FODULAKİ MUSTAFA EFE

MUSTAFA  EFE

Ufak tefek ve oldukça zayıf bir adamdı. Görünüşüne bakıldığında , hakkında anlatılanlara inanası gelmiyordu insanın. O bir çete başıydı. Baş kızanıysa kardeşi İbrahim efe. O ağabeyinden çok daha iri, güçlü kuvvetli görünüme sahip bir adamdı.            .

Akrabalarından, çobanlık yapan Hüseyin, yerli Rumlar tarafından feci şekilde, onlarca bıçak darbesiyle öldürülünce, intikam amacıyla korkunç bir Rum avı başlatmış, onlarca Rum’ u hak ettikleri yere göndermişti.

Kosti çetesi, Rum işgalinin verdiği cesaretle iyiden iyiye azıtmış, Türk köylerine yaptığı baskınlarda yalnız köylünün parasını almıyor, onları acımasızca da öldürüyordu. Mustafa Efeye ilettiler bu durumu. O sıralarda Mustafa Efe diğer Türk çeteleriyle birlikte, vur kaçlarla Yunanlı işgalcilerle savaşıyordu. Aldığı duyumlar üzerine çetesiyle Rum köylerine baskınlar yapa, yapa gelip Yamanlar dağına yerleşti. Kosti çetesi en az atmış silahlıdan oluşan, üstelikte oldukça deneyimli bir çeteydi. Kendi çetesiyse, yirmi kişiden ibaretti. Tümü de yürekli insanlardı. Gönüllü köylüler, Kosti çetesiyle ilgili bilgileri, sürekli Mustafa efeye iletiyorlardı. Kosti’nin yamanlar dağı eteklerindeki bir köye baskın yapacağı duyumunu alan Mustafa Efe çetesine gerekli hazırlık emrini verdi. Çete üyelerine,

Arkadaşlar bu gece bu çete yapacağı baskından sonra mutlaka bizim bulunduğumuz bu yöreye gelip konaklayacaklar. Çok dikkatli olmamız gerekiyor. Gereksiz çıkışlarla can kaybı vermeyelim. Verdiğim emirlere aykırı hiçbir şey yapmayacaksınız. Bu gece baskın yapacağımız çetenin deneyimli bir çete olduğunu unutmayın. Baskında ne kadarını öldürebilirsek kardır. Sakın kaçanların peşine düşeyin. Peşlerine düşerseniz av olursunuz. Çatışma uzun sürebilir. Bu nedenle hepiniz taşıyabileceği kadar mermi alın.

Gece oldukça gergin bir bekleyiş başlamıştı. Kızanlardan biri,

Efe neden burada bekliyoruz. Gidip köyde bekleyip orada karşılasak onları daha iyi olmaz mı dedi. Mustafa Efe,

Ya o köyde satılmış birileri varsa kapana sıkışırsak ne yaparız. Kaçış yollarımızı tuttuklarından vur kaçta yapamayız. Onlar bizden çok kalabalıklar. Onları ancak iyi planlanmış bir baskınla alt ederiz. Bu nedenle, en iyi baskın anını bekleyeceğiz. Unutmayın, baskında zafer baskını yapanındır. Yeter ki bizim burada bulunduğumuzdan haberleri olmasın. Bu bekleyiş sırasında, hepimiz sırtımızı emniyete alacak şekilde yerimizi alalım. Baskın yapacakken baskına uğramayalım.

Gecenin sessizliğinde, uzaktan gelen silah sesleri gerginliği iyice arttırmıştı. Az sonra Harmandalı köyünden Devecioğlu Mehmet soluk soluğa geldi. Efenin talimatıyla köyün dışında beklediğini, baskını sonuna kadar izlediğini anlattı. Efe

Kalabalıklar mıydı diye sordu.

En az yüz kişilerdi.

Köylülerden ölen var mı?

Çok ateş ettiler, gizlendiğim yerden göremedim. Size haber vermek için beklemedim. Adaşım Mehmet’le beraber gözledik onları. Ne tarafa gideceklerini o bildirecek bize. Efe bölgeyi çok iyi biliyordu. İlk efeliğe bu dağlarda başlamıştı. Çetenin ne tarafa gidebileceklerini, köylüden gasp ettikleri ağır ganimetleri nereye taşıyacaklarının hesaplarını yaptı. Çetenin bulundukları yere yakın bir yerde konaklayacakları kesindi. Bu sırada ikinci gözcü geldi. Hemen efenin yanına götürdüler. Efe,

Baskından sonra ne tarafa gittiklerini gördün mü, kaç kişi olduklarını saya bildin mi diye sordu.

