BAHADIR DELİKANLI

BAHADIR DELİKANLI

İldeki santral memuresi, ilçenin santral memuresine anlatıyordu.

Sizin santralınızda bir erkek memur var. Her karşılaşmamızda”ben Anadolu’nun ender yetiştirdiği bahadır delikanlılardan Önder” diyordu. Bir gün sordum ne anlamda kullanıyorsun bu sıfatı diye. Yakışıklı mısın, yoksa iri yarımısın? “Çok yakışıklıyım dedi. Doğrusu bu memurunuzu merak ettim. Gece nöbetlerimiz denk geldiğinde saatlerce sohbet eder olduk. İşin doğrusu görmeden aşık olduk biri birimize. Sonunda randevulaştık. Bir Pazar günü Konak’ta saat kulesinin yanında buluşmaya karar verdik. O elinde Hayat dergisi ile kırmızı bir karanfil tutacaktı. Bu şekilde kendisini tanımış olacaktım. O gün saat on üçü zor ettim. Nasıl bir insan? Gerçekten çok yakışıklı mı? Ya beni beğenmezse gibi düşünceler yüzünden zaman geçmek bilmiyordu. Ne olur ne olmaz diye randevu yerine on beş dakika önce gittim. Randevu yerinde kara kuru ufak tefek, üstelik çirkin sayılacak biri vardı. Görmemezlikten gelerek Hisaraltı’na yöneldim. Bir süre mağaza vitrinlerini seyrettikten sonra geri döndüm. Buluşacağım o değildir, belki bir rastlantıdır diye düşündüm. Doğrusu bu kez orada başka birini bulacağımı umut ediyordum. Orada yine aynı kişi vardı. Güvercinlere yem satan yaşlı adamın yanına giderek yem satın aldım. Güvercinlere azar azar atarak on beş dakika kadar oyalandım. Başka bir gelen yoktu. Beklediğim ve ola bildiğince heyecanlanmama neden olan belli ki bu köstebek kılıklı adamdı. Oradan uzaklaşıp bir arkadaşıma gittim. Geri dönerken buluşma yerimize göz attım. O salak halen benim gelmemi bekliyordu. Ne umutlarla gitmiştim oraya. Oh olsun ona. Ben de onu orada saatlerce beklettim ya.

Aşk olsun sana. İnsan sormaz mı onu? Bana sorsaydın hemen ne olduğunu söylerdim. O konuşulacak adam mı be? O önüne gelen herkesle kavga eder. Oysa bir sıkımlık canı var. Benim de burada flört ettiğim biri var. Bir gün ona sataşmış. O da gelip burada onu neredeyse dövecekti. “Çık dışarıya sana bahadır delikanlılık nasıl olurmuş göstereyim diye bas bas bağırdığında o kaçacak delik aradı. Bereket müdürümüz araya girdi de yatıştırdı. Korkudan ölecekti aptal herif.

Ne zannediyor o salak kendini öyle?

Ne bileyim ben? Neyse şimdilerde kendine Manisa’dan birini buldu da rahat ettik.

Senin flört ettiğin nasıl biri? Yakışıklı mı bari?

Hem de nasıl.

Evlenecek misin onunla.

Öyle görünüyor.

Dediğin gibi ise kaçırma elinden. Bu zamanda evlenecek birini bulmak o kadar zor ki. Ne kadar da sevinmiştim gönlümün prensini buldum diye. Bendeki de şans mı? Çıka çıka karşıma köstebek kılıklı biri çıktı.

Yok yok benimkini bir görsen aklın gider vallahi. Burada benim gibi memur bir arkadaşım var. Onu elimden almak için yapmadığını bırakmıyor. Bereket versin biri birimizi çok seviyoruz. Yoksa elimden alacak vallahi.

Sen de uzatma fazla. Madem biri birinizi seviyorsunuz evlen  gitsin.

Olmuyor işte annem pürüz çıkarıyor. İllede vermem diyor.

Sen de kaç gitsin

Olur mu ayol? Köylü kızları gibi kaçmak yakışır mı bize?

Annen illede vermem diyorsa başka çaresi var mı?

Bekleyeceğiz bakalım. Belki annemin zamanla gönlü olur.

Hadi sana iyi nöbetler. Giderayak onunla bir an önce evlenmeni öneririm.

Hadi sana da iyi nöbetler.

***

Anadolu’nun ender yetiştirdiği bahadır delikanlısı Önder, telefonda kapıştığı delikanlının santrala kadar gelip kendisini dışarı çağırmasından çok korkmuştu. Müdürü de kendisini uyarmıştı. “Senin kapıştığın delikanlı isterse seni buradan bir günde sürdürür.

