DELİ AHMET

DELİ AHMET

 

Bahçeme marul kesmeye gideceğiz. Marulları alacak olan manav,

Dur yahu, şu deli Ahmet’i alalım da  bize yardım etsin. Deli Ahmet’i zaman, zaman çarşıda görürdüm ama, ne kim olduğunu ne de ne iş yaptığını bilmezdim. Manavın seslenmesi üzerine yanımıza geldi. Manav

Hadi bin arabaya, marul kesmeye gidiyoruz. Hemen arabaya binmek için davrandı. Arabam tek kapılı olduğu için kapıyı bulamadı.

Hani len bunun gapısı, gapısı da yok bu cavurun diye avaz, avaz bağırmaya başladı. Manava

Şöyle öne doğru gel de geçecek bir yer açalım şuna dedim. Manav öne doğru kayarak Ahmet’in arkaya geçip oturmasını sağladı. Ahmet hala söyleniyordu.

Ula…. bu ne biçim araba, arka gapusu bilem yok. Ahmet’e arabanın tek kapılı olduğunu anlatana kadar bahçeye vardık bile. Manav önceden indiğinden Ahmet daha rahat indi arabadan. Hemen işe koyulduk. Ben marul kesiyorum, Ahmet arabaya taşıyor, manav da düzgün bir şekilde istif ediyor. Bir ara Ahmet

Ula patron ser bu marul kesme işini bilmiyor, ver bana o testereyi ben sana nasıl kesileceğini gösterem dedi. Al bakalım diye uzattım testereyi, hemen kesmeye başladı. Ben marulları toprak seviyesinden kesiyordum. Bazen biraz daha üstten kaçırıyordum testereyi, bu kez de kesilen marulun yaprakları kopup dağılıyordu. Ahmet ise testereyi toprağın içine sokarak üç dört santim derinden kesiyordu. Böylece kesilen marulda yaprak dağılması gibi istenmeyen bir durum olmuyordu.

Ahmet… televizyon tamircisinden çiftçi olursa bu kadar olur, tabi ki benim eksiklerim olacak, bundan böyle sen devamlı benim işime gel ki, çiftçiliği senden öğreneyim.

Gelem usta, zaten ben biliyom senin televizyon tamir ettiğini. Sen lüzum ettiğinde çağır beni ben gelirim. Bütün bahçe işlerini yaparım. Yeteri kadar marul kesince beraberce arabaya taşıdık.İki saatlik emeğine karşılık yarım yöğmiye verdim kendisine. Çok sevindi

Sağ ol be patron, başkaları beni işe alıyo, bi karnımı doyuruyo, para mara vermiyo.

Parasız iş olmaz Ahmet, ben seni ne zaman işe alırsam karnını da doyururum, paranı da veririm. Çok memnun olmuştu. Yol boyu anlattı durdu

Ben seni üryamda görmüştüm, sen zaten peygamber soyundan geliyon, sen ondan bana böyle çok para veriyon. Daha neler neler.

Marulları tohur olarak sattığımdan o kış Ahmet’le çalışma olanağını bulamamıştım.

***

 

Yazlık ürünleri yetiştirmiştim. Hasat zamanı başlamıştı. Toplanan ürünü kasalama işlemlerinin yapıldığı ağacın gölgesine taşıyacak bir elemana gereksinim vardı. Ahmet geldi aklıma. Kuşluk molasında arabama binim doğru çarşıya gittim. Garaja yakın bir kahvede buldum onu. Seslendim

Ahmet hadi bakalım bin arabaya işe gidiyoruz. Hemen geldi bindi ön koltuğa. Arabanın arka tarafında bir şeyler aradı. Belli ki aradığını bulamamıştı.

Ula patron hani ekmek almamışsın ya. Bahçede var biraz

Kaç tane

Kaç tane olacak bir tane almıştım.

Bir tane yetermi be patron, iki tane daha alalım. Bakkalın önünde durdum. Kendisine para verdim,

Sen üç tane al da iş sağlam olsun, bakarsın akşama kalmaz. Koşarak girdi bakkal dükkanına. Az sonra geri geldi. Yine oturdu ön koltuğa. Yol boyu katık bile aramadan ha bire tıkındı. Bahçeye vardığımızda ekmeğin birini bitirmişti bile.

Bahçeye vardığımızda amele iş başı yapmıştı. Sordum Ahmet’e

İş başı yapalım mı, yoksa oturup kahvaltı mı yapalım ?

Kahvaltı yapalım be patron, dün sokağa çıkma yasağı vardı. Dün bütün gün aç kaldım. Param da yoktu bu gün yiyecek bir şeyler almak için. Bu yüzden çok açım. Biraz daha yiyeyim. Bir gazete açtık önümüze, ekmekleri koyduk üstüne, tulumbada yıkadığımız biberleri, domatesleri, salatalıkları, çarşıdan aldığım peynir ve helvayı da koyduk gazetenin üzerine. Ahmet soluk almamacasına ha bire tıkınıyordu. Sanki yolda o bir ekmeği yiyip bitiren o değildi. Bir ekmek te yer soframızın başında tüketti. Gözü diğer ekmekteydi.

Devam et be Ahmet dedim. Doyuncaya kadar ye, sıkılmana gerek yok. Bu ekmekleri niye aldık. Tabi ki yiyip bitirmek için. Dönüşte ben sana istediğin kadar ekmek alırım.

