CANİ SEVGİLİLER

CANİ SEVGİLİLER

Gülten’le Recep henüz onaltı yaşındaydılar. Uzaktan da akraba olurlardı biribirlerine. Köy evinin geniş bahçesindeki köylü düğününü beraberce seyrediyorlardı. Köylülerin ağızdan ağıza gezdirdikleri şarap testilerini ilgiyle izliyorlardı. Kimileri öylesine sarhoş olmuşlar ki, testiyi ağızlarına denk getiremeyerek üstlerine döküyorlardı. Aralarında sızıp arkadaşlarının omuzlarında uyuyanlar vardı. Kimisi yalpalaya yalpalaya, elleri yarı havada akıllarınca davulun temposunda oyun oynuyorlardı. Öylesine komikti ki halleri. Recep bunların haline ağlamak mı gülmek mi gerekir diye düşünüyordu. Asla böyle bir duruma düşmek istemem diye geçirdi içinden.

Gülten, hülyalara dalmış, olanları farketmiyordu bile. Onun aklı fikri Recep’tey di. Recep gerçekten çok yakışıklı bir delikanlı diye geçirdi içinden. Kendisini beyaz gelinlikler içerisinde, Recep’le kolkola, nikah masasına yürürken düşledi. Bir heyecan kasırgasıyla sarsıldı. Kolunu Recep’in boynuna dolayıp sordu?

Recep bizim düğünümüz ne zaman olacak. Recep’in ummadığı, beklemediği bir şeydi bu. Yaşı henüz onaltıydı ve evlilik gibi bir düşüncesi henüz olmamıştı. Akrabası olan Gülten’e de hep kardeş gözüyle bakmıştı. Öfkeyle

Çek kız kolunu boynumdan. Daha bizim yaşımız ne ki evliliği düşüneceğiz. Kızın boynuna sarılı kolunu iterek odadan çıkıp gitti. Zaman zaman Gülten’in davranışını anımsadığında,

Deli kız ne olacak diyerek, üzerinde durmak bile istemiyodu. O davranışını cahilliğine tutuyordu.

***

Kızlar erkeklere göre daha çabuk gelişirler ve genelde erkeklerden daha küçük yaşta evlenirler. Gülten’inkide öyle oldu. Zengin bir kısmeti çıktı. Aradaki yaş farkını önemsemeyerek, verdiler Gülten’i. Damat masraftan kaçmayarak muhteşem bir düğün yaptı. Kasabalılar böylesine bir düğünü hiç görmemişlerdi. Düğünde şarkıcılar, dansözler ve bir de oyun ekibi vardı. Recep oyun için ayrılan pistin yanında en önde oturmuştu. Gülten’in beyaz gelinliği içerisindeki nefis güzelliği, aklına köy düğünündeki, Gülten’in boynuna sarıldığı an geldi. Bir an damadın yerine kendini koydu.

Ne aptalmışım ben. Bu güzeller güzeli kızı bu kart herife kaptırdım.Ne yazık ki iş işten geçmişti. Ok yaydan çıkmıştı. Geriye dönüşün hiçbir olasılığı yoktu. Yemiyenin malını yerler diye geçirdi içinden. Çevresindekiler delicesine eğlenirlerken o, tüm servetini yitirmiş bir tüccar gibi kara kara düşünüyordu. Bir ara kalkıp gitmeyi düşündü. Ayıp olur diye vaz geçti. Düğün sona erdiğinde sıraya girip gelinle damada mutluluklar diledi. Evine giderek, pencere kenarına oturup, üst üste sıgara yakarak, caddeden tek tük gelip geçenleri seyretmeye çalıştı. Ne yapsa Gülten’i silip atamıyordu kafasından. Eve geldiğinde açtığı sıgara paketindeki son sıgarayı da yaktı. Hava ya üflediği sıgaranın dumanında bile Gülten’in hayali vardı. Son sıgarasını da bitirince gidip yatağına uzandı. Soyunmaya bile gerek duymamıştı. Uyumayı denedi olmadı. Gülten eşinin         kolları arasında mutluluktan uçarcasına dans ederken göz göze gelmişlerdi.Gülten’in gözlerinde hüzün dolu bir ifade belirmişti. Sanki gözleriyle beni ancak sen mutlu edersin diyordu. Gözleri yaşardı. Kafasını yumrukladı.

