. Demek Foçalı eski sevgilin Mediha’yı tanımadın ha.

Nasıl tanıyayım dedim. Ayrıldığımızda kırk kiloluk oldukça minyon biriydin. Şimdi ise maşallahın var. Besili kısrak gibi olmuşsun. Hayrola? Hangi rüzgar attı seni buraya?

Rüzgar atmadı, kendim geldim. Yoksa geldiğime memnun olmadın mı?

Memnun oldum olmasına da. Bunca yıl sonra neden aradığını çözemedim.

Evlenip Almanya’ya gittiğimden beri seni aklımdan hiç çıkarmadım. Eşimle yatağa girdiğimde bile aklımda hep sen vardın. Belki de senin yüzünden ona bir türlü ısınamadım. Onunla bir türlü anlaşamadık. İlk defa bir tek konuda anlaştık. Anlaşarak boşanmada. İyi ki çocuk yapmamışız. Senin halen evlenmemiş olduğunu öğrenince sana dönmeye karar verdim.

İyi de seni kabul edeceğimi nereden çıkardın. Ben o defteri kapatalı on yıl oldu.

Bu on yıl içinde beni beklediğini sanki bilmiyorum.

Seni mi bekledim? Güldürme beni.

İster gül ister ağla. Ta Almanya’dan geldim buraya. Beni eskisi gibi bir yerlere götürmeyecek misin?

Hiç düşünmedim.

Niye? Yoksa beni artık sevmiyor musun?

Ne sevgisi? Seni sevseydim, güvenseydim gitmene izin verir miydim. Gerçi gidişin beni derinden yaralamıştı ama artık o yara kapandı. Artık o yarayı deşmene izin veremem.

Hadi kalk gidelim.

Nereye?

Nereye istersen. Gözlerim dolgun göğüslerine ve düzgün bacaklarına takıldı. İçimde ona sahip olma arzusu dayanılacak gibi değildi. Dükkandan çıktık. Kapıyı kilitledikten sonra motor sıkletime binip yola çıktık. Onu Yenifoça’ya götürmeye karar vermiştim. Yenifoça’ya vardığımızda otelde bir oda ayırttım. Daha sonra belediye gazinosuna gittik. Masayı donattırıp karnımızı doyurduk. Tam hesap isteyecektim. Başkalarının görmeyeceği bir şekilde elime bir demet para sıkıştırdı. Almam dedim ama almam için ısrar ediyordu. Israrı yüzünden rezil olacaktı. Çaresiz parayı alıp cebime koydum. Hesabı getiren garsona hesabı ödedim ve yüklüce de bahşiş verdim. Sahilde kısa bir tur yaptıktan sonra otele döndük. Sabaha kadar doyasıya seviştik. Evlilikten hiç söz etmedik.

***

İki gün sonra yine geldi Bu kez oldukça seksi giyinmişti. Belli ki güzelliğiyle başımı döndürmek istiyordu.

Evvelki gün bana hayatımın en güzel gecesini yaşattın. Daha fazla ayrı kalmaya dayanamadım ve yine geldim.

Bak Mediha. Eğer bu beraberlikleri beni seninle evlenmeye ikna etmek için istiyorsan bunu aklından çıkar. Zira ne seninle ne de başkasıyla evliliği düşünmüyorum.

Neden sevgilim. Bana nikah kıyarsın. Beraberce Almanya’ya gideriz. İstersen orada beni hemen boşa. Yeter ki seni her zaman görebileyim.

Olmaz dedim. Ne Almanya’ya giderim.ne de seninle bir daha beraber olmak isterim. Bir delilik yaptık. O geceyi birlikte geçirdik. Bir daha tekrarını istemiyorum. Ağlamaya başladı.

Ne olur beni kırma. Bir gece daha beraber olalım. Eğer istemezsen bir daha seni hiç aramayacağım. Olağan üstü bir güzelliği vardı. Dayanılacak gibi değildi.

Tamam gidelim dedim. Yine Yenifoça’ya gittik. Aynı otelde bir haftalığına oda ayırttım. Hemen odamıza çekildik. İkimiz de çok hızlıydık. Uzun uzun seviştikten sonra akşam yemeği için otelden çıktık. Bir hafta sanki bir gün gibi geçti. Ayrılırken bir daha beni aramayacağına söz verdi. Sözünde bir gün durabildi. Yine geldi. İlle de nikah diye tutturdu.

Olmaz dedim.

Madem ki evlenmeyecektik neden benimle beraber oldun?

Mediha neden böyle konuşuyorsun? Sana evlenmek istemediğimi söylemedim mi?

Söyledin ama fikrini değiştireceğini umuyordum.

Ne olur evlilikten söz etme bana. Eğer evlenmeyi düşünseydim şimdiye kadar evlenirdim.

Madem evlenmeyecektik neden beraber olduk?

Sen istedin? Elini  çantasına sokarak bir tabanca çıkardı.

Eğer benimle evlenmeyi reddedersen seni vururum dedi. Uzanıp elinden tabancayı aldım. Namlusuna baktım. Tahmin ettiğim gibi kuru sıkı bir tabancaydı.

Al bunu. İleride çocukların olursa oynamaları için verirsin dedim. Alıp çantasına koyduktan sonra kapı önüne çıkıp haykırmaya başladı.

Adi herif, mademki benimle evlenmek istemiyordun, neden birlikte olduk. Neden beni kullandın? Sen ne rezil, ne utanmaz adammışsın. Yandım Allah. Komşularıma rezil olmuştum. Sessiz kaldıkça daha da sesini yükseltiyordu. Yanına gittim. En az onun kadar bağırarak,

Eğer sen dürüst bir kadın olsaydın, evlenmeden benimle birlikte olmazdın dedim. Oysa o korkup,

Ne olur sus. Beni el aleme rezil ettin. Tamam. Seninle evlenmeyi kabul ediyorum diyeceğimi sanmıştı.

Ben senden bunun intikamını alırım dedi ve gitti.

Aradan bir hafta geçmişti. Dükkanımın önünden koluna girdiği biriyle geçerken, beni gösterip bir şeyler söyledi. Ancak şu sözlerini duya bildim.

Şu enayi var ya. Benimle evlenmek için çok yalvardı ama kabul etmedim. Aman dedim öyle olsun. Yeter ki yakamdan düşmüş olasın.

O yıldırım nikahıyla evlendikten sonra, Almanya’ya döndü. Evlendiği kişi ise halen işsiz güçsüz dolaşıyor ve evlendiği kadının kendisini Almanya’ya almasını bekliyordu. Belki de o kişiye benden intikam almak için oyun oynamıştı. İyi ki onunla bir yuva kurma gafletine düşmemişim. Eğer evlenmeyi kabul etseydim, belki de o kişinin yerine onu bekleyen ben olacaktım.

Özcan Nevres

 

(Bugün 1, toplamda 331 kez ziyaret edildi.)