Ev alma komşu al

Komşum ile aramız çok iyi idi. Beni ölen ağabeyine benzettiğini, bu nedenle beni çok sevdiğini söylerdi. Marketlere alış verişlere giderken mutlaka ona da haber verirdik. O da bizimle gelip alış verişlerini yapardı. Bir gün çiçek sohbeti yaparken bahçemizdeki kayısı ağaçlarının gölgeleri yüzünden iyi çiçek yetiştirememekten yakındık ve o iki ağacı kesmeye karar verdik. Öğrencilerimden birinin babası ağaç ve odun kesim işleri yapıyor. Çocuğa söyleyeyim. Babası gelsin kessin dedi. Birkaç gün sonra kesici geldi. Önce komşumun arka bahçesindeki cinsi bozuk kiraz ağacı ile kuru bir ağacı kesti. Oradan benim bahçeye geçip kayısı ağacımızı kesti. Adam gitmeye hazırlanınca komşumun kayısı ağacını gösterip onu kesmeyecek misin diye sordum? Hayır o kesilmeyecek dedi. Böylece komşum tarafından hem kazıklanmış, hem de aptal yerine konulmuş oldum. İki aylık yazlıkçı döneminden sonra sokakta bizden başka kimse kalmadığı için, bir ağaç yüzünden arayı bozmayalım dedik ve yediğimiz kazığı sineye çektik. Bu yaz kesilen kayısı ağacımızın yerine yeni bir kayısı fidanı diktim. Komşum bunu görünce hemen neredeyse ağaç olmuş bir kiraz fidanını dikti. İş kabak tadı vermişti. Ben de bir kayısı fidanı alıp, ikiye iki olsun düşüncesiyle diktim. Bir süre sonra iki fidanım ile birlikte aradaki güller de kurumaya başladı. Belli ki fidanlarıma ve güllerime çamaşır suyu dökülmüştü ama bunu sen yaptın diyemezdim. Zira dökerken gören yoktu.

Dört kışın sabahlarında neredeyse kör karanlıkta babasının balta sesleriyle uyandık. Komşuluk adına en küçük bir serzenişte bulunmadık. Kendime ve çocuklarıma birer kuluçka makinesi yapmak için harekete geçtiğimde komşumun annesi, benim testeremden çıkan seslerden çok rahatsız olmuş. Eşim hasta annesine bakmakta olduğu için evde yalnızım. Eşim telefon açıp, senin kuluçka makinesi yapmanı istemiyorum. Dedi. Tamam anlaşıldı. Mesaj alınmıştır dedim ve imalata evimin bodrumunda devam ettim. Eşim birkaç günlüğüne evimize çeki düzen vermeye geldiğinde balkonda konuşuyorduk. Bana gürültülü bir iş yapacağında bodrumda yap. Kimseyi rahatsız etme deyince, biz dört kış balta sesleriyle uyandırıldık ama hiç şikayetçi olmadık. Ben iki gün aralıklı olarak gürültü yapınca mı kıyamet kopuyor dedim. Meğer komşum bunlar ne konuşuyor diye dinlemedeymiş. Ağzını öyle bir açtı ki; kapanası yok. Sen burayı sanayiye çevirdin. Bizi rahatsız etmeye hakkın yok. Peki senin babanın her sabah bizi balta sesleri ile uyandırmaya hakkı var mı dedim? Eşim karşılık verme, içeri girelim. Ona uymaya gelmez dedi. Eşime bu durum karşısında sakın üzülme dedim. Bu olay komşumuzun içinin karasını gün ışığına çıkardı. Ben neye şükrediyorum biliyor musun dedim? Ben bunun anne ve babasını defalarca hastanelere taşıdım. Eğer yolda bir kaza yapmış olsaydım. Ölüme veya yaralanmaya neden olmuş olsaydım beni tazminat ve ceza davalarıyla süründürürdü. O nedenle üzülmemiz değil sevinmemiz gerekir dedim.

Torunum Can dede bu kayısı fidanları ile güller neden kurudu diye sorduğunda yüksek sesle onları çamaşır suyu dökerek kurutanların Allah milyon kere belasını versin dedim. Komşumun annesi seksen yedi yaşında olmasına rağmen böğrüne tekme yemiş gibi böğürdü. Allah senin belanı versin dedi. Hayrola dedim. Niye alındın? Ben fidanlarımı ve güllerimi kurutana bela diledim. Sana ne? Kızı hışımla dışarı çıkıp, salıncakta oturmakta olan annesine gir içieri dedi.

Of, of. Bela ki ne bela. Komşumun annesi salıncakta oturmuş gözü üstümde. Hem de nefretle bakıyor. Gir o perdenin arkasına seni gözüm görmesin nankör dedi.( Balkonumdaki salıncağın gölgeliğinden söz ediyor) Sen evimde oturdun nankör dedi. Senin de kızın benim evimde çok oturdu. Ödeştik dedim. Oysa onların elektriğinden suyuna kadar tüm işlerini tek kuruş almadan yapardım. Kapısındaki sinekliğe kadar. . Elektrikler kesildiğinde karanlıkta oturmasınlar diye elektrik verirdim. Kızı kahve içmeye çağırdığında kahve içmeye elimde bir paket kahve ile giderdim. Nedense sinekliğini yaparken, insana duyarlı elektriğini takarken, soba tutuşturmak için tahtalarını keserken ne testeremin ne de matkabımın sesinden hiç rahatsız olmamıştı. Elektrikli testerem bana çalışınca rahatsız oldu. Ona vermiş olduğum en büyük rahatsızlık ise, üfürükle duayla hastalıkların tedavi edilemeyeceğini söylemem olmuştu. Ben tedavi ederim deyince; o halde kendi hastalıklarını neden duayla iyileştirmiyorsun? Niye doktorlara taşınıyorsun? dediğimde ipler koptu.

İçimdeki Özcan Nevres’i öldüremediğim için korkuyorum. Ya bir gün barışmak için kapıma gelirse? Hayır diyemeyeceğimi biliyorum. Gerçi hiçbir şey eskisi gibi oalmaz ama yine de villamı satmaya karar verdim. Ne Şam’ın şeytanı. Ne de Arabın yüzü.

Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 78 kez ziyaret edildi.)