Kütahya Diken Üstünde

Gümüş madeni işletmesindeki siyanür havuzunun patlamış olması o bölgenin insanlarını çok tedirgin etmişti. Tek umutları yağmur yağmamasıydı. Oysa yağmur yağmaya başladı. Üç gün sürecek olan yağışın ilk gününde metre kareye otuz beş kilogram yağış oldu. Meteorolojinin tahmini doğru çıkarsa siyanürlü sularının derelere akması kaçınılmaz olacaktır. Hükümet yetkililerine ve Kütahya Valisine göre her türlü önlemler alınmış. Hiçbir tehlike yok diyorlar. Oysa uzmanlar tam tersini söylüyorlar. Nedeni ise maden işletmecisi tarafından hiçbir havuz ilavesi yapılmadan üretim kapasitesi üç misli arttırılmış. Eğer üç gün sürecek yağışlar nedeniyle üçüncü havuz patlarsa vay halimize. Zaten patlamış olan kanser hastalıkları bu kez de zıplayacak. Tut tutabilirsen. Hızla suyu aktarmak için havuzlar açılıyormuş. Peki, açılan havuzlarda sızdırmazlığı nasıl sağlayacaklar? Sızdırmazlığı sağlayacak betonu ne zaman dökecekler? Beton ne zamanda gerektiği kadar donacak? Kimse Kütahya nere, bizim burası nere demesin. Zira yer altı sularının nerelere kadar ulaştığını kimse bilemez. Muğla Gökova’da çok kaynaklı bir azmak vardır. Azmaktan başlayıp kilometrelerce sahil boyunca uzanan binlerce pınar vardır. Pınarların kimileri yazın kurur, kışın coşar. Kimi ise kışın akmaz, yazın coşar. Azmağın içinde tahta bir barakada balık lokantası işleten biri, kış aylarında kuruyan bir kaynağı gösterdi ve Allahın işine bak. Ne hikmetse bu kaynak kışın akmaz oluyor demişti. Biraz ilerledikten sonra öğretmen arkadaşım gel de bu kara cahile akmaz olan kaynağa suların karlarla kaplı bir dağdan geldiğini anlat. Kış aylarında sular donduğundan o pınar da akmaz olur demişti. Doruğundaki kararlın donduğu tek bir dağ vardı. O da Eşen çayını kar ve yağmur sularıyla besleyen Akdağ’dır. (Fethiye ile Antalya arasında olan dağdır) Eşen çayı bu zirvedeki karların yavaş, yavaş erimesi nedenle dünyadaki düzenli akan en önemli akarsularından biridir. Bu durumda kış aylarında akmaz olan su ya Akdağ’dan gelmektedir. Ya da Kütahya’nın karlı dağlarından geliyordur. Bu nedenle Kütahya’ya çok uzakta olanların dahi sulara siyanür karışmasından korkmaları gerekir.

Önceki yazımda çılgın projede etkilenecek olan orman ve tarım alanlarının elli bin dönüm olacağını yazmıştım. Meğer ne çok yanılmışım. İstanbul Büyükşehir Belediye başkanının açıklamasına göre istimlak edilecek alan dört yüz bin dönüm imiş. Bu kanalın getirisi ne olacak ki bu kadar geniş bir alan gözden çıkarılacak. Ne yazık ki tarım alanlarımızı bilinçsizce yok ediyoruz. Şunu akıldan çıkarmamamız gerekir. Yirmi santim kalınlığındaki bir tarım toprağı bin yılda oluşur. O da şayet erozyona uğramaz ise. Oysa Trakya’nın en verimli arazileri montaj sanayisi uğruna heder ediliyor. Bu gidişle nasıl ki Silivri yoğurdu festivali sembolik olarak yapılıyorsa, ileride Değirmenköy domates festivalinin dahi sembolik olarak yapılacağı kesindir. Sulak alanlarının daralması mandacılığı yok etmiş. Mandacılık olmayınca da Silivri’nin ünlü yoğurdundan eser kalmamış. Tıpkı Menemen’de olduğu gibi.

SİLİVRİ GÖMLEK DEĞİŞTİRİYOR. Düzensiz çay bahçeleri yıkılarak yerine halkın daha rahat edeceği düzenlemeler yapılacak. Aslında en büyük düzenlemenin Kumluk sahilinde de yapılması gerekiyor. RİSOS ve AVELON’un sahilden kaldırılması, Mimarsinan köprüsünün otuz iki kemerinin de tam olarak ortaya çıkarılması gerekiyor. Bir de Boğluca deresini kirletenler bulunsa ve kirli sularını dereye akıtmamaları sağlansa sahil çok daha güzel olacaktır. İşe başlamak işi bitirmek demektir. İnşallah harç bitti yapı paydos demezler ve Kumluk sahiline de güzel bir düzenleme yapılır. Kumluk’un kanayan yarası aşırı gürültü yapan işletmelerdir. İnşallah o gürültüye de bir çare bulunur.

Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 41 kez ziyaret edildi.)