Ben Gastamonu’ya Yerleşçen Gari

Ben Gastamonu’ya yerleşçen Gari
Ne kaldı ki şurada yerel seçimlerin yapılmasına? Hele bir bizim adayımız seçimi bir kazansın kim tutar bizi Silivri’de. Kastamonu’da yan gelip yatmak ve bedava yaşamak varken. Adayımız aday olduğuna göre her hangi bir partinin adayı olamaz. Belli ki bağımsız belediye başkan adayı olmuş. Hele bir seçilsin. Siz görün neler yapacak neler? Bakınız adayımız neler vaat ediyor. Öncelikle vatandaşa su bedava verilecek. Allahın suyu para ile olur mu? Damacana suları bile kapınıza gelecek bunun için beş kuruş dahi ödenmeyecek. Her semte lokantalar açılacak. Ev hanımları yemek yapma derdinden kurtulacak. Ne tüp derdi ne de yemek derdi olmayacak. Herkes lokantaya gidecek, yiyip içtikten sonra ağzını silip gidip evine oturup keyfine bakacak. Gençleri belediye evlendirecek. Buzdolabını, çamaşır makinesini koltuk takımını belediye verecek. Erkekler kesinlikle takım elbise ile gezecek, kadınlar son moda etek veya pantolon giyecekler. Doğal olarak bunlar da belediyeden olacak diyor. Daha neler, neler. Paranın kaynağı ise bankalardan olacak. Uzatmayayım. Bu başkan sayesinde Kastamonu herkesin yan gelip yatacağı bir yer olacak.
Bin dokuz yüz atmış yedi seçimlerinde benim de menajerliğini yaptığım bir tatlı kaçık başkan adayım vardı. Menajerliğim için onunla bir anlaşma yapmıştım. Muğla’da devlet memuru olmayan bekâr erkeklere kız vermiyorlar. Kazandığında bana belediyede görev verirsen seni destekleyeceğim demiştim. Seni başkâtip yapacağım dediğinde olmaz demiştim. O görev beni aşar. Beni tanzifat memuru (çöpçü, temizlik işçisi) yap yeter dediğimde, o nasıl bir görev? Sakın benim başkanlığımı elimden alacak ir iş olmasın demişti. Ben bana ekmek verecek olan kişiye kötülük yapacak biri değilim. Sen rahat ol dedim. Böylece anlaşmıştık ve Amerikan usulü bir seçim kampanyası başlatmıştık. Seçildiği takdirde neler yapacaktık neler? Muğla’ya deniz getirecektik. Ovayı fıskiyelerle sulayacaktık. Asar dağı ile Hamursuz dağı arasına tel gerip dipsiz sepet ile turist taşıyacaktık. Olmadı.. Kazanamadı. O nedenle ben de bekârlığımı sürdürmek zorunda kalmıştım. Adayım Deli Osman Kastamonu adayının yanında esemesi bile okunmayacak bir aday olarak kalmış. Ne diyelim? Allah Kastamonu adayına akıl fikir versin. İnşallah başkan olacağım diye cebindeki paranın tümünü harcayıp Deli Osman gibi sefil olmasın.
Dün telefonuma Silivri belediyesinden bir davet mesajı aldım. Kale park sosyal tesislerindeki kahvaltıya davet ediliyordum. Davetin basın mensuplarına yapıldığı şeklinde algılamıştım. Meğer genel bir davetmiş. O şekilde algıladığım için şaşırmıştım. Zira bu zamana kadar belediye beni gazeteci olarak benimsememişti ki hiçbir toplantıya basın üyesi olarak çağrılmadım. Sabah torunumu Mektebim lisesine bıraktıktan sonra eve dönmektense doğruca Kale parka gittim. Birkaç kişinin dışında gelen olmamıştı. İçeri girip broşürlerden ve tanıtım dergisini aldıktan sonra bir yere oturup aldıklarımı okuyarak zaman geçirmeyi düşündüm. Şef garson nezaketten uzak bir üslupla amca servis tamamlanmadan içeri kimseyi almıyoruz dedi. Açıkçası salondan kovuldum. Şef garsonda mantık olsaydı erken gelenlerin o soğukta dışarıda beklememesi gerektiğini düşüne bilirdi. Hele, hele benim yaşımda olanlar için. Arabama binip evime döndüm. Bir daha da belediye tarafından yapılacak olan hiçbir daveti kabul etmemeye karar verdim.
Bu toplantıya katılmak isteyişimin tek bir nedeni vardı. Başta Silivri olmak üzere temiz bir Türkiye için neler yapılması gerektiğini anlatmak içindi. Çöplerin evlerde ayrıştırılması gerektiğini, toplanan çöplerden çöp dağları oluşmaması ve doğayı kirletmemesi için çöplerin öğütülmesi ve doğal ürün yetiştirilmesini sağlamak için öğütülenlerin çiftçilere dağıtılması gerektiğini söyleyecektim. Kendi arazimden örnek verecektim. Günümüzde arsa olmuş olan arazimin toprağı killi olduğu için çok ağır bir topraktı. Babam çöp fabrikasının öğüttüğü çöpleri bedava verdiğini ama verecek yer bulamadıklarını öğrenince fabrika yönetimine benim tarlama dökün demişti. Tarlamıza yüzlerce kamyon öğütülmüş çöp döküldü. Yıllar sonra babamın ölümüyle o tarlada yetiştirmiş olduğu erik ağaçlarının bakımını ben üstlenmiştim. Ne yaptıysam ağaçların ürün tutmasını sağlayamamıştım. Ziraat Müdürlüğüne gidip sorunumu ilettim. Yakın bir arkadaşımın eşi olan Yüksek Ziraat Mühendisi Belma Hanım odadakilere hadi arkadaşlar gidip bakalım dedi. Hep beraber erik bahçesine gittik. Bahçe içinde yürürken bu araziye ne olmuş böyle? Maya gibi kabarmış deyince, babam buraya yüzlerce kamyon öğütülmüş çöp döktürmüştü dedim. Mühendislerin tümü bahçemizdeki toprağın gelişmesine hayran olmuşlardı.
Çöplerin öğütülüp çiftçiye dağıtılması çiftçimizi organik tarıma yöneltecektir. Yapay gübre ithalatı ve imalatı masrafı çok azalacaktır. Keşke bu bilgileri orada anlata bilseydim. Olmadı. Anlatmak istediklerim her zamanki gibi yine bir başka bahara kaldı.
Özcan Nevres ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 43 kez ziyaret edildi.)