Değerli Okuyucularım

Değerli Okuyucularım
Bu köşe yazım belki de son yazım olacaktır. Bin dokuz yüz elli sekizden beri sürdürdüğüm gazetecilik yaşamımı noktalamaya karar verdiğimden bazı pişmanlıklarımı son olarak siz değerli okuyucularım ile paylaşmak istedim. BAĞ-KUR emeklisiyim. Eğer önüme serilen fırsatları değerlendirmiş olsaydım BAĞ-KUR emeklisi değil en yüksek emekli maaşı alan bir sigorta emeklisi olurdum. Sekiz yüz lira aylığa mahkûm olmazdım.
Bin dokuz yüz atmış iki yılında Yeşilköy hava limanına teknisyen olarak girecektim. Sınavı kazandığım halde işe girmedim. Bin dokuz yüz atmış üçte Menemen Philips bayisinin ısrarıyla Philips ana servisine kurs görmeye gittim. Bu kurs bana hiçbir katkıda bulunmayacaktı ama Philips’te kurs görmüş diye etiket kazandıracaktı. Radyo tamirciliğini öğrenmem için çalışanların en iyisi olan Naci Eres’in yanına verdiler. Naci Eres önce tamircilikte kullanılan aletleri bana tanıttı. Bu pensedir, bu açıkağızdır, bu karga burundur ve diğerleri. Ben sağ ol ustam demekten başka bir şey demiyordum. Hadi seninle müdürün arabasındaki müzik grubunu sökmeye gidelim dedi. Teyp, pikap ve radyodan oluşan müzik setini söküp atölyeye götürdük. Teyp ve pikap çalarken radyonun yayını müziğe karışıyordu. Naci usta bir türlü çözemeyince elindeki tornavidayı masanın üzerine çarpıp atölyeden çıktı. On üç servis ustasının en iyisi olduğundan onun bu çekip gitmelerine kimse ses çıkarmazmış. Zaten orada kural tamir için tanınan süreyi aşmamaktı. Naci ustanın ise her zaman saat fazlası olurmuş. Atölye şefine ben bu radyonun arızasının ne olduğuna bakabilir miyim dediğimde şef anlar mısın dedi? Ben de anlamasam da faydadan ari değildir dedim. Bak öyleyse dedi. Radyonun şemasın inceledim. Potansiyyometrenin arkasında bir ton giriş ucu olduğunu gördüm. Ton ucu on beş kiloohmluktu. Şeften yedi buçuk kiloohmluk bir rezistans istedim. Rezistansı kestiğim uca lehimledikten sonra diğer ucunu şaseye lehimledim. Teybi çalıştırıp dinlediğimde sorunun çözülmüş olduğunu gördüm. Şef bu tamam dedim. Yanıma geldi. O da dinledi ve sen bu işlerden anlıyormuşsun. Buraya ne yapmaya geldin dedi. Ben Mamak Muhabere okulunda elektrik ve elektronik kursu gördüm. Buna rağmen beni çekemeyenler nerede öğrenmiş radyo tamirciliğini diyerek mesleğimi kötülüyorlar. Sizin vereceğiniz bonservisi iş yerime astığımda kötüleyenlerin ağzı kapanmış olacak dedim. Ve bana ithal malı iki kanallı bir Philips radyo getirdi. Bu bizim sekreterin. Her ekipte en az onar gün kaldı ama tamirini beceremediler. Bir de sen bak dedi. İnceledim. Tuş takımının ölü olduğunu gördüm. Hemen yeni bir tuş takımı verdiler. Taktım ama radyonun verimi çok düşüktü. Ayarlarına girdim. Ayar çubuklarındaki kömürler kırık olduğundan ayar tutmuyordu. Bana iki tane eski ara frekans transformotoru verir misiz dedim? Atölye şefi biz o kadar cimri değiliz, yenisini verelim dedi. Olmaz< dedim. Zira yenilerinin kömürleri eskilerinden kalındır dedim. Şef olmaz öyle şey dedi. Ben olur deyince atölyede kaç kişi varsa kaybeden hepsine bir gazoz ve tost ısmarlayacaktı. Eski ve yeniler geldiğinde şef bakar bakmaz herkese benden bir gazoz ve tost getirtin. Zira iddiayı ben kaybettim dedi. Eski kırık kömürleri çıkardıktan sonra sağlam kömürleri taktım ve sinyal jeneratörüyle ayarladıktan sonra kontrolünü yaptım. Radyo fabrikadan yeni çıkmış gibi mükemmel olmuştu. Şef bu tamam dedim. Darbe testlerini yaptıktan sonra radyoyu kendi eliyle sekretere götürdü. Az sonra atölyeye harika güzel bir kız girdi ve doğruca yanıma geldi. Siz yeni gelen stajyersiniz değil mi dedi? Evet dedim. Benim radyoyu siz tamir etmişsiniz, çok memnun oldum dedi. Ben sizin değil sekreterin radyosunu tamir ettim dedim. Ben neyim dediğinde nerden sizin sekreter olduğunu bileceğim. Ben Anadolu çocuğuyum dedim. Kızın kahkahalarla gülmesine neden olmuştum. Beş günüm saati geri kalmış olanlara yardım ederek geçirdim. Atölye şefi sana bir önerimiz var. Seni atölyemizde çalıştırmak istiyoruz. Sana burada en yüksek maaşı alan Naci Erez’e verdiğimiz maaşı vereceğiz. Her ay bin iki yüz lira ve artı her gün otuz lira servis ücreti ve en az iki saatlik yani on lira daha vereceğiz. Aylık gelirin yaklaşık iki bin beş yüz lira olacak dedi. Hemen reddettim. Zira ben kendi işyerimde ortalama iki bin lira kazanıyordum. Oysa o öneriyi kabul etseydim. Bu gün en yüksek SSK aylığı alıyor olacaktım. Daha sonra Siemens fabrikasının (Almanya) Türkiye’den alacağı on iki teknisyeninden biri ve birincisi olmuştum. Yer altı maden işçileri iki buçuk mark saat ücreti alırken ben 4.8 mark saat ücreti alacaktım. İki yaşındaki kızımdan ayrı kalmayı içime sindiremediğim için pasaportumu çıkarttığım halde gitmedim. Aklıma her gelişinde keşke gitseymişim desem de son pişmanlık para etmiyor. Demokrat İzmir gazetesinin profesyonellik önerisini de kabul etmemiş olmanın pişmanlığını yaşıyorum. Tam elli altı yıl hiçbir yerden ücret almadan gazete muhabirliği ve köşe yazarlığı yaptım. Bırakınız para almayı, küçük bir hediye bile almadım. Peki, kıymetimi bilen mi oldu? Asla bilen olmadı. Karar verdim. Bundan böyle emeğimin karşılığını almadan hiçbir şey yapmayacağım. Değerli okurlarım bu konuda bana hak vereceğinizi umarak hoş görünüze sığınıyorum. İsteyen yazılarımı kendi sitemden okuya bilirler. Hoşça kalın sevgili okuyucularım. Esen kalın. Özcan Nevres ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 28 kez ziyaret edildi.)