Diktatörler Kana Doymuyor

Tunus’ta ve Mısır’da diktatörler yıkıldıktan sonra özgürlük harekâtı önce Libya’ya, sonra da Suriye’ye sıçradı. Diktatörler saltanatlarını korumak için kendi halkını acımasızca katlediyor. Kaddafi kendi yurttaşlarına yaptıkları yetmiyormuş gibi Tunus’a da saldırdı. Suriye’den ise Türkiye’ye doğru büyük bir göç başladı. Ankara hükümeti göçü durdurmaya çalışsa da, göçün devam edeceğine kesin bir gözle bakılmaktadır. Yıllardan beri Hatay’ımızı kendi sınırları içinde göstermekten çekinmeyen Suriye Hataylılardan hiçbir zaman destek görmemiştir. Hataylıların ne kadar haklı oldukları bu yaşanmakta olan olaylar açıkça göstermektedir.

Suriye’de her gün insanlar öldürülüyor. Ne uğruna? Esat’ın babasından miras aldığı tahtını korumak için. İnsan olan sevilmediği bir yerde bir dakika bile durmaz. Esat ise tahtını korumak için acımasızca kan döktürüyor. Esat eğer o tahtı hak ettiğine ve halkın kendisini sevdiğine inanıyorsa seçim kararı alarak görevinden istifa etsin. Varsa bir partisi partisinin başına geçip aday olsun. Eğer kazanırsa ona kimse karşı koyamaz. Zira o makamı halkının güveni ve sevgisi sayesinde kazanmış olacaktır. Bu davranış demokrasinin gereği değil mi? Demokrasilerde devlet başkanlığı babadan oğla miras kalmaz. Seçimle devlet başkanı olunur.

***

Ülkemizde siyaset gittikçe kızışıyor. Kızıştıkça da çirkinleşiyor. Liderler birbirlerini kötüleyerek başarıya ulaşmayı ilke edinmişler. Oysa liderlerin görevi partilerinin yapmak istediklerini halka anlatmaktır. Üstelik abartısız olarak yapılabileceklerini anlatmalıdırlar. Son günlerde üç büyük partinin liderleri halka o kadar çok şeyler vaat ediyorlar ki inanılacak gibi değil. Bu durumda hangi parti kazanırsa kazansın, halkımız yaşadı demek. Memur ve emekli maaşları artacak, asgari ücret iki bin liranın üstüne çıkarılacak. Ülkemizin bir gerçeği var. Eğer asgari ücret bu günkü şartlarda iki bin liranın üstüne çıkarılırsa birçok fabrika kapanmak zorunda kalacaktır. Tarım ile uğraşanlarsa tarımı bırakma zorunda kalacaklardır. Bu durum da işsizliğin artmasına neden olacaktır. Yani işsizler ordusuna çok büyük katılımlar olacaktır.

Geçmişte aile tarımına soğuk bakılıyordu. Küçük arazilerin birleştirilip büyük işletmelere dönüştürülmesi isteniliyordu. Oysa büyük işletme demek işsizliğin artması demektir. Hiçbir çiftçi kendi düzenini bozarak başkasının emrinde çalışmak istemezdi. Küçük tarım işletmeleri destek görmeyince tarlasını satan büyük şehirlerin yolunu tutmuşlardı. Şehirde iş bulanlar iş sahibi olmuş. Bulamayanlar ise işsizler ordusuna katılmışlardır.

Nelerle uğraşıyoruz. İstanbul’a ikinci boğaz açıldığında uzaydan bakıldığında Fatih Sultan Mehmet’in silueti görülecekmiş. Görülse ne olur, görülmese ne olur? Davranın dostlar. Yakında uzay araçlarımıza binip Fatih Sultan Mehmet’in siluetini görebilmek için uzaya gideceğiz. Ortaokulda okurken en sevdiğim ders tarih dersiydi. Bu yüzden bulabildiğim her türlü tarih kitaplarını okudum. Okuduğum kitaplarda bir tek kanal açma projesi vardı. O da Sokullu Mehmet Paşanın Karadeniz ile Hazar denizi arasındaki kanal projesidir. Fatih Sultan Mehmet zamanında İstanbul Boğazında yoğun bir trafik mi vardı ki ikinci bir boğaza gerek duyulmuş olsun? O yıllarda şimdiki gibi petrol ve benzeri yük taşıyan dev gemi ve tankerler mi vardı? Gazeteci Ahmet Hakan’ın dediği gibi bu proje üç gün sonra unutulmayacak. Zira seçime daha elli gün var. Bu proje seçim sonrasında unutulacaktır. Unutulması da ülke yararına olacaktır.

Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 46 kez ziyaret edildi.)