Sağ ol patron dedi ve üçüncü ekmeğin yarısını kopardı. Onu da tükettikten sonra

Oh… be hele şükür doydum. Kalan ekmekleri ve katıkları gazeteye güzelce sardı ve zeytin ağacının dalları arasına koydu. Hemen işe koyulduk. Öğle tatiline kadar hiç mola vermeden çalıştık. Öğle tatili başladığında

Hadi Ahmet sen otur yemeğini ye. Ben arabaya yüklediklerimizi hale götüreyim.Beni yemeğe bekleme. Yemeğimi evde yer gelirim.Yemek dönüşü iki ekmek daha aldım. Ne olur ne olmaz, doymadım der. Akşam paydosunda Ahmet’i toplanan sebzelerin başında bekçi bıraktım. Ameleyi bırakıp traktörle döneceğim. Beraber traktöre kasaları, çuvalları yükler hale götürürüz.

Peki patron, ben seni beklerken ot yolarım boş oturmam dedi. Arabayı bırakıp traktörü aldım. Bahçeye döndüğümde Ahmet halen ot ayıklıyordu. Traktörü sebzelerin yanına iyice yaklaştırdım. Ahmet aşağıdan verdi, ben kasaya istifledim. Hale vardığımızda kendisine tam yöğmiye verdim, kalan ekmekleri de alıp götürmesini söyledim.

Ahmet’in iş bulamayarak aç kaldığı günler olurdu. Yanıma gelirdi iş var mı diye

İş olmaz mı be Ahmet, ben de seni arayacaktım. Hadi bakalım dükkanı güzelce süpürüp temizle. Hemen pastaneden börek getirtirdim, doyuncaya kadar ye derdim. Doymazsan söyle daha getirirler. Karnını doyurup, dükkanı güzelce temizledikten sonra giderdi.

Çok kere bahçemde iş olmasa da iş yaratırdım Ahmet’e. Kendisine verdiğim parayı hak ettiğine inandırırdım onu. Yine bir gün bahçeye götürdüm. Bahçenin etrafındaki hendek ve ağaç diplerindeki kındıralarla diğer yabani otları temizlemesini söyledim. Hendeklerdeki ve ağaç diplerindeki otlara baktı uzun, uzun

Patron be dedi, sende akıl mı yok, yoksa paran mı çok. Bu otların ne zararı var sana. Önümüz kış, zaten kuruyacak bu otlar.

Ahmet, bende akıl da var para da. Ben ne diyorsam sen onu yap. Bu otlar benim göz zevkimi bozuyor. Sen bu otları temizlemezsen başkasını bulur temizletirim.

Olmaz patron, bu otların sana hiçbir zararı yok. Bu otları temizlemem için vereceğin para haram olur. Ben temizlemem bu otları.

Amacım Ahmet’e iş çıkarmaktı ama, ne gezer, ne söylediysem kar etmedi. Çaresiz geri döndük

Bir gece kahvehanede oturuyordum. Her zamanki gibi blum oynuyoruz arkadaşlarla. Ahmet gelip yanıma oturdu. Çay söyledim kendisine. Çayını içerken, onun gibi oyunumuzu seyreden biri yerinden kalkıp Ahmet’in karşısına geçti, yakasını yakalayıp

Sittir ulan git buradan dedi. Ahmet ayağa kalktı, yumruğunu sıktı

Neden gideceğim ulan, sen sittir git buradan dedi. Yakasına sarılan belli ki alkollüydü.

Sana sittir git dedim ulan diyerek vurmak için elini kaldırmasıyla Ahmet’in yumruğunun suratında patlaması bir oldu. Saldırganın ağzından burnundan kan fışkırmaya başlamıştı. Bir daha vurmaması için Ahmetİ tutanlar oldu. Saldırgan bunu fırsat bilip saldırmak istedi. Bu defa ben sım sıkı tuttum saldırganı. Kanlarını temizlemesi için lavaboya doğru sürüklerken, Ahmet’e işaret ettim git diye. Saldırgan bu gibi darbelere alışkın olacak ki, çabuk dindi kanaması. Elini yüzünü yıkadıktan sonra, gelip yanımıza oturdu yine. Bana pis pis bakıyordu. Belki de bu kez bana saldırmaktı niyeti: Kavga sırasında onu öyle bir tutmuştum ki , kıpırdayamamıştı bile. Cesaret edemedi. Zamanla her karşılaşmamızda

Beni Ahmet’in dövmesine sen sebep oldun diye sitem ederdi. Bir gün tepem attı.

Gel seni Ahmet’le beraber benim bahçeme götüreyim. İkinizi orada baş başa bırakayım, bakalım kim kimi daha iyi dövecek. O gece bıraksaydık Ahmet’i senin ölünü serecekti. Dua etki ben önledim kavganızı. Bu zılgıt yetmişti ona. Bir daha sitem etmedi

Ahmet çok onurlu bir insandı. Kesinlikle dilenmezdi. Kendisine verilen bir topan ekmeğin bedelini mutlaka öderdi. .

Kış çok sert geçiyordu. Soğuktan korunmak için girdiği hurda kamyonun şoför mahallinde Ahmet’in ölüsünü buldular bir sabah.

 

Özcan NEVRES

 

 

(Bugün 1, toplamda 73 kez ziyaret edildi.)