Deli Serpil

DELİ  SERPİL

Sarışın tombulca, akli dengesinin yerinde olmadığı davranışlarından belli olan genç bir kız görürdüm kentin sokaklarında. Kentin yerlilerinden birine kim bu diye sorduğumda Deli Serpil diye yanıt aldım. Ona buna ver on kuruş diye asılır, On kuruştan başka para da tanımaz. Topladığı on kuruşları biriktirir, kendine çeşit, çeşit giysiler alır,  yer içer, gezer tozar diye tanıtmıştı Deli Serpil’i. O, Deli Serpil diye tanınır demişti.

Bir gün bana da geldi.

Ver ulan on kuruş dedi. İkiletmeden verdim on kuruşu. Parayı cebine yerleştirirken sordu?

–                                    Beka mısın sen ulan “ bekar mısın “

–                                   Ne o gözüne mi kestirdin yoksa

–                                   Astir ulan, benim yavuklum yok mu sanıyon sen dedi ve gülerek uzaklaştı.

–                                   .Serpil her gelişinde on kuruşu esirgemediğimi görünce sık, sık gelmeye başladı. Durumu gören komşularımın biri

–                                   Ne o yahu, çok mu seviyorsun Serpil’i de her gelişinde ona para veriyorsun dediğinde

–                                   Tabi veririm o benim yavuklum dedim. Bu yanıtım Serpil’in çok hoşuna gitmişti. Nerde görse yanıma sokulur, bir dirsek vurur, candan bir gülümsemeyle

–                                   Ver bakalım yavukluna on kuruş derdi. Vermekte nazlanır gibi yapardım. Koluma girer

–                                   Hadi gari kırma yavuklunu ver şu on kuruşu da gidem derdi. Aradan yıllar geçti. Ayrıldığım kente eşimin tayini nedeniyle tekrar yerleştim. Bir gün eşimle kol, kola yürürken bir dirsek ve omuz darbesiyle sarsıldım. Neredeyse eşimle birlikte yere yıkılacaktık. Kim bu ayı diye hışımla , çarpana baktığımda, eski yavuklum Deli Serpil olduğunu gördüm. Oldukça şişmiş, bir bidondan farksız hale gelmiş.

–                                   Hani ulan sen benim yavuklumdun, bu yanındaki ne diye sordu gülerek. Eşimde bet beniz atmıştı. Eyvah demiş kendi kendine. Bekarlığında düşüp kalktığı biri bu her halde. Vay… başımıza gelenlere dercesine şaşkın, şaşkın bakmakta. Bense gayet sakin, bu benim karım, sen de yavuklumsun dedim gülerek

–                                   Öyleyse ver bir yirmi beş kuruş ta kendime şalvar alayım Hemen elimi cebime attım. Bir lira çıkarıp uzattım.

–                                   Bu olmaz dedi. Yirmi beş kuruş verecen. Eşime döndüm,

–                                   Bu deli anlamaz para hesabından, varsa yirmi beş kuruş ver dedim. Eşim çantasından çıkarıp verdi. Serpil parayı aldı. Gülerek uzaklaştı.

–                                   Ne zaman o kente yolum düşse

–                                   , Serpil beni gördüğünde koşarak yanıma gelir, dirseğiyle vurarak, enflasyona endeksli birimle yavuklu harçlığını ister. 

ÖZCAN  NEVRES

(Bugün 1, toplamda 94 kez ziyaret edildi.)