Atımızın Ölümü

Babamın askeriyeden alınma kır bir atı vardı. Askeriyenin yaşlandığı için satışa çıkarıp sattığı bu atlara mekkare derlerdi. Kır tüylü, oldukça iri bir dişi attı. Küçücük bir çocuktum o zamanlar. Kırmızı bir tay doğurduğunda hemen sahiplenmiştim onu. Bu benim demiştim görür görmez. Atlar üç yaşında büyümelerini tamamlar. Bu yüzden o benden çok daha çabuk büyüdü.

Anasına benzemedi benim kırmızı tayım. Annesi ne kadar iri ise o da o denli ufak yapılıydı. O devirde traktörler ancak çok büyük arazisi olanlarda vardı. Babam gibi orta halli çifçilerin ise tüm işlerini atlar görürdü. Çift sürmede, araba çekmekte, su dobını çevirmekte ve binek olarak hep at kullanırlardı. Yaz tatilinde bahçe işi bana düşerdi. Sabahları kır atımızı koşardım su dolabına. Hantal, olabildiğine kalp bir beygirdi bu atımız. Devamlı dönmesini sağlamak için sürekli kırbaçlanması gerekirdi. Bazı evde kimse bulunmazdı. Bunu fırsat bilerek durur ve uyuklamaya başlar. Suyu birkaç dolamaya açar, var gücümle dolabın yanına koşar, kırbaçlayarak yürümesini sağlardım. Onun kalplığı yüzünden su işi hiç ilerlemezdi. Öğleden sonra benim dediğim kırmızı kısrağı koşardım su dolabına. Akşam saatine kadar hiç kaytarmadan durmadan dönerdi. Akşam olduğunda dönüş hızını daha da arttırarak, işin erken bitmesini sağlamaya çalışırdı.

Kırmızı kısrağım beni, ben de onu çok severdim. Onunla nereye gidersem gideyim, yular, gem veya ip kullanmazdım. Gittiğim yerde başıboş bırakardım. Gel dediğimde başını sallaya sallaya yanıma gelirdi. Eyer kullanmazdım binerken. Bu nedenle kıçım hep yara olurdu. Bu yüzden yan oturmak zorunda kaldığımdan sık sık attan düşerdim.

Bağa üzüm almaya gitmiştim. Dönüşte Menemen’e gidip peynir alacaktım. Benim hazırlığım Menemen’e dönüş içindi. Atımın ise gideceğini zannettiği yer bahçemizdi. Bahçemize doğru hızla dönünce hazırlıksız yakalandım ve çakıl taşlarının üzerine sert bir şekilde düştüm. Canım çok fena yanmıştı. Yerimden kalkamıyacak gibiydim. Hemen geri dönüp yanıma geldi. Bayılma taklidi yaptığımda burnuyla beni iteklemeye başladı. Elbisemden ısırıp silkeledi. Benim halen hareketsiz kaldığımı görünce kişneyerek çevreden yardım istemeye başladı. Onu fazla üzmemek için zorlukla da olsa düştüğüm yerden kalktım. Kalktığımı görünce yüzümü yalamaya başladı. Onun bu davranışı benim kendisini daha çok sevmeme neden olmuştu.

Menemen’e gittiğimde onunla birlikte bakkal dükkanına girerdik. Kendisine şeker veya incir aldığımı gördükten sonra dışarı çıkıp çıkmam için yolu açardı. Bazen bakkal dükkanına girmeyecek gibi yapardım. Önümü kesip, başıyla beni bakkal dükkanına doğru iteklerdi.

Uzun yelelerini titizlikle örerdim. Apış arasını, kulaklarının arkasını ve çenesinin altını kaşımamdan oldukça zevk alırdı. Çift sürmek için sabana koştuğumda, gem kullanmazdım. Hızlı, yavaş, sağa, sola gibi komutlarla yönlendirirdim onu. Bu yüzden olacak kendisini işe benim hazırlamamı isterdi.