Aptal herif, nasıl da yedirdin güzelim kızı elin kartalozuna. Değil kahrolmak, gebersen bile ne yazar. Atı alan Üsküdar’ı geçti. Elin oğlu kasabanın en güzel kızını almış koynuna. Sen kaçan kuşun ardından ağla. Gözlerini kırpmadan sabahı etti. Gün iyice ışıdğında kalkıp elini yüzünü yıkadı. Yapacağı tek bir şey vardı. Gülten’i unutmak. İsteksiz adımlarla iş yerine gitti.

***

Beş yıl geçti aradan. Gülten ‘e olan aşkı söneceğine gittikçe alevleniyordu. Üstelik Gülten’in eşiyle sık sık kavga ettiğini, hatta birkaç kez annesinin evine kaçtığına dair duyumlar almıştı. Büyük bir umut doğmuştu içinde. Eğer kocasından ayrılırsa mutlaka evleneceğim onunla diyordu. Sık sık Gülten’in evi önünden geçmeye başladı. Kocasının baskısı yüzünden Gülten’in pencere kenarında oturmasına bile izin verilmediğinden, neredeyse onu görme umudunu tamamen kaybedecekti.

Gülten’in bir akrabası evleniyordu. Düğüne kendisi de davetliydi. Yeni bir umut doğdu içinde. Düğün günün iple çekiyordu. Bu düğün kendisi için büyük bir fırsattı. Ne yapıp yapıp Gülten’e, onu sevdiğini ve konuşmak istediğini işaretlerle anlatacaktı.

Düğün gecesi düğün evine erkenden gitti. Gülten geldiğinde nerede oturursa, ona yakın bir yere oturmaktı amacı. Bu yüzden oturmayıp gezmeyi yeğledi. Gülten eşiyle birlikte girdi salona. Düğün sahibi ön tarafta bir yer ayırmıştı onlara. Hemen gidip onlara yakın, Gülten’le göz göze gelebileceği bir yere             oturdu. Az sonra istediği oldu. Göz göze geldiler. Heyecandan kalbi duracak gibiydi. Hafifçe gülümseyerek selamladı Gülten’i. Gülten de gülümseyerek selamladı onu. İkisinin bakışları biribirlerine kilitlenmişti sanki. Pistte oynayıp tepinenler umurlarında bile değildi. Pistin çok hareketlendiği bir sırada, eliyle kendi ağzını, sonrada Gülten’ işaret edip iki elinin küçük parmaklarını yan yana getirerek, kendisiyle buluşup konuşmak istediğini anlatmaya çalıştı. Gülten olur anlamında bir işaret yaptığında, tüm dünya sanki onun olmuştu. Kabına sığamaz olmuştu. Çıkıp sokaklarda bağırmak geliyordu içinden.

Ben Gülten’i seviyorum. Yakında Gülten benim olacak diye.

***

Gülten’in yaşlı, gün görmüş bir komşusu vardı. Zamanında kötü giden evliliği yüzünden çok çile çekmiş, halen o günlerin acısını yüreğinde taşıyan bir ihtiyardı kadın. Gülten’in kocasıyla çok sık olan kavgalarına tanık oldukça, geçmişte kendi çektiği acıları anımsıyor ve Gülten’e acıyordu. Bir gün dertleşirlerken

Ne çekiyorsun bu adamın kahrını. Gençsin, güzelsin. Ne demişler, Amasya’nin bardağı, biri olmazsa bir başkası. Ayrılırsın bu kavgacı heriften, yaşına, gönlüne uygun birini bulur evlenirsin.Koca kıtlığına kıran mı girmiş. Benim kocam öldüğünde, kimler bana talip olmadı ki. Yaşlandığım için kabul etmedim. Senin gibi genç olsaydım evlenmez miydim. Senin bu güne kadar sabretmen bile delilik dedi. Gülten,

Ah Latife teyzeciğim ah, ben ayrılmak istemedim mi sanıyorsun. Kaç defa evden kaçtım. Yakamı bırakmıyor ki. Öldürürüm seni başkasına yar etmem diyor. Çok korkuyorum dediğini yapar diye.

