Güzel Ülkem Nereye

Güzel ülkem Nereye

AKP iktidara geldiğinden bu yana akıl almaz işlere imza atıyor. AKP sayesinde bir günü diğer güne uymayan bir devlet yönetimine tanık olduk. Bu yüzden de Güneydoğu’da yaşananları ibret ve korkuyla izliyoruz. Bu güne kadar bu konuda hiçbir şey yazmamış olmamın nedeni suların durulmasını beklemem oldu. Son olarak Selahattin Demirtaş’ın söyledikleri bardağı taşıran son damla oldu. Bu sefer bize kuyruk değil dana kalacak diyor. Bu kişi neyine güvenip de koskoca Türkiye Cumhuriyeti devletini tehdit edebiliyor. Ateş olsa cürümü kadar yer yakar ama yine de bu kişiye haddini bildirmek devletin görevi olmalıdır.

Bir ülkenin refahı fert başına düşen ulusal geliriyle ölçülür. Şayet bu gelir ülke insanına eşit dağılıyorsa o ülkede refahtan söz edilebilir. Bir ülkenin yıllık gelirinin yüzde seksenini zenginleri, yüzde onunu orta hallileri ve yüzde onunu da ülkenin yüzde sekseni olan fakirler alıyorlarsa o ülkede refahtan söz edilemez.  Bir ülkenin yönetimi halkına kömür ve makarna dağıtmak ile öğünüyorsa o ülkede refahtan söz edilemez. Kaldı ki bu sözde yardımları fakirleri sevdiklerinden değil, onların oylarını almak için yapmaktadırlar. Üstelik bu yardımlar yapılırken yandaşların da daha çok kalkınmalarını sağlıyorlar. Örneğin geçen yıl dağıtılan on binlerce ton kömürün yarısının taş olduğu müfettişlerce ortaya çıkarılmıştır. Aslında bu yardımları lütuf olarak görenlerin, çocuklarının ve torunlarının geleceğini de düşünmeleri gerekir. Örgütlenip bize sadaka vermeyin iş verin diye haykırmaları gerekir. İşsizliğin yüzde on ikilerde olduğu bir ortamda bir de gizli işsizleri katacak olursak işsizliğin çok acı gerçeğini çok daha iyi kavramış oluruz. İşsizlik insanların kaderi değil, idarecilerin beceriksizliğidir.  Bu nedenle işsizler ve geleceğin işsizleri en sert şekilde tepkilerini göstermelidirler.

Kurtuluş savaşı sonrasında elde olan yanmış, yıkılmış, harap olmuş bir ülkeydi. Mustafa Kemal Atatürk yeni kurulan devletin ilkelerini altı ok ile belirlemişti. Bu ilkelerin tümü çok önemliydi ama en önemlisi devletçilik ilkesiydi. Zira gelişmemiş ve az gelişmiş ülkelerde ekonominin lokomotifi devlettir. Devletçilik ilkesiyle ülkenin her yanında fabrikalar kurulmuştur. İş adamları sermaye sahibi olduktan sonra karma ekonomiye geçilmiştir.

İşsizliğin bu denli çoğalmasının nedeni nedir? Devlet bisküvi, makarna satmaz diyen zihniyetler iktidar olduklarında ilk işleri devlet yatırımlarını eleştirmek olmuştu. Onlara göre kamu işletmeleri sürekli zarar ederek devletin sırtına kambur olmuşlardı. İşin en acı yanı kamu kurumlarının satışa çıkarılmasına işçilerin alkış tutmalarıydı. İşsizler çoğaldıkça serbest çalışanların iş alanlarını paylaşacaklarını, bu yüzden kendilerinin de işsiz kalacaklarını hiç düşünmediler.

Kamu yatırımları gerçekten ekonominin sırtına kambur olmuş muydu? Evet olmuştu. Zira bu kurumların yöneticileri politikacıların baskısı altındaydı. Politikacılar bir daha seçilmekten başka bir şey düşünmediklerinden kurum müdürleri kendilerine gelen hamili kartlı iş baş vurusunda bulunanları işe almak zorundaydılar. Politikacılar bu kurumlardan ellerini çekmiş olsalardı bu kurumların tümü kara geçer ve devletin sırtına yük olmaktan kurtulurlardı. Sakarya’daki Türk traktör fabrikasında oldu gibi. Sakarya’daki traktör fabrikası tam kapasite ile çalıştırıldığında yedi yüz atmış işçi çalıştırması gerekiyordu. Oysa yarım kapasiteyle çalıştırılan fabrikada bin beş yüz kişiye yakın işçi çalışıyor görünüyordu. Fabrikaya yeni atanan müdür kapasiteyi yüzde yüze çıkardığı halde yaklaşık yedi yüz elli işçisini başka iş alanlarına kaydırılmasını sağlamıştı. Bu düzenleme yapıldıktan sonra fabrika kara geçmişti. Diğer fabrikalarda da aynı uygulama yapılmış olsaydı zarar ediyor diye satılan tüm fabrikalar kara geçer ve yüz binlerce işçinin işsiz kalmasına neden olunmazdı.

Özcan Nevres        ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 31 kez ziyaret edildi.)