Atını çok öven birinin arabası batmıştı. O çok methettiği atı arabayı olduğu yerden çekip çıkarmada yetersiz kalmıştı. Çıkar atını, benim kızımı koşalım arabaya dedim. Ters ters baktı yüzüme

Sen benimle dalga mı geçiyorsun dedi.

Seninle niye dalga geçeyim, ben atıma güveniyorum

Bu yumruk kadar midilliyi mi güveniyorsun

Ya ne zannettin, devede de boy var ama eşek çekiyor

Hadi gel koşalım öyleyse. Onun çok güvendiği atını çıkardık arabadan. Benim kısrağımı koştuk arabaya. Baktım kırbacını kaldırmış vurmaya hazırlanıyor,

Sakın vurma ona dedim. Her şeyi bana bırak. Atımı biraz okşadıktan sonra

Haydi bakalım benim güzel kızım, hadi göster kendini. Atım var gücüyle yüklendi hamuda. Dizlerini büktükçe araba yavaşça hareket etti. Dizleri yere dayandığında bir daha yüklendi ve arabayı battığı yerden çıkardı. Atımın bu olağanüstü gücüne hayran kalan arabacı günlerce babamın peşinde dolandı, ne olur bu atı bana sat diye

Olmaz dedi babam, o at benim değil, oğlumun.

***

Kış aylarında bağ budama işleri başlar. Babam aylıkçımıza

Sen atı arabaya koş, Menemen’e dön. Yalnız kısrağımızın doğum yapması çok yakın. Üstelik yollar bataklık, yavaş git yorma hayvanı diye tembihlemişti. Öyle tez canlı bir hayvan ki, yavaş yürümek yaradılışına hiç uygun değil. Aylıkçımız atın böyle hızlı gittiğini görünce, kırbaçlayıp dörtnala sürmeye başlamış. Ahıra bağlandığında olabildiğine terliymiş atım.

O gece doğum yaptı. Erken doğum yapmasından olacak, yavrusunu tam olarak çıkaramamış rahminden. O dönemde veteriner bulmak olası değil. Babam bulabildiği bir nalbantı getirmiş doğuma yardımcı olsun diye. Atın rahimi de çıkmış tay ile birlikte. Gecenin o vaktinde yapabilecek bir şey yoktu. Sabah veterineri çağırdı babam. Atı muayene eden veteriner

Artık çok geç. Eziyet çektirmeyin hayvana. Vurun, bir an önce ölüp kurtulsun.

Atımın yanına gittim. Eğlip okşamaya başladım. Onu son okşayışım olduğunu biliyordum. Başını iyice uzattı çenesinin altını kaşıyayım diye. Aylıkçımız da çöktü yanıbaşıma. Elini uzattı okşamak için. Öyle bir diş attı aylıkçımıza, tutturabilse koparacak. Gözleri kin ve nefretle dolmuştu. Yerinden kalkabilse parçalayacak adamı. Beraber çıktık dışarıya. Aylıkçımız

Ben gidiyorum, babana söyle işi bırakıyorum. Nedenini sorarsa yemin etti bir daha at kullanmamaya dersin. Dediğini yaptı ve bir fabrikaya işçi olarak girdi ve oradan emekli oldu.

Atımızın başına geleni duyan amcam, ahıra gelip atımızı gördü. Eziyet çekmesin diye öldürmemiz gerekiyor diyen babama

Sen onu bana ver, ben onu yaşatmak için ne gerekiyorsa yapacağım dedi. Babam

Veteriner yaşamayacağını söyledi, sen nasıl yaşatacaksın, ama madem istiyorsun al senin olsun dedi. Amcam tanıdığı bir veterinere

Masrafı ne olursa olsun, yeter ki onu yaşat diye talimat verdi. Üç gün yaşatabildiler atımı. Ölümüne çok üzüldüm.

Özcan NEVRES

(Bugün 1, toplamda 43 kez ziyaret edildi.)