Hadi kızım hadi, korkunun ecele faydası olmaz. Ben ayrılacağım diye diretirsen, hiçbir şey yapamaz. Bıraksın senin yakanı. Gitsin yaşına uygun birini bulup evlensin. Genç kadınla evlenmiş olmanın kıskançlık krizleri, ikinize de hayatı zehir ediyor. Bu işin tek çaresi arılıp herkesin dengini bulması.

Ah be Latife teyze bende şans mı var. Çocukluğumda uzak akrabalarımızdan birini sevmiştim. Yüz vermedi bana. Şimdilerde ise benim için yanıp tutuşuyor. Bir kopabilsem bu heriften, nikahımızı bile beklemeden ona gideceğim. Ne yazık ki kopamıyorum.

Git konuş onunla, alsın seni uzaklara götürsün. Bir müddet görünmeyin ortalıkta. Nasıl olsa umudunu kesince boşar seni. Boynuzlarıyla ortada dolaşacak hali yok ya.

İyi diyorsun be Latife teyze. Bu adam bana hiç göz açtırmıyor ki, gidip onunla konuşayım. Ya benimle boşanmadan bir arada olmak istemezse. Ya zina davasından hapise düşerim diye korkarsa?  Karşılıklı oturup konşup anlaşmadan nasıl giderim ona. Gerçi geçenlerde akrabamızın düğününde benimle konuşmak istediğini işaret etmişti gizlice. Ben de ona olur demiştim işaretle.

Sen bana kim olduğunu söyle. İşyerini de güzelce tarif et. Ben gider konuşurum onunla. A vallahi, senin derdin yüzünden ben dert sahibi oldum. Bitirin artık bu işi. Hem sen kurtul hem ben kurtulayım.

Kızma be Latife teyze. Benim cahilliğime tut bu çekimserliğimi. Ben senin gibi gün görmüş, deneyim sahibi biri değilim ki.

Hadi uzatma. Kim bu şanslı adam söyle de gidip konuşayım onunla. Unutma, demir tavındayken dövülür. Aldığı tarif üzerine doğruca Recep’in dükkanına gitti. Dükkana girip,

Oğlum hele şuraya bir oturayım deyip, Recep’e yakın olabileceği bir koltuğa oturdu. Recep oldukça saygılı,

Hoş geldin anneciğim, önce sana bir şeyler ikram edeyim, ne istediğinizi sonra öğreniriz.

Bir şey içmem şart mı. İçmesem olmaz mı?

İçmesem olmaz mı ne demek anneciğim. Siz ilk defa geliyorsunuz dükkanıma. Helebir şey iç. Birazda soluklan, sonra da konuşuruz.

Peki evladım, madem ki ısrar ediyorsun, bir şekerli kahveni içeyim. Recep dışarıya çıkıp çay ocağına seslendi iki şekerli kahve getir diye. Az sonra kahveler geldi. Höpürdete höpürdete kahvelerini içtiler. Recep merakla bekliyordu, bu yaşlı kadın ne isteyecek benden diye düşünüyordu . Yaşlı kadın hemen söze girdi

Bak oğlum Recep, ben Gülten hanımın komşusuyum. Evim onun eviyle yanyana. Bu yüzden iyi görüşüyoruz onunla. Her türlü derdini bana anlatır ve benden hiçbir sırrını gizlemez. Seni anlattı bana. Geçenlerde bir düğünde ona işaretle buluşup konuşmak istediğini söylemişsin. Ben onun kocasından neler çektiğini çok iyi biliyorum. Onun o haddini bilmez kart heriften kurtulmasını sağlamak istiyorum. Çocukluğunuzda sevmişsiniz biribirinizi ama kısmet olmamış evlenmeniz. Eğer onunula ciddi bir şekilde, daha doğrusu bir yuva kurmak amacıyla konuşmak istiyorsan, sizi benim evimde buluşturup konuşturacağım. Ama iyi bak bana. Ben osmanlı kadınıyım. Eğer niyetin ciddi değil ise, beni hiç buluştırma bu işe. Recep duydukları karşısında sevinçten uçacak gibi olmuştu. Ne diyeceğini bilemiyordu.