Sen en iyisi git bul onu ve özür dile” demişti. Mesai bitiminde doğruca tartıştığı delikanlının dükkanına gitti. İçini büyük bir korku kemiriyordu, ya beni dükkanında evire çevire bir güzel döverse. Korkusunu yenip içeri girdi. O korktuğu delikanlı aralarında hiçbir şey geçmemiş gibi güler yüzle karşıladı.

Hoş geldin. Özür dilemeye mi geldin, yoksa dövüşmek için mi?

Özür dilemeye geldim. Elimde olmadan sana karşı kabalık ettim.

Unut onu. Özür dilemek erdemliliktir. Önce ne içersin onu söyle

Çay olsun. Özkan dışarı çıkıp çay ocağına çay söylemeye gittiğinde Önder” amma da yaptım ha diye geçirdi içinden. Şu adama bak en az seksen kilo. Üstelikte çok sportmen yapılı biri. Benim gibi elli kiloluk adamın bir sıkışta suyunu çıkarır vallahi.  İyi ki gelip özür diledim.” Az sonra çaylar geldi. Çaylarını içtikten sonra da  uzun uzun konuşup iyice biri birlerini tanımış oldular.

***

Genelde en iyi dostluklar kavgadan sonra başlar onların dostluğu da öyle oldu. Önder ile Özkan kısa zamanda iyi anlaşan arkadaş oldular. Önder’in hırçınlığı hem abonelere, hem de mesai arkadaşlarına karşı devam ediyordu. Bu nedenle çevre ilçelerdeki mesai arkadaşları, onu aboneler ile kapışması için zora koşuyorlardı. Giderek Önder’in memuriyeti riske giriyordu. Zira henüz stajerlik dönemindeydi.Özkan onun dalaştığı memurların hemen hemen tümünü tanıyordu. Araya girip tümüyle barışmasını sağladı.

Yakın zamanda sözlendiği kıza nişan takacaktı. Nişan töreni için eğlence düzenlemek adettir. Arkadaşı Özkan’ın güzel bir teybi vardı. Gidip durumu ona anlattı ve nişanına davet etti.

Gelirken teybini de getirirsen iyi olur, kızlar onunla eğlenirler dedi. Özkan

Madem ki beni davet ediyorsun, fotoğrafçı tutmana gerek yok. Resimlerinizi de ben çekerim dedi. Önder çok memnun kalmıştı. Hem çalgıcı, hem de fotoğrafçı parasından kurtulmuş oluyordu.

Nişan çok neşeli geçiyordu. Özkan durmadan resim çekerek bu mutlu günlerinin anısının canlı kalmasını sağlamaya çalışıyordu. Kızlar onu fotoğrafçı zannettiklerinden çekinmeden poz veriyorlardı. Nişan eğlencesi sona erdiğinde konuklar dağılmaya başladılar. Özkan gelin ile damada mutluluklar diledikten sonra konuklarla birlikte nişan evinden ayrıldı. Orta yaşlı bir kadın yanına gelip

Sizin fotoğrafçı dükkanınız nerede diye sordu. Özkan,

Ben fotoğrafçı değilim teyze, resimleri amatör olarak çektim. Arkadaşıma yardım olsun diye.

Ya öyle mi? Bak bu benim kızım. Bakarsın bir kısmeti çıkar. Onun nişanına sizi çağırırız diye düşündüm.Özkan kadının yanındaki kıza dikkatlice baktı. Kız gerçekten çok güzel bir kızdı.

Siz ne zaman gerekirse bana haber verin gelir çekerim. Elimde kalacak değil ya dedi.

Tamam biz sana Önder ile haber göndeririz.

***

Önder Özkan’ın dükkanına gittiğinde çok neşeliydi.

Hadi bakalım çayları söyle. Sana bir müjdem var.

Çay kolay, hayrola ne müjdesi vereceksin.

Hani benim nişanımda çok güzel sarışın bir kız vardı ya, annesi telefon etti. Senin evli olup olmadığını sordu. Bekar olduğunu söylediğimde çok sevindi. Araya gir de benim kızımı ona yapalım dedi. Ben de seni onlara çok methettim. Ne olur hemen araya gir onları baş göz edelim dedi.

Tamam da ben o kızın güzel olduğunu fark ettim ama, yine de alıcı gözle bakamadım. Kızı gözümün önüne getiremiyorum.

O zaman biz de Denizli’ye gider sen onu, ben de nişanlımı görürüm

Bak işte o olur. Ve gidecekleri günü kararlaştırdılar.

