Din ve Siyaset

Din Ve Siyaset
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk demokrasinin ve cumhuriyetin garantisi olarak yönetime laiklik ilkesini koydurtmuştu. Çok gerilere gittiğimizde Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı zapt ettikten sonra halifeliğini ilan etmesi geriye gidişin başlangıcı olmuştu. Yani din ile siyaset birbirine karışınca Osmanlı devletinin çöküşü başlamıştır. Bu durum net olarak bilindiği halde son günlerde Sayın Başbakan din üzerine sürekli dalaşma yapmaktadır. Sayın Başbakan diyor ki, CHP tek parti döneminde birçok camiyi satmış ve birçok camiyi depo ve kışla olarak kullanmıştır. Yaşım yetmiş yedi olduğu için CHP nin son yıllarını çok iyi anımsıyorum. Anımsadığım kadarıyla cami satıldığını hiç duymadım. Menemen’de kiliselerin ve bir de bir caminin depo olarak kullanıldığını biliyorum. Bunun nedeni ise ikinci dünya savaşı nedeniyle mevcut zorunlu asker sayısına fazladan üç dört kura askerin eklenmesiydi Asker sayısı dört katına çıkınca barınak için mevcut her türlü olanaktan yararlanmak zorunlu olmuştu.
Kurtuluş Savaşından sonra İzmir’e vali olarak atanan General Kazım Dirik görev günlerini makamında geçirmemiş, at ve eşeksırtında gitmediği ve hizmet götürmediği tek köy kalmamıştır. Halen İzmir ilçelerinin ulaşım yollarında onun yaptırttığı çeşmelerden sular gürül, gürül akmaktadır. Bir tek Foça yolundaki çeşmenin suyu, kaynağının sulamada kullanılması nedeniyle kurumuştur. Anıtsal değeri olan çeşmenin kaidesi de bazı kadir bilmezler yüzünden harap olmuştur. Vali Kazım Dirik en küçük köylerde bile kışla büyüklüğünde okullar yapılmasını sağlamıştır. Nedeni ise bir savaş çıktığında askeri barınak olarak kullanılması içindi. Savaşların ağır şartları gerektiğinde okulların da ibadethanelerinde barınak olarak kullanılmasını zorunlu kılabilir. Bu nedenle bu durum yüzünden hiçbir yönetim kusurlu sayılamaz, yargılanamaz. Ne hikmetse Demokrat Parti kökenliler bu durumu hep istismar etmişlerdir. Bir gün koyu demokrat biriyle bu konuyu tartışmıştık. Kiliselerin askeri barınak olarak kullanılmasına karşı değildi ama camilerin kullanılmasına karşıydı. Peki, askeri nerede barındıracaklardı diye sorduğumda, gelsinler evimde barındırsınlar demiştim. Senin dediğin olacak iş değil ama yine de sorayım dedim. Evinde barınacak olan askerler aylardır, hatta yıllardır kadın yüzü görmemiş genç insanlar. Bu durumda eşinin ve kızlarının başına neler geleceğini düşünmek bile istemem dediğimde ne olursa olsun. Yeter ki camilerimize dokunmasınlar dedi. Bu durumda ona söyleyebileceğim hiçbir şey kalmamıştı.
Almanların Fransa’yı işgal ettiği yıllarda genç ve güzel bir kadın on altı yaşındaki kızını olası bir asker tecavüzüne karşı evinin çatı arasına saklamış. Kadının korktuğu başına gelmiş. Kendisini sık, sık ziyarete gelen askerler kadına tecavüzü sürdürmüşler. Zamanla kadın bu duruma alışmış ve zevk almaya başlamış. İlişki sırasında çıkardıkları sesler genç kızı tahrik etmiş ve çatıdan aşağı inerek askerlere ben de varım demiş. Bu hikâyecikten de anlaşılacağı gibi ateş ile barut yan yana durmaz. Bu nedenle sekerler kesinlikle evlerde barındırılamaz.
Demokrat Parti kökenlerinin her zaman istismar ettikleri bir konu da on iki ada sorunudur. İtalyanlar on iki adaları boşaltırlarken Türk hükümetine biz gidiyoruz. Adalar sizin olsun demişlerdi. Bu Türkiye için korkunç bir tuzaktı. O adaları işgal etmeye kalkıştığımızda Almanların safında savaşa katılmış olacaktık. Alman yenilgisiyle birlikte ülkemiz de yenik sayılacaktı. Bunun nasıl bir felaket olacağını düşünmek bile istemem. Nitekim savaşı kazanan taraf olan Rusya’nın ilk işi Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı istemek olmuştu. İsmet İnönü Ruslara çok sert bir yanıt vererek gel de al demişti. O günün olanaklarının elverdiğince silahlı kuvvetlerimiz doğuya kaydırılmıştı. Savaş bulutları başımızda esmeye başlayınca NATO ya girme kararı alınmıştı.
CHP ye saldıranlar CHP nin ülkemizi savaşa sokmaması nedeniyle takdir etmeleri gerekir ama nerede o mantık?
Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 44 kez ziyaret edildi.)