Anneciğim seni allah mı gönderdi bana. Söylediklerinin karşısında sevinçten delireceğimden korkuyorum. Ne olur bana güvenin. Ben gülten’e deliler gibi aşığım. Onun kocasıyla anlaşamadığını bildiğim için bu güne kadar evlenmedim. Ben onu sonuna kadar beklemekte kararlıyım. Uğruna ölümümü istesin öleyim.

Tamam oğlum tamam. Anlaşıldı. Ben yine gelip buluşacağınız günü ve saatı bildireceğim. Gitmek için ayağa kalktığında Recep, minnetle defalarca elini öptü yaşlı kadının.

Hadi kal sağlıcakla evladım.

Güle güle anneciğim. Allah ne muradın varsa versin. Saygıyla uğurladı yaşlı kadını.

***

Aradan üç gün geçti. Neredeyse yaşlı kadından umudunu kesecekti. Yaşlı kadın kapıda görününce sevinçten deli olacaktı. Hemen kadının yanına gidip elinden tutup oturacağı koltuğa kadar yardım etti. Yaşlı kadın koltuğa oturunca saygıyla elini öptü.

Anneciğim, önce ne içmek istersin onu söyle. Bu ara biraz dinlenmiş olursun. Sonra da rahat rahat konuşuruz.

Hiçbir şey içmeyeceğim. Az önce seninkiyle kahvelerimizi içtik. Fazlası dokunur bana. Ben hemen kalkıp gideceğim. Sen yarım saat sonra benim evime gel. Gülten de gelecek benim eve. Rahatça konuşursunuz orada. Neye karar verecekseniz verirsiniz. Benim evim Gülten’in evine bitişik, ondört numaralı kapıdan çekinmeden gir içeri Hadi bana müsaade diyerek kalktı. Ah dizlerim ah diyerek ahlayıp oflayarak iş yerinden ayrıldı.

Recep yarım saatı zor geçirdi iş yerinde. Bir an önce gidip Gülten’ine kavuşmak için can atıyordu. Saatına baktı daha on dakika beklemesi gerekiyordu.

Burada beklemektense gidip yaşlı teyzenin evinde beklerim. Bakarsın Gülten de erken gelir. Acele adımlarla Gültenin evine doğru yürüdü. Ondört numaralı kapıyı açıp içeri girerken kalbi yerinden fırlayacaktı sanki. Heyecanla,

Anneciğim ben geldim. Yaşlı kadın içeriden seslendi,

Gel oğlum gel, çekinme gir içeri. İçeri girdiğnde Gülten’i kendisini bekler buldu. Gülten ayağa kalkarak karşıladı onu. El sıkışırlarken, yaşlı kadın

Hadi hadi benden çekinmeyin, öpün biribirinizi. Sımsıkı sarıldılar biribirlerine. Yaşlı kadın ayağa kalktı.

Ben mutfağa gidiyorum. Orada yapacak işlerim var. Rahat konuşun burada. Ne ben ne de başkası duyar diye korkmayın. Gülerek çıktı odadan. Yaşlı kadın odadan çıkar çıkmaz dudakları birleşti. Uzun uzun öpüştüler. Gülten

Yeterartık dudaklarımı morartacaksın. Hem biz buraya konuşmak için gelmedik mi. Yoksa geçmişte beni reddetmenin hesabını sorarım diye korkuyor musun dedi. Recep

O günü anımsatma bana. Beş yıldır çektiğimi bir allah, bir de ben bilirim. O günden beri az yumruklamadım kafamı. Kötü günler geride kalacak, unutacağız o kötü yılları. Biz bu güne ve daha sonrasına bakalım. Sana söz veriyorum, bizi biribirimizden hiçbir güç ayıramıyacak. Gülten’in yanıt vermesine fırsat vermeden yine dudaklarını Gülten’in dudakları ile birleştirdi. Yere uzandılar. Vücutları biribirine kenetlendi. Seksin doruğuna ulaşırken çıkardıkları sesleri yaşlı kadının duyabileceğini umursamadılar bile. Doyuma ulaştıktan sonra, kollarını biribirlerinden ayırmadan uzandıkları yerde konuşmaya başladılar. Recep

Seni ne kadar sevdiğmi anlatacak kelime bulamıyorum. Gidip o kacan olacak herifi hemen öldürebilirim dedi. Gülten

Onu öldürmek neye yarar ki. Bu kez de hapishane yollarını gözletir bana. Sakın öyle bir çılgınlık yapma. En iyisi bunu zamana bırakalım. Kocamın benden vazgeçmesi ve beni boşaması için elimden gelen her şeyi yapacağım.

