Ağaçlar Katledilirken

Ağaçlar katledilirken

Ağaç demek orman demektir. Orman demek yağmur ve bereket demektir. Bunun bilincinde olan ve varını yoğunu ormanları ve ağaçları korumaya adamış olan Tabiat Dede muhteşem bir insandır Tabiat Dede İlerlemiş yaşına rağmen insanlara orman ve ağaç sevgisi öğretmeye çalışan muhteşem bir insan. Hayrettin Karaca tüm mal varlığını oğluna devretmiş ve kendisini sosyal çalışmaya adamış ve oldukça esprili bir insandır. Bakınız Vikipedi sitesinde Hayrettin Karaca için neler yazılmış.  Ellili yaşlarında, Türkiye’nin ilk özel arboretumunu kurdu. Yurtiçi ve yurtdışında gezdiği her yerden tohumlar topladı, botanik bahçelerini gezdi, bağlantılar kurdu. Bugün Yalova‘daki Karaca Arboretumu, dünyanın her yerindeki botanikçiler tarafından bilinmektedir. Yılda iki kez yayınlanan Arboretum Magazin’i bilim adamlarının araştırma ve görüşlerinin yayınlandığı bir forumdur. 14.000 türü barındıran arberetum aynı zamanda ülkenin tehlikedeki türleri için bir gen koruma merkezidir. Hannover Üniversitesi‘nden ekoloji profesörü Franz H. Meyer, Hayrettin Karaca’dan “Şimdiye kadar hiç böylesine kişisel çıkar gütmeden, kendini insanlığın yararına çalışmaya adamış birine rastlamadım.” diye bahsetmektedir. Ayrıca, TEMA Vakfı‘nın kurucularındandır. Doğal hayatla ilgilenmeye, özellikle ağaç dikim çalışmalarına devam etmektedir.

Değerli okuyucularım Hayrettin Karaca 1922 yılında doğmuştur. Yani doksan üç yaşındadır. Kırım kökenli bir ailenin oğludur. Bir insan doksan üç yaşına girdiği halde halen tohum geliştirmeye, ağaç fidanları yetiştirmeye gücünün yettiğince ağaç dikmeye çalışıyorsa o kişi samimiyetle eli öpülecek kişidir. Bu ilerlemiş yaşında halen üretim yapmaya çalışıyorsa bu çalışmaları kendi geleceğini garanti altına almak için olamaz. Onun tek amacı kendisinden sonra gelen kuşaklara yeşil ve sağlıklı bir vatan bırakmaktır. Zira orman demek yağmur demektir. Orman demek bereket demektir. Zira orman yağan yağmurun sele dönüşmesini önler, yer altı sularının zenginleşmesini sağlar ve toprağın aşınmasına engel olur. Katledilen ormanlar yüzünden her yıl Kıbrıs adası kadar toprak kaybında olduğumuzu bilmemiz gerekir.

Bir yaz gününü düşünün. Cehennemi bir sıcak var. Sizi serinletecek, sıcaktan bayılmanızı önleyecek iki şey vardır. Bir ağaç altı ve bir yol boyu çeşmesi. Yol boyu maslaklarının kaynağı ormanlardır. Ormanlar yakıldığında veya ağaç katliamı ile yok edildiğinde yol boyu çeşmeleri mutlaka kurur. Kuruyan yalnızca maslaklar mıdır? O parmak kalınlığında akan suyun çevresinde nasıl bir yeşil doğa oluştuğunu bilmeyenlerimiz yoktur. Zira su hayattır. Suyun hayat verdiği ağaçlar doğaya muhteşem bir güzellik katar. Bu yüzden bırakınız koca bir ormanı yok etmeyi, bir tek ağacı bile yok etmemeliyiz. Bir gün uzun bir yolculukta belki de o tek ağacın gölgesinde yatıp dinlenecek ve serinleyeceksiniz.

Çocukluğumda Yamanlar dağının ormanı ovaya kadar iner ve adeta zeytinliklerdeki zeytin ağaçlarıyla kucaklaşırlardı. Peş peşe çıkarılan orman suçları afları yüzünden orman ağaçları odun elde etmek için kesildi. Kestikçe kestiler ve kesmeye doymadılar. Orman yok edilmeden önce yer altı suları oldukça verimliydi. Orman yok edildikten sonra yer altı suları oldukça derinlere kaçtı ve oldukça da verimsizleşti.

Bin dokuz yüz elli yedi yılında İstanbul Harbiye’de Birinci Ordu Muhabere komutanlığında genel evrak müdürü ve personel amiri olarak askerlik görevimi yapıyordum. Bir arkadaşım hadi Sarıyer’e gidelim. Yemyeşil bir doğanın içinde güzel b ir piknik yapalım demişti. Sarıyer’in namını duyuyordum ama hiç gitmemiştim. Bu öneri oraları görmem için büyük bir fırsattı. Bolca domates, peynir ve ekmek alıp Sarıyer’e gittik. Sahildeki sahile  paralel giden bir yoldan ilerlemeye başladık. Neredeyse adım başı su tulumbaları vardı. Kolu hafifçe bastırdığımızda oluk, oluk su akıyordu. Birkaç kol basıp durgun suyu boşalttıktan sonra buz gibi suyundan kana, kana içtik.  Ormanın güzelliği bizi mest etmişti. Her yer piknikçilerle dolu olduğundan kendimize zar zor oturacak bir yer bulduk. Domatesleri tulumbanın buz gibi suyunda yıkadıktan sonra gazeteden piknik soframızı açtık. Yanımızda getirdiklerimizle doya, doya karnımızı doyurduk. Bu gezimizin üzerinden yaklaşık atmış yıl geçtiği halde hiç unutmadım.  On beş yıl önce Sarıyer’de oturmakta olan oğlumu görmeye gittiğimde şok olmuştum. Gürül,  gürül akan çeşmelerin betonlaşma ve ağaç katliamı yüzünden neredeyse tamamı yok olmuştu. O gürül, gürül akan tulumbaların izi bile kalmamıştı.Oysa orman sağlıktır, güzelliktir. İklim dengeleyicisidir. Ne yazık ki kendi ayağımıza kurşun sıkar gibi ormanların yok edilmesine neden oluyoruz.

Özcan Nevres     ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 49 kez ziyaret edildi.)