***

Denizli’ye vardıklarında kızı Önder’in nişanlısı evine davet etti. Kız hemen geldi. Bir süre aynı odada dereden tepeden konuşulduktan sonra Önder,

Siz burada bizimle ne oturuyorsunuz? Ola ki bizden gizli konuşacaklarınız vardır. Hadi bakalım siz öbür odaya geçin. Beraberce kalkıp yan odaya geçtiler. İkisi de heyecandan tıkanacak gibi idiler. Bir süre ayakta kalıp göz göze bakıştılar. Özkan kolunu kızın beline dolayarak kendine doğru çekti ve kızın dudaklarını dudaklarının arasına aldı. Uzun süre öpüştükten sonra sedirin üstüne oturdular. Heyecanları yatışmıştı. Kız,

Aşkolsun heyecanımdan yaralanarak beni öptün. Çok utandırdın beni.

Neden utanıyorsun. Evlendikten sonra da aynı şeyi yapmayacak mıyız?

Olsun. Evlenmeden önce yapmamamız gerekirdi.

Evliliğe atacağımız ilk adımların mühürü olur, fena mı?

Bence yapmamalıydık ama oldu bir kere.

Hadi canım üzüldüğün şeye bak diyerek eğildi ve dudaklarını yine dudaklarının arasına aldı. Kız itiraz etmedi. O da çok beğendiği müstakbel kocasının öpüşünden son derece haz alıyordu. Ertesi gün yine buluştular. Kol kola girerek şehrin caddelerinde gezdiler. Bu arada en kısa zamanda nişan olmaya karar verdiler. Bir hafta sonra da iki aile arasında yapılan sade bir törenle nişanlandılar.

***

Kızın babası karısının etkisinde kalarak bu nişanı onaylamıştı. Damadının Denizli’de bir hemşehrisi vardı. Gidip onu buldu.

Osman efendi sana bir şey danışmak istiyorum diyerek durumu anlattı. Osman,

Vallahi Bekir efendi, kızınız çok şanslıymış. Senin damadının babasıyla yıllardır tanışırım. Damadını da iyi tanırım. Üstelik onların hali vakti iyidir. Zengin insanlardır.

Sağ ol Osman efendi, rahatlattın beni diyerek iş yerine döndü.Kafasına damadının zengin bir aileden olması takıldı. Kendi kendine

Ulan Bekir, yıllardır bu mesleği el emeğiyle sürdürüyorsun. Buldun zengin damadı. Daya ayağını. Kopar onlardan makine parasını, elle çalışmaktan kurtul dedi. Eve gittiğinde eşine

Hanım bu gün ne öğrendim biliyor musun?

Hayrola bey ne öğrendin ki?

Bizim damadın babası oldukça zenginmiş.

Biliyorum, Önder söylemişti.

Bana niye söylemedin.

Ne bileyim ben, damadımız iyi bir insana benziyor, bu yüzden üzerinde durmadım.

Olur mu hanım? Fırsat bu fırsat ayağımızı gereriz ve bir makine parası vermezseniz bu iş olmaz deriz. Kızımız oldukça güzel. Bu yüzden itiraz etmezler. Böylece bunca yıl özlemini çektiğim makinayı alırız.

Ya ters tepki yaparsa?

Yok canım, niye ters tepki yapsın? Kızımız Denizli’nin en güzel kızı. Kim elden kaçırmak ister öylesini?

Vallahi bey ben korkuyorum, ya ters bir durum olursa? O zaman kızımızın yüzüne nasıl bakarız.

Sen merak etme hanım. O işi bana bırak. O gece sabahı zor ettiler.

***

Sabah damadına telefon açtı. İşini büyütmek için bir makine alması gerektiğini, makine için altı bin beş yüz liraya gereksinimi olduğunu söyledi. Özkan,

İyi ama baba bende o kadar para yok ki dedi.

Babandan istersin.

Nasıl isterim, bana kızlarını başlık parasıyla mı verecekler diyeceğim. Olmaz öyle şey.

Sen bilirsin. Para yoksa kız da yok. Özkan’ın tepesi attı.

Eğer kızın da senin gibi düşünüyorsa al kızını başına çal deyip telefonu kapattı. Akşam üstü nişanlısının annesi aradı.

Sakın oğlum parmağından yüzüğünü çıkarma. Ben ne yapıp yapıp kızımı seninle evlendireceğim. Sen babana aldırma.