Gerekeni yapacağına inanıyorum sevgilim. Bu arada biz sık sık buluşmamızı sürdürelim. Biliyorsun ben evimde yalnız yaşıyorum. Koca apartman. Kimin girdiği kimin çıktığı belli değil. Bana geldiğini kimsenin anlaması olası değil. Evimi biliyorsun. Telefonumu az aralıkla bir defa çaldırman, buluşacağımızın işareti olsun. İşaretini alır almaz ben eve gider seni beklerim. Gülten

Tamam sevgilip anlaştık diyerek kalkmak istediğinde, Recep yine sımsıkı sarıldı, kalkmasını önledi. Yine delicesine sevişmeye başladılar. Gülten’in hiç tatmadığı coşku dolu bir cinsel birleşmeydi bu. Yaşamdan bambaşka bir haz algılamaya başlamıştı. Doyuma ulaştıktan sonra hiç konuşmadan uzun uzun bakıştılar. Doyuma ulaşmak ikisinin bedenlerini öylesine gevşetmişti ki, yattıkları yerden bir türlü kalkmak istemiyorlardı. Zaman ilerliyordu. Gülten için kalkıp gitmenin zamanı gelmişti.

Hadi bırak ta kalkıp gideyim. Senin evinde daha uzun kalmaya çalışırım. Sen şimdi hemen çık git, ben daha sonra giderim. Latife teyze ile vedalaşmana gerek yok. Ben selamını söylerim ona. Uzun uzun öpüşerek vedalaştılar.

***

Recebin telefonu bir kere çaldı. Az sonra bir kere daha çaldı. Sabırsızlıkla beklediği mesaj gelmişti. Hemen iş yerini kapatarak evine gitti. Kapıyı aralık bırakarak beklemeye başladı. Beklemesi fazla sürmedi. Gülten aralık kapıdan sessizce içeri girdi. Hemen yatak odasına giderek soyunup yatağa girdiler. Saatlerin nasıl ilerlediğinin farkına bile varmadılar. Gülten’in gözü bir ara duvardaki saate ilişti. Recebin kollarından sıyrılarak yataktan çıktı.

Eyvah biz ne yaptık böyle. Bu kadar geç kalmanın hesabını nasıl vereceğim ona. Recebin ne söyleyeceğini beklemeden acele giyindi. Uzun uzun öpüşerek vedalaştılar.

Eve geldiğinde kocasını kendisini bekler buldu. Kocası kıskançlık krizi içindeydi. Bas bas bağırmaya başladı.

Bu saate kadar nerelerde sürtüyordun pis fahişe. Bir daha benden habersiz bir yere gidersen , yemin ediyorum seni kıtır kıtır keserim. Hele bu yaptığını bir daha yinele, seni kesiyor muyum, kesmiyormuyum dedi. Gülten,

Ne bağırıyorsun be. Bıktım senin bu kıskançlığından. Yeter be, beş yıldır bana kan kusturdun. Hayatı zehir ettin, bana da kendini de. Ayrılalım diyorum ayrılmıyorsun. Anneme gitmeme bile karışıyorsun. En yakın arkadaşlarıma bile gitmeme izin vermiyorsun. Ya boşa ya öldür beni. Bitsin artık bu çektiğimiz azap diyie bağırınca kocası ummadığı bir durumla karşı karşıya kaldı. Daha önce ne söylerse söylesin eşi karşılık vermezdi. Öfkeyle karısının üzerine yürüdü. Elini kaldırıp hızla salladı tokadını. Gülten çevik bir hareketle geri kaçarak suratına inecek tokattan kurtuldu. Boşa giden tokat yüzünden kocası sendeleyerek yere düştü. Gülten

Bana bak bana, senin bana attığın o dayaklar artık geride kaldı. Fazla üstüme varma, yoksa hanım dayağı yemenin acısını çok kötü tattırırım sana. Ferhat beyin dili tutulmuştu sanki. Belliki bundan böyle karısını dövecek gücü kalmamıştı. Karısının kendisinin yaptığı gibi, üzerine çullanıp dövdüğünü düşledi. Korku ve çaresizlikle yastığa kapanıp uzun uzun ağaldı.

