Çok Yazık İnsanlık Ölmüş

Çok Yazık İnsanlık Ölmüş
Park sorunu yüzünden çarşıya çoğunlukla minibüs ile giderim. Yetmiş sekiz yaşında olmama rağmen hamilelere, hastalara ve kucağında bebek olanlara kalkıp yerimi veririm. Yine minibüsle yolculuk yaptığım böyle bir gündü. Minibüse kucağında bebek olan bir bayan bindi. Hemen kalkıp yerimi ona verdim. Önümde yirmili yaşlarda bir genç oturuyordu. Güya telefonunda çok önemli bir ey varmış gibi tüm dikkatini elindeki telefona vermiş. Çocuklu bayanı görmemiş gibi davranıyor. Telefonuna bakmaya devam et genç adam. Senin kuşağında insanlık ölmüş olabilir ama biz daha ölmedik. Çok şükür halen ayakta durabiliyoruz. Çocuklulara, hastalara ve hamilelere oturmakta olduğumuz yerler bin defa feda olsun. İnsanlık bizde kalsın. O bize yeter.
On beş ocak günü telefonumda Silivri belediyesinin evsel atıklar konusunda Kale Park sosyal tesislerinde düzenlediği bir sabah kahvaltısı daveti vardı. Daveti basın mensuplarıyla ilgili olduğunu zannettiğimden gitmeye yani toplantıya katılmaya karar verdim. Kahvaltılı toplantı saat ondaydı. Torunum Can Nevres’i her sabah sekiz otuzda Parkköy’deki Mektebim lisesine götürmekteyim. Götürmeden önce de mutlaka kahvaltımızı yaparız. Bundan da anlaşılacağı gibi toplantıya kahvaltı yapmak için değil, amacım toplantıyı izlemek ve söz düşerse iyi kötü bir şeyler söylemek içindi. Saat tam dokuzda Kale Park’ta oldum. Hava fazla soğuk olmasa da yine de sabah ayazı etkiliydi. Salonda üç beş kişi vardı. Ben de girdim. Az sonra herkesle birlikte ben de dışarı çıktım. Benim yaşımdaki insanların soğukta fazla kalmamaları gerekir. İçeri girip bankonun üzerindeki dergilerden bir tane alıp oturmam için neresi uygun diye bakarken sert bir sesle uyarıldım. Amca servis işi tamamlanmadan içeri kimse almıyoruz. Dışarı çıkın diyordu servis şefi. Açıkça kovulmuştum. Kim bilir? Belki de beni oraya tıkınmaya gelmiş biri sanmıştı. Öyle de olsa bana bir yer gösterip toplantı başlamadan kuru pastalara el sürmeyin diyebilirdi. Servis şefi olmakla kendini çok büyük zannedenlerle tartışmak benim karakterime uymaz. Dışarı çıktım. Arabama binip evime döndüm.
Bu toplantıyı düzenleyen belediye mi? Elbet de belediye. O halde orada belediyeden yetkili bir veya birkaç kişi olması gerekmez miydi? Elbet de gerekirdi ama hiçbir yetkili yoktu. Bırakınız yetkili bulunmasını Kale Park’ın girişindeki on arabalık minik park yerinin sol tarafını belediyenin iş kamyonu işgal etmiş. Sanki başka yerde park edilecek yer yokmuş gibi. Kararımı verdim. Bundan böyle telefonuma gelen, belediye tarafından gönderilen tüm mesajları okumadan sileceğim.
Silivri’nin çarşı esnafı yatsın kalksın. Bu yılki kuraklığa dua etsin. Eğer geçmiş yıllardaki gibi şiddetli yağışlar olmuş olsaydı ne olurdu halleri? Köprü inşaatı yüzünden Boğluca deresinin önü iyice kapanmış durumda. Sel suları yeni köprünün deliklerine sığmayacağına göre sel sularının adresi mutlaka esnafların dükkânları olacaktır. Bir de aklımın almadığı bir durum var. O köprü oraya niye yapılıyor? Bağlantı yollarına o kadar ters ki? Eğer merkeze gidiş için ikinci bir köprü daha yapılacaksa neden ikisine birden başlanılmadı? Özellikle minibüs esnafının köprü yapımındaki gecikme yüzünden çektikleri sıkıntıyı göremiyorlar mı?
Bu yetmedi. Esnafa geniş kaldırım sağlamak uğruna iyice daraltılmış olan caddede çok sık trafik sorunları yaşanmaktadır. Yayaların rahatça yürümesi gereken kaldırımlarda esnaf işgalleri iyice kafaları karıştırıyor. Bu kaldırımların adı yaya kaldırımıdır. Ürün teşhir standı değil.
Özcan Nevres ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 27 kez ziyaret edildi.)