Anne, nişanlım ne diyor? Bana bu tür istekler ters geliyor. Üstelik babamın zenginliği beni hiç ilgilendirmiyor. Evlenecek olan da benim. Evlilik için gereken masrafları da yapacak olan benim. Bu yüzden ne babamın, ne de annemin bu işe karıştırılmasını istemem. Kızınızla evlenmeyi ben istedim. Annem ve babam değil. Şaheste ile konuş, bana telefon etsin. Olanı biteni ondan öğreneyim

Tamam oğlum söylerim.

Gece telefon çaldı. Ahizeyi kulağına dayadığında sesi hemen tanıdı.

Alo ben Bekir, Şaheste’nin babası. Hanımım sana telefon etmiş. Sen ona aldırma. Ben son sözümü söyledim. Ya para, ya da kız mız yok

Al kızını kafana çal diyerek telefonu kapattı. Bu işte hayır kalmadı diyerek parmağındaki yüzüğü çıkardı.

***

Önder’in nikahı kıyıldıktan sonra, aynı günün gecesi düğünü belediye düğün salonunda yapıldı. İyi eğlendiler o gece. Önder Özkan’a

Senin nişan bozulmasaydı ne güzel olacaktı dedi. Özkan,

Bırak, kabuk bağlamış yarayı deşme dedi. O defter artık kapandı. Bir daha ondan bana söz etme.

Kaçıp gelse?

İstemem, armut ağacının dibine düşer. Öyle babadan ancak öyle kız olur. İlk anda yapacaktı yapacağını.

Peki sen bilirsin. Bana ne olur aramızı düzelt demişlerdi de.

Kapat. O iş bitti.

Peki sen bilirsin.

***

Önder’le karısı evlenmelerine rağmen ayrı yaşıyorlardı. Bir araya tayin edilmeleri için verdikleri dilekçeye bir türlü gereken yapılmıyordu. Yine Özkan’a gitti. Durumlarını anlattı. Özkan hemen Ankara’daki bir Millet Vekilini arayarak durumu anlattı. Bir haftaya varmadan Tavas’a tayinleri çıktı. Bu arada Millet Vekilinden bir mektup geldi. Mektupta “ Sevgili Özkan, telefonun üzerine Ulaştırma Bakanlığına gittim. Tayin işini yaptırayım derken bir pürüzle karşılaştık. Arkadaşını yetersiz gördüklerinden işine son verilmişti. Rica ettim. İşten atılma kararını kaldırmalarını sağladım. Böylece tayinlerini Çivril’e yaptırdım ve stajyerliğini kaldırttım. Selam eder gözlerinden öperim.” Mektubu Önder’e gösterdi.

Bak bu senin son şansın. Sakın gittiğin yerde aynı şeyleri tekrarlayarak beni mahcup etme.

Endişelenme. Artık stres kalmadı. Bundan böyle iyi bir memur olacağım.Daha sonra doğan çocuklarına şükranlarını ifade etmesi için adını Özkan koydular.

***

Telefon çaldı. Ahizeyi kaldırdı

Alo buyurun efendim.

Ben Şaheste, tanımadın mı?

Tanımak zorunda mıyım?

Neden böyle ters davranıyorsun. Geçmişteki o güzel günlerimizi unuttun mu yoksa?

Evet unuttum. Sanki sen unutmadın.

Hayır ben unutmadım. Bu konularda karar vermek kolay olmuyor. En sonunda karar verdim. Bohçamı hazırladım. Sana kaçacağım.

Sakın öyle bir şey yapayım deme.

Sen ne dersen de ben geliyorum.

Sakın böyle bir şey yapma. Gelirsen kovulursun.

Neden.

Çok geç karar verdin. Bu yüzden treni kaçırdın. Eski nişanlısının ağlamasına aldırmayarak telefonu kapattı. Telefonu kapattıktan sonra uzun bir düşünceye daldı. Pişmanlık duygusuyla içi burkuldu. Gerçekten beni sevmiş miydi? Yoksa gözü babamın servetinde mi? Boş ver dedi. Armut ağacının altına düşer. O da mutlaka babası gibi düşünüyordur. O olayları yaşarken az üzülmemiştim. Şimdi de o üzülüyormuş. Böylece ödeşmiş oluyoruz. Zaten ip inceldiği yerden kopmuştu. Kopan ipi eklesen de eklendiği yerde mutlaka pürüz kalır. Bu şekilde düşünmek rahatlatmıştı onu. Kalkıp dışarı çıktı. Kahveciye bir çay getirmesini söyledi. Yaşam devam ediyordu.

Özcan NEVRES

 

 

 

 

(Bugün 1, toplamda 55 kez ziyaret edildi.)