Ben bunlara müstahakım diye geçirdi içinden. Neden yaşına uygun bir eş seçmedin kendine. Gençle evlenirsem çoluk çocuk sahibi olurum diye düşünmüştüm. Hani nerede çoluk çocuk. Kuru çeşmeden testi dolar mı sanmıştın. Ne olacak benim halim. Onu çok seviyorum boşayamam. Boşamaya kalksam, bu yaştan sonra kim evlenir benimle. Ağlıyordu. Gözyaşlarını karısı görmesin diye yatak odasına gidip yattı. Akşam yemeği için bile yatağından çıkmadı. Sabaha karşı boşanmamaya karar verince biraz rahatladı. Rahatlama uykusunu getirdi. Karısı sabah kahvaltısı için çağırdığında,

Benim kahvaltı yapacak halim yok, sen ye diyerek tekrar uykuya daldı. Öğle vakti geldiğinde uyandı. Çok fena acıkmıştı. Açlıktan elleri titriyordu. Karısına seslendi.

Yemek hazırladıysan geleyim dedi. Karısı

Ben yemeği çoktan hazırladım, hadi gel dedi. Kalkıp giyindi. Karısının hazırladığı masaya oturdu. Karısına sen niye gelmiyorsun diye sordu.

Sabah iyi yemiştim, halen acıkmadım, sen ye dedi karısı. Lokmalar boğazına takıldı. Zorlukla yuttu yediklerini. Hüzünle karısına baktı. Belli ki bu evliliğin ipleri kopmuştu. Yarı aç yarı tok kalktı masadan.

Hanım ben gidiyorum, sakın evden ayrılma. Geldiğimde seni evde bulmak isterim diyerek sokak kapısını çarparak çıktı. Doğruca arabın meyhanesine gitti. Uygun bir yer bularak oturdu. Bir ufak rakı ve meze getirtti masasına. İçerken karısını düşündü. Ne olacaktı bu işin sonu. Tek çare ayrılmak mıydı. İçtikçe hüzünlendi. Bir ufak rakı kesmemişti. Bir ufak daha söyledi. Hava kararmak üzereyken meyhaneden ayrıldı. Evine geldiğinde karısı kendisiyle ilgilenmedi bile. Karısının kendisiyle ilgilenmemesi bir kez daha kahretti onu. Ağlamak istiyordu. Doğruca yatak odasına gidip yattı. Ağlamaya bile fırsat bulmadan sızıp kaldı.

Gülten’in Recep gözünde tütüyordu. Kocasına,

Sen dışarıya çıkacak mısın diye sordu.

Evet çıkacağım, niye sordun?

Ben biraz annemlere gitmek istiyorum da. İzin vermekle vermemek arasında tereddüt etti. İzin vermese ipler temelli kopacaktı.

Madem annene gitmek istiyorsun, bende çıkıyorum. Sakın geç kalma diyerek evden çıktı. Gülten hemen telefonu açıp Recep’in telefonunu bir kez çaldırıp kapattı. On saniye kadar bekleyip tekrar bir kez çaldırdı. Evden çıkıp Recep’in evine doğru yöneldi. Recep’in hemen eve gideceğini biliyordu. Eve vardığında, aralık kapıdan içeri girdi. Akşam saatine kadar doyasıya seviştiler. Eve döndüğünde yine kocasını kıskançlık krizleri içerisinde bulmuştu.

Yine nerelerde sürtüyordun kaltak

Nerede olacaktım annemlerdeydim.

Hayır annenlerde değildin. Ben annene uğradım, yoktun orada.

Bir arkadaşıma uğramıştım ne olmuş yani. Ne duruyorsun boşasana beni. Benim gibi bir kaltağı, orospuyu halen ne tutuyorsun evinde. Kan beynine sıçradı. Yine eskisi gibi dövmeyi geçirdi içinden. Gözü kesmedi. Birde bu yaşta karı dayağı yemekte var hesapta diye düşündü. Sokak kapısını çarparak çıkıp gitti. Gece yarısı evine döndüğünde, karısını divanda uyur buldu.