Bu tarafa doğru yöneldiklerini gördüğümde yanlayarak onlardan uzaklaşarak buraya geldim. Kaç kişi olduklarını sayamadım ama, yüz kişiden fazla olduklarını tahmin ediyorum.

Köyden kadın aldılar mı

Aldılar, hem de iki tane. Kadınları uzak olduğu için tanıyamadım.

Köyden çok eşya aldılar mı?

Hepsinin elleri doluydu, hem de taşıyamayacakları kadar.

Siz bu kadar çabuk buraya gele bildiğinize göre, bu yöreyi iyi tanıyorsunuz demek. Hadi gidin ve çeteyi uzaktan izleyin. Sakın fazla yaklaşmayın. Konakladıkları yeri bize bildirin. Biri birinizden de uzak durun. Eğer bir hata olur burada olduğumuzu sezerlerse, onları bulunduğumuz yere yönlendireceğiz. Bulunduğumuz yerde bizi arkadan vuramazlar. Saldıranlar hedef olacaklarından kayıpları büyük olacaktır. Yeter ki biz akıllı davranalım. Haydi bakalım herkes görevinin başına. İki Mehmet hızla uzaklaştılar. Bekleyiş uzun sürmedi. Mehmet’ler geri dönüp çetenin konakladığı yeri bildirdiler. Mustafa efe,

Haydin arkadaşlar, öç almanın zamanı geldi. Çok dikkatli olmamız gerekli. O iki kadına zarar vermeden bitirelim işlerini. Bombacı Hasan,

Emret efem,

Bu gece en büyük görev sana düşüyor. Bombaları atarken kadınlara zarar vermemeye elinden geldiğince dikkat edeceksin. İnşallah korkuyla kendilerini yere atarlar da hayatları kurtulur. Biz çeteyi kuşatırken işaret ettiği dört kızanına sizde nöbette olanları halledecek ve hemen onların kaçmak istedikleri yönü tutacaksınız. Bunlar kendilerinden çok eminler. Nöbetçi bırakmamış ola bilirler. Bekleyip kaçmak isteyenleri vuracaksınız. Anlaşıldı mı arkadaşlar. Sormak istediğiniz var mı?.

Anladık efe dediler bir ağızdan. Çete köylü Mehmet’lerin tarif ettikleri yöne hareket etti. Mehmet’ler çatışmaya katılmak için silah istediler efeden. Efe,

Olmaz dedi. Siz uzakta kalıp izlemekle yetinin. Bu iş çok önemli. En küçük bir hata hepimizin sonuna neden olur. Hele bu çatışmadan yüzümüzün akıyla çıkalım, dilerseniz bize katılırsınız  Çete. kedi sessizliğiyle Kosti çetesini kuşattı. Çete hiçbir güvenlik önlemi almamıştı. Kimi aldıkları ganimeti paylaşma derdinde, kimi de silah zoruyla oynatılan kadınları izliyorlardı. Çeteye çok yakın bir yerde korkunç bir patlama oldu. Ne olduğunu anlamak için ayağa kalkanlar, peş peşe patlayan el bombaları ve açılan yaylım ateşiyle büyük bir paniğe kapıldılar. Ayakları altına serilen ölüler tümünü dehşete düşürdü. Kimileri silahlarını atıp teslim oluyoruz anlamında ellerini havaya kaldırdılar. Efenin talimatına uyan kızanlar, ayakta tek kişi kalmayıncaya kadar ateşe devam ettiler. Kızanlardan ikisi ölülerin arasına girdiler. Korkuyla yere kapanmış kadınlar arasında gizlenmeye çalışan birini gördüler. Silahlarını adamın başına dayayıp efelerine seslendiler.

Efem, burada birini kıstırdık. Bundan ve kadınlardan başka canlı yok gibi. Mustafa efe,

Herkes ikinci bir emre kadar yerinde kalsın komutunu verdikten sonra cesetlerin yanına gitti. Canlı olanların kafalarına kurşun sıkarak, canlı adamın yanına gitti.

