Silivri’de Yoğurt Festivali

20, 21 ve 22 temmuz günlerinde üç gün sürecek yoğurt festivali yarın başlayacak. Gece yarısına doğru çıkıp gezelim dedik. Bakalım festival ne tür değişiklikler getirmiş Silivri’ye? Görebildiğimiz kadarıyla değişen hiçbir şey yok. Her zamanki gezdiğimiz alanda görünen birkaç kamyon. Ne sattıklarını bile anlamak olası değil.

Dün yine aynı yolu takip ederek Silivri merkezine doğru yürüdük. Büyük meydana kurulmuş sahnede beyazlar giyinmiş şarkıcı hanım şarkısını bitirdikten sonra dokuz on yaşındaki bir çocuğu sahneye aldı. Henüz sahneye çok uzaktaydım. Çocuğun müzik eşliğindeki hareketleri deyme sanatçılara taş çıkartacak nitelikteydi. Çocuk yaşta sahneye itilmeye karşı olduğum halde bu güzel figürleri becerebilen çocuğu merak ederek sahneye doğru yürüdüm ve kalabalığın arasına katılmadan arkada durdum. Hareketli giriş müziğinden sonra çocuk şarkıya başladı. Oldukça eğitimsiz bir sesle söylediği şarkımsı şeyi durup dinlemektense yürümeyi yeğledim. Borç batağına saplanmış ülkemizde üretim arka plana itilmiş. Çocuklarımıza ya futbolcu, yada şarkıcı olmalarını öneriyoruz. Eskiden çocuklara büyüyünce ne olacaksın diye sorulduğunda ağırlık doktor olmaktaydı. Doktorluğu öğretmenlik takip ederdi. Şimdilerde ise futbolcu veya şarkıcı yanıtı alınıyor.

Festivalimizin adı yoğurt festivali ama, ortalıkta yoğurtla ilgili hiçbir şey yok. Sahneden başka göze batan İpragazın kurduğu stantta yapılan yarışma az da olsa ilgi çekiyordu. Oysa eskiden yoğurt denilince akla Silivri geliyordu. Silivri’de üretilmeyen yoğurtlar bile Silivri yoğurdu diye satılıyordu. Yerli üretim büyük üretici firmalara yenik düşerek neredeyse yok denilecek kadar azalmış. Ortalıkta görünen Aslan yoğurdu ile Sunay yoğurdu. Sunay yoğurduyla tanıştığımızdan bu yana hep onu tercih ediyoruz. Onun da üretimi kısıtlı olsa gerek, zaman zaman bulamıyoruz. Aslında Sunay yoğurdu Silivri’de üretilmiyor ama nede olsa Trakya yoğurdu.

Yoğurduyla ünlü bir ilçe de Menemen. Tren istasyonuna yakın bir yerde Küçük hacıların Mehmet beyin mandırası vardı. Orada alüminyum tepsilerde mayalanan yoğurtlar, klimasız vagonlarla İstanbul’a sevk edilirlerdi. Mandıranın usta başısı Tulum Ali lakaplı Ali Göksu idi. Taşıma işine nezaret ederken rast gele aldığı tepsiyi araba tekerleği gibi yuvarlayarak vagonun yanına getirirdi. Meraklı gözler dikkatle yoğurdun dökülmesini beklerlerdi. Oysa yoğurt yerinden bile oynamıyordu. Daha sonra o mandırayı Hüseyin Karapınar işletmeye başladı. Aynı ustabaşı yönetiminde aynı kalite çizgisinde üretim devam etti. Bilmediğimiz nedenlerle o mandıra kapandı. Yıldız mandırası ile Ramo mandırası oldukça ünlü olmasına rağmen o eski mandıranın kalitesine ulaşmaları mümkün olmadı

Peki eskiden o denli kaliteli ve katı yoğurt yapabilmenin sırrı neydi, ve nasıl oluyordu da klimasız bir vagonla İstanbul’a kadar gönderilebiliyordu? En başta hijyen. 1952 ye kadar bizim de altı yüz baş koyunumuz vardı. Babam süt güğümlerinin yıkanışında çok titiz davranırdı. Önce sabun sodasıyla yıkanırdı güğümler. İyice durulandıktan sonra çok az sabun sodası katılmış suyla iyice çalkalandıktan sonra ters kapatılarak yeni sağıma kadar bekletilirdi. Çok seyrekte olsa bazen süt kesilirdi. Bu durumda güğümlerden sorumlu olan çobana yapmadığını bırakmazdı.