Hadi yatalım diye seslendi. Karısı

Sen git yat dedi. Ben burada yatacağım. Üstelemedi. Gidip yatağına yattı. Sabah kahvaltı yaparlarken karısına,

Bak canım, benim bir ayağım çukurda. Biraz sabret, nasıl olsa pek uzun yaşayacağımı sanmıyorum. Benden kalacak mirasla, benden sonra bolluk içerisinde dileğince yaşarsın. Sakın benden boşanıp kurtulmayı aklına getirme. Böyle her gün surat asarak, biribirimize hakaret ederek hayatımızı zehir etmeyelim. Ne derler sabreden derviş muradına ermiş. Sende biraz sabret. Ölüm mukadder, onun önüne geçmek olası değil. Ben artık seni serbest bırakıyorum. Dilediğin zaman annene de arkadaşlarına da gidebilirsin. Yeter ki gittiğin yerden benim haberim olsun. Tüm bu söyledikleri bile aralarındaki soğukluğu gidermeye yetmedi.

Recep’le buluşmaları daha da sıklaşmıştı. Özlemle sarılıyorlardı biribirlerine. Doyasıya sevişiyorlardı. Sevişmekten yorgun düştüklerinde dereden tepeden konuşuyorlardı. Recep

Senin kocan olacak o bunağın ölmeye niyeti yok. Sen de onu bir türlü ayrılmaya ikna edemiyorsun. Bir plan yapalım ondan kurtulmak için dedi.

Nasıl bir plan yapabiliriz ki.

Onu yavaş yavaş zehirleyerek, kimsenin sezmeyeceği bir şekilde ölümüne neden olalım.

Günah olmaz mı?

O bizim aşkımıza zarar veriyor. Zararlıyı ortadan kaldırmak tanrı emri. Bunun nesi günah olur ki?

Ya onu zehirleyerek öldürdüğümüz anlaşılırsa?

Yavaş yavaş zehirlersek o halsiz düşer. Halsizliği nedeniyle yataktan çıkamaz olur. Onu herkes hasta bildiğinden, ölümünden kimse şüphelenmez.

Sen ne istersen ben yaparım. Sana daha evvel de söyledim. Ben senin için canımı veririm. Bu işin sonunda ipe gitmek bile olsa sana hayır diyemem.

Tamam öyleyse anlaştık. Ben, kimsenin şüphelenmemesi için zehiri çalacağım. Kararları kesindi. Aralarındaki o karaçalıyı yakarak ortadan kaldıracaklardı.

***

Recep’in tornacı bir arkadaşı vardı. Bazı parçaları sertleştirmek için siyanür kullandığını ve onun çok kuvvetli bir zehir olduğunu biliyordu. Arkadaşının atölyesine gitti. Arkadaşı başını işinden kaldırmadan,

Ooo Recep bey, hangi rüzgar attı seni buraya. Senin bizim dükkanın yolunu unuttuğunu sanmıştım. Hangi rüzgar attı seni buraya? Elimdeki işin bitmesine az kaldı. Bitireyimde bir şeyler içelim. Recep yağlı bir sandelyenin üzerine bir gazete koyarak oturup beklemeye başladı. Sinan usta işini bitirince gelip karşısında durdu.

Hadi bakalım ne içersin, söyle de gidip çay ocağına söyleyeyim.

Bir şey içmesek olmaz herhalde. Şekerli bir kahve içeyim bari. Sinan usta çay ocağına gitmek için dükkandan çıkar çıkmaz hemen siyanürü koyduğu dolaba gitti. Yanında getirdiği küçük bir torbaya bir çorba kaşığı kadar siyanür koyup yerine oturdu. Eline zehir bulaşmış olması korkusuyla çeşmeye gidip ellerini sabunla yıkarken Sinan usta geri döndü.

Elime yağ bulaşmıştı da onu yıkayorum. Senin buraya gelen yağlanmadan gidemez her halde diye takıldı Sinan ustaya.

