Aman dikkat

Uzmanlar Japonya’dan yayılan radyasyon bulutlar yüzünden bütün dünyaya dağıldı. Bu nedenle çocukları dışarıya çıkarmayın diyorlar. Dışarı çıkarmayın diye fetva vermek çok kolay. Sonsuza kadar çocukları evde tutamayacağımıza göre ne yapabiliriz? Radyasyondan korunamayacağımıza göre nasıl direnç kazanacağımızı açıklamaları daha doğru olmaz mı? Bu konuda İnternet’te yaptığım araştırmada korunmaktan başka hiçbir öneri bulamadım. Boya ve kaynak işleri yapılan fabrikalarda boya ve kaynak işçilerine her öğün yemekte ek olarak yoğurt verilmektedir. Bu da yoğurdun koruyucu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle yoğurt yemeyi ön plana çıkarmamız gerekir.

Japonya nere, Türkiye nere? Buna rağmen oralardan buralara radyasyon gelebilmektedir. Peki, deprem kuşağı üzerinde olan Mersin Akkuyu’da kurulacak olan nükleer santralde bir sızıntı olursa ne olur? Ne olacağını düşünmek bile istemiyorum. Mersin’deki yetmedi. Bir de Giresun’da kurulacak. Hem de doğal sit alanı ilan edilmiş bir yerde. Enerji konusunda uzman olmuş bir mühendisimiz Türkiye gibi rüzgârı bol bir ülkede nükleer santral kurulmak istenmesini anlayamıyorum. Şirketimiz Muğla çevresinde rüzgâr santralleri kurma aşamasında. Yakında yer tespitine gideceğiz dedi. Ben de eğer Muğla’ya gidecek olursanız size yol göstermesi için bir arkadaşımı önereceğim. Kendisi şair, yazar ve radyo programcısıdır. Muğla ve çevresini çok iyi bilir. Size mutlaka yardımcı olur. Zira o da bizim gibi çevrecidir dedim. İnşallah rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir güç kaynaklarının değeri iyice anlaşılır da elektrik üretimi bu temiz enerjilerle sağlanılır.

Sayın Ali Korsan ve ekibini çevre temizliğine gösterdikleri ilgi nedeniyle yürekten kutlarım. Yalnız önerilerinde eksiklikler olduğunu da belirtmek isterim. Sayın Ali Korsan diyor ki; balıkhanenin önünde açılan kanal kanalizasyona verilmeli ve denizin derin olan yerine şarj edilmelidir. Oysa kanalizasyon suları mutlaka arıtma tesislerinden geçirmeli ve denizin en az kırk metre derinliğine şarj edilmelidir. Bu şekilde arıtma tesisinden kurtulmayı başaran mikro organizmalar kırk metre derinliğe verildiğinde oluşan basınç nedeniyle tamamı ölür. Kirletilen yalnızca deniz mi? Belediyenin almış olduğu naylon poşet yasağı nedense halen uygulanmıyor. Oysa çevremizi en çok kirleten naylon poşetler ve pet şişelerdir. Eğer gerçekten alınmış böyle bir karar varsa derhal uygulanmalıdır. Sağlığımız ve çevremizin temizliği için Pazar torbalarına, filelere ve kese kâğıtlarına geri dönmemiz gerekir. Bir de şu kabuklu çerez alışkanlığı var. Çevre kirletmede lider durumdadırlar. Oysa çerez aldıkları yerden bir de boş külah alsalar ve yediklerinin kabuklarını boş külaha koysalar ne güzel olur.

Menemen’de bacasız sanayi adı altında bir sanayi sitesi kurulacaktı. Bu konuda günlerce köşemden uyarılar yapmıştım. Dünyanın plastik kullanımını ve imalatını yasaklamaya başladığı ve iki bin yirmi yılında kullanımı kesin olarak yasaklanacağını yazdım. Bu durumda plastik sanayi sitesi kurmanın anlamsız olduğunu belirtmiştim. Plastik sanayisinin kurulmasını destekleyenlere bir soru yöneltmiştim. Kurulacak olan plastik sanayisi zararsızsa, çevre kirliliğine ve sağlık sorunlarına neden olmuyorsa İzmir belediyesi bu sanayicileri İzmir’den neden kovuyor? Okuyucularıma da bunu sordum ama yanıt alamadım. Aslında plastik sanayicilerinin amacı plastik sanayisini kurmak değil, fabrikaların kurulması için gösterilen ve çok ucuza istimlâk edilen değerli arsalarda ileride beton yığınları kurmaktır.

Dileğim, naylon poşetlerden arıtılmış bir çevre ve pırıl, pırıl tertemiz bir denize kavuşmaktır.

Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 29 kez ziyaret edildi.)