O zamanlar Görece köyündeki meradan sütler Emiralem tren istasyonuna taşınır ve oradan banliyö trenine yüklenirdi. Treni İzmir’deki mandıranın adamı karşılar güğümleri el arabasına koyup mandıraya taşırdı. Sütün sağımdan sonraki yolculuğu yaklaşık üç saat sürerdi. Oysa şimdilerde öğle vakti geçtikten sonra bile yollarda alımını bekleyen süt güğümleri ile karşılaşırsınız. Kesilmemesi içinde bolca sabun sodası veya karbonat kullanılır. Yoğurtlardaki acımsı tadın nedeni sütün kesilmemesi için kullanılan yabancı maddelerdir..

Kaliteye gelince; o zamanlar şimdiki gibi yirmi, yirmi beş kilo süt veren inekler yoktu. Yerli ırk inekler beş altı kilo süt verirlerdi. Bu nedenle sütleri çok yağlı olurdu. Ulucak köyünde ( Ulukent) ovadaki bataklıklar yüzünden köylünün geçimi mandacılıktı. Köyde binlerce manda beslenirdi. Manda sütü olabildiğince koyu ve çok yağlı olurdu. Manda sütü inek sütüyle karıştırılarak o üstün nitelikli yoğurtlar elde edilirdi. Kuraklık nedeniyle bataklıkların kuruması sonucunda mandacılığın yerini pamukçuluk aldı.

Silivri’nin ünlü yoğurdu da Menemen ile benzerlikler nedeniyle giderek gözden düşmüştür. Büyük marketlerin hangisine giderseniz gidin, Sütaş, Pınar ve benzeri büyük üreticilerin imal ettiği yoğurtlarla karşılaşırsınız. Silivri’de üretilen yoğurtları ancak bakkallarda bulabilirsiniz. Silivri’nin mandıracıları, büyük üreticilere yenik düşmüş. Ne satarsak kar düşüncesi, kalite standartlarının düzeltilmemesi sonucunda giderek yok olmaktadır.

Bu gece 21 temmuz. Festivalde değişen bir şey yok. Sıcaktan bunalanlar, festival meraklıları sahilleri doldurmuşlar. Kimi çadır kurmuş, kimi arabalarında kalmayı yeğlemiş. Gezi alanı insan kaynıyor. Kalabalık yüzünden yürümek oldukça güç olmuş. İnsanlar birbirlerine çarpa çarpa ilerliyorlar. Bu satırları yazarken tarih 24 temmuz olalı 20 dakika olmuş.

Festival onca kalabalığa rağmen olabildiğince sönük geçmekte. İpragazın standı ile sanatçılar için kurulmuş sahne ile satıcılar olmasa festivalden kimsenin haberi olmayacak. Gezi alanları mısırcılarla dolmuş. Sanki yoğurt festivali değil de mısır festivali. Festival öncesi 250 bin lira olan mısır festival zammı nedeniyle 500 bine satılır olmuş. Gezdiğim yerlerde ise Silivri yoğurdunun tanıtıldığı bir yer bile göremedim. Oysa küçücük Emiralem’de bile çilek üreticileri çilek festivalinde tonlarca çilek dağıtılarak ürettiklerinin tanımını yapmaktalar.

Silivrili yoğurtçuların nedense yoğurtlarını tanıtma girişimleri hemen hemen yok gibi. Anlaşılan büyük üreticilerle rekabete niyetleri yok. Büyük firmalara karşı ayakta kalabilmek için bu festival onlar için şanstı. Ne yazık ki bu şansı kullanamadılar. Yaz günü televizyonu fazla izleyemiyorum. Ama yinede haberleri kaçırmıyorum. Hiçbir televizyon kanalında Silivri yoğurt festivali ile ilgili haberlere rastlamadım. Bu gece festival güzellerine Ufuk Kuyumculuğunun takacağı pırlanta kolyeler belki televizyon kanallarının ilgisini çeker ve festival ile ilgili yayın yapılır. Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 320 kez ziyaret edildi.)