Eee ne yaparsın be Recep, allah bizim ekmeğimizi bu yoldan vermiş. Kahveler geldi. Karşılıklı içerlerken biraz da dereden tepeden konuştular. Az sonra Recep ayağa kalkarak,

Seni çok meşgul ettim. İş sahibini meşgul etmek günahtır derler. Hadi bana müsaade. Daha çok günaha girmeyeyim. Sinan usta kapıya kadar uğurladı Recep’i

***

Yine buluştular. Recep hazırladığı zehiri Gülten’e verdi.

Bak gülten bu zehir çok etkili bir zehir. Diğer zehirlerden ap ayrı bir zehir bu. Bunun bir özelliği var. Zehirlenene otopsi yapsalar bile ölümün zehirlenmeden olduğunu anlayamazlar. Bu zehiri çok az kulanacaksın. Bir kibrit başı kadar koyacaksın yemeğine. En geç onbeş günde götürür kocanı. Böylece kavuşmamızın  yolunu açmış oluruz. Gülten zehiri alıp çantasına koyduktan sonra yatak odasına gittiler ve yine doyasıya seviştiler.

Eve döndüğünde zehiri kimsenin eline geşmeyecek şekilde sakladı. Saklamadan önce o gün kullanması gerekeni ayırdı. Akşam yemeğine oturduklarında zehiri kocasının tabağına koydu. Yemekten sonra kocası terlemeye başladı. Karısına,

Hanım benim keyfim kaçar gibi oldu. Ben gidip yatıyorum. Hadi sana iyi geceler dedi ve gidip yattı. Sabah güçlükle kalktı yataktan. Kahvaltısını yaptıktan sonra tekrar yattı. Akşam yemeğinden sonra yine terlemeye başladı. Yatağına kadar güçlükle yürüyüp yattı. Her geçen gün sağlık durumu giderek bozuluyordu. Yatağından çıkamaz oldu. Karısının yatağına getirdiği yiyecekleri güçlükle yiyordu. Bir gece sabaha karşı yaşama veda etti.

Karısı gözyaşları içerisinde akrabalarına ve komşularına kocasının ölüm haberini verdi. Zaten yakın akrabaları kocasının sağlık durumunun çok bozulmuş olması nedeniyle, nöbetleşe evde kalıp Gülten’e yoldaş oluyorlardı.

Defin izini ve mezar için belediyeye başvuru yapıldığında, belediye doktoru ölüm raporu için öleni görmesi gerektiğini söyledi. Ölenin evine gittiler. Doktor ölüyü inceledi. Tam ölüm nedeni solunum yetmezliği diye raporunu yazacakken, ölünün tırnaklarındaki beyazlıklar dikkatini çekti. Ölünün tırnaklarını dikkatle inceledi.

Bu adamın ölüm nedeninde zehirlenme belirtileri var. Otopsi yapılması gerekir diyerek, raporu yazmadan evi terketti. Makamına döner dönmez savcılığı arayarak cenazeye otopsi yaptırılmasını istedi. Savcılık Devlet Hastanesinin ambulansını göndererek cenazeyi hastanenin morguna kaldırttı. Cenazeye gereken otopsi yapıldığında ölümün siyanür zehirlenmesinden olduğu anlaşıldı. Savcılık hemen soruşturma başlattı. Önce karısının ifadesini aldı. Gülten’in ummadığı bir durum du bu. Dili çabuk çözüldü ve gerçeği olduğu gibi anlattı. Savcılık Hemen Recep’i de tutakladı.Sevkediliği mahkeme suçun sabit olduğunu ve suçun ağır cezalık olduğuna karar vererek dosyayı ağır ceza mahkemesine sevketti.

Ağır ceza mahkemesinde fazla sürmedi yargılanmaları. Suç sabitti. Taammüden adam öldürmek. Bazı hafifletici nedenlerle Gülten’nin cezasını yirmibeş yıla indirdiler. Recep’e de suça iştirak ve öldürmeye azmettirmekten verilen on sekiz yıllık ağır hapis kararı hafifletici nedenlerle on yıla düşürüldü. Vuslat (kavuşma) bir başka bahara değil nice baharlara kalmıştı.2000-03-3

 

Tel ve Fax : 02122 8123173

FOÇA                                                                                                                  Özcan NEVRES

 

 

(Bugün 1, toplamda 64 kez ziyaret edildi.)