Ah şu hastalıklar

Tarlada çalışırken kaval kemiğimim üstüne bir kazık battı. Hafif bir kanama oldu. Yaz olduğu için tarlamda şort ile çalışıyordum. Üvez dedikleri sinek irisi bir karasinek kanayan yere kondu. Konmasıyla şaplağı patlattım ama o taşıdığı mikrobu kanıma karıştırmıştı. Bir süre sonra avucumun yarısı kadar bir yer kahverengi bir renk almıştı. Üstelik kaşınıyordu da. Doktorun verdiği ilaçlardan hiçbir yarar görmedim. Çandarlı’da bir cildiye profesörünün televizyonuna bakacaktım. Fırsat bu fırsat diyerek bacağımı profesöre gösterdim. Yaşlılıktan dedi. İyi be hocam, öteki bacağımda bu aynı yaşta ama onda bir şey yok dedim. Ben o kadar söylüyorum deyip kestirip attı. Birkaç gün sonra Menemen’de garaj yolunda yürürken uzaktan akrabam olan eczacının eczanesine girip bacağımı gösterdim. Bak bakalım bu mikrobik mi bakterik mi dedim? Eğilip baktı. Mantari bir durum dedi. İlacı varsa ver dedim. Bir merhem ve bir de bir kutu kapsül ilaç verdi. Bir hafta sonra o kaşıntılı alandan eser kalmamıştı.

Büyükçekmece Sağlık Ocağında çok değerli bir hekim var. Yalnızca Büyükçekmece’de yaşadığım yıllarda değil, Silivri’de yaşarken bile çoğu kez hastalandığımda ona giderim. Torunum hastalandığında doktora götürmüşler. Doktor hastanın adının Ege Nevres olduğunu gördüğünde oğluma sizin bir gazeteci akrabanız var mı diye sorduğunda oğlum babam gazeteci demiş. Meğer doktorum geçici olarak oğlumun oturduğu semtteki sağlık ocağında görevlendirilmiş. Torunuma oldukça ilgi göstermiş ve yazdığı ilaçlar da çok iyi sonuç vermiş. Bir gün torunum hastalandığında aynı sağlık ocağına götürmüşler. Doktor bebeği azarlayarak üstün körü bir muayene etmiş. Verdiği ilaçlar da bebeğe iyi gelmemiş. Oğlum beni aradı ve Ege hasta. Onu buradaki sağlık ocağına götürdük. Doktorun yazdığı ilaçlar da hiç iyi gelmedi. Senin Büyükçekmece’de bir doktor arkadaşın vardı. O halen orada çalışıyor mu diye sordu? Ege’yi ona mı götürmek istiyorsunuz dedim. Ona götürecekseniz ben telefon edeyim. Acil olduğu için bekletmeden muayeneye alsın. Giderken birkaç tane de PC NET dergisi götür. (Oğlum derginin genel yayın müdürüydü) Hemşireye verip doktora vermesini söylersin. Dergiler eline geçtiğinde hemen sizi çağırır. Böylece bebeği hasta haliyle fazla bekletmeden muayene olmasını sağlarsınız dedim. Öyle de oldu. Nafiz Beyin verdiği ilaçlarla torunum kısa zamanda iyileşmiş.

Oğlum Karşıyaka’ya (İzmir) yerleştikten sonra oğlum yine beni aradı. Ege yine hasta. Burada bir doktora götürdük ama yarar sağlayamadık. Burada tanıdığın çocuk doktoru var mı dedi? Çok iyi tanıdığım ve bizden olan bir doktor var ama ilerlemiş yaşı nedeniyle halen çalışıp çalışmadığını bilmiyorum dedim. Siz yine de ESHOT sokağına gidip arayabilirsiniz. O olmazsa Menemen Devlet Hastanesine götürün. Başhekime selamımı söyleyin. O sizi iyi bir hekime yönlendirir dedim.

ESHOT sokağındaki Doktor Ali Gür Giritli olduğu için bizden. Yani köklü bir hemşerimiz. Ortanca oğlum henüz yirmi günlük iken ishalden bir türlü kurtulamıyordu. Eve gittiğimde eşim ağlıyordu. Bu çocuk ishal yüzünden ölecek dedi. Hemen hazırlanmasını söyledim. Bu ara bir avuç pirinci tencereye koyup suyunu da koyduktan sonra ocağa koydum. Eşime tencere ile ilgilen ben çarşıya gidip geleceğim dedim. Eczaneden bir biberon, ABDEC damla ve bir de Panmisin adlı şurup halindeki antibiyotikten aldım. Eve döndüğümde bebeğimize şuruptan bir kaşık verdim. İyice kaynamış olan pirinci tülbentten süzerek biberona doldurdum. İçine de on damla vitamin koydum. Arabamıza binip İzmir’e gitmek üzere yola çıktık. Bebeğimiz annesinin kucağında ölü gibi yatıyordu. Eşim ikide bir yaşayıp yaşamadığını kontrol ediyordu. Ortaklara vardığımızda uyandı ve meme aranmaya başladı. Arabayı yoldan aşağı indirdim. Biberonu ağzına dayadık. Biberonu sonuna kadar içti. İzmir’de kardeşimin evine uğradıktan sonra biz Karşıyaka’ya doktora gidiyoruz dediğimizde kardeşim burada hemen yakınımızda çocuk doktoru var demesine aldırmadan yola çıktık. Şansımıza Ali Gür evindeydi. Evinin bir odasını muayenehane yapmıştı. Bebeğimizin Muğla’daki doktoru bebeğe antibiyotik verilmez dedi ama ben verdim. Anne sütünü kestirip az şekerli ve vitaminli pirinç suyu verdim dedim. Bebeğe neden antibiyotik verilmezmiş. Bebeğin yaşaması mı önemli, yoksa dişlerinin sarı olması mı dedi? İkisi de tamam ama bir eksiğiniz kalmış. Bu bebekte orta kulak iltihabı var. İltihap bağırsaklara akıp ishale neden oluyor. Yazdığım kulak damlasını kulağına damlatın. Antibiyotiğe devam edin. İki gün daha anne sütü vermeyip pirinç suyuna devam edin dedi. İki gün sonra annesi emzirmeye çalıştıysa bebeğimiz yavan anne sütü yerine pirinç suyunu içmeyi yeğlemişti. Neyse ki annesiz büyüttüğüm ablasından deneyim sahibi olduğum için oğlumuzu sorunsuz olarak büyüttük. Yaşam bu işte. Artılarıyla eksileriyle yaşamaya değer.

Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 78 kez ziyaret edildi.)