Kaldırın şunu ayağa. Kızanlar adamı ayağa kaldırdılar. Adam yarı Rumca Yarı Türkçe merhamet dileniyordu. Efe

Bağlayın ellerini ayaklarını emrini verdikten sonra kadınların yanına çöktü.

Kızlarım hadi kalkın artık. Kalkın da sizlerin intikamınızı nasıl aldığımızı görün. Kızanlarına dört nöbetçi bırakarak buraya gelin emrini verdi. Gelenlere,

Ateşe odun atın da ışık güçlensin. Bu adam kimmiş bir görelim. Hemen ateşe odunlar atıldı. Parlayan ateşin ışığında yüzünü iyice gördüğü adam, Kosti’nin tarifine uyuyordu.

Kimsin sen?

Hristo

Yalan söyleme, sen Kosti’sin.

Yok bre efemu eğo Hristo’me ( ben Hristo’yum)

Harmandalı’lı Mehmet’ler bakın bu adama. Bu adamı tanıyor musunuz.

Saklandığımız yerden tam göremedim ama, köye saldıranların başındaki adama benziyor bu adam.

Be adam senin bu yaptığın eşkiyaya yakışır mı. Utanmıyor musun adını gizlemeye.

Bağisla canimi be efem. Dogri bildin ben Kosti’yim. Mustafa efe,

Sen bu güne kadar kimseyi affettin mi? Hem de soyduğun günahsız insanları acımadan öldürdün. Şimdi de benden utanmadan af diliyorsun.

Haklisin be efe, çok kusur ettik. Yalvariyorum sana, elini ayağını öpeyim. Buyuklük goster, bagisle. beni.

Seni yargılamaya bile gerek görmüyorum. Aslında seni bir ağaca bağlayıp taksit taksit öldürmem gerekir ama, ne yazık ki buna vaktim yok diyerek tabancasını çekip başına nişan aldı ve tetiği çekti. Silah sesine pof diye bir ses karıştı. Kosti cansız yere düştü. Yıllarca çevresine ölüm kusan eşkiyanın yaşamı beynini parçalayan tek bir kurşunla sona ermişti. Kızanlarından birine işaret etti, kafasını kes diye. Kızan çevik bir hareketle palasını çekip cesedin üzerine çöktü. Ustaca bir darbeyle kafayı gövdeden ayırdı. Kafayı bir çuvala sardılar. Adaş Mehmet’lere,

Alın bu pisliğin kafasını köyünüze götürün. Eşkiyalığın sonunu köyünüzdeki her kes görsün. Biz Beydağ’a çekileceğiz. Bu civardaki eşkiyaları temizlemeden buradan ayrılmayacağız..Köyünüzün güvenilir adamları bize bolca peksimet hazırlasınlar. Bulabildiğiniz kadar tuz, şeker, çay, ve kahve alın. Peksimetlerin hazırlanması uzun sürer. Menemen’e gidin, Koca Veli Efeyi bulun. Bize bula bildiği kadar cephane bulsun. Daha sonra biriniz köye dönüp erzakları alıp gelsin. Diğerinizde cephaneyi alıp gelir. Cephaneyi selamete çıkarıncaya kadar Koca Veli Efe sana gereken yardımı yapacaktır. O eski kurttur. Bu işleri iyi bilir. İkisine de iki büyük kese verdiler. Keselerden biri erzaklar için. Diğerinin bir kısmını ailene verirsin. Kalanını köyünüzün fakirlerine dağıttırırsın. Öbür Mehmet, sende kesenin birini ailene bırak. Kendilerine yeterli olanı alıp kalanını dağıtsınlar. Diğer keseyi Koca Veli Efeye verirsin. İkiniz de ailelerinizle helallaşın. Madem bize katılıyorsunuz, ailelerinizle helallaşmalısınız. Eşkiyalık bu. Kör bir kurşun her şeyin sonu olur. Bu arada iyi düşünün. Verdiğim görevi tamamladığınızda, dilerseniz köyünüze geri dönersiniz. İkisi birden,

Aman efem, geri dönmek mi? Allah yazdıysa bozsun. Biz artık sizin köleniz. Öl dediğin yerde ölürüz. Hemen efenin önünde diz çöktüler. Efe kalkın diye işaret etti. Efenin iki elini öptükten sonra Mustafa efeye kızan olmanın gururuyla, kesik başı keseleri alarak, iki kadını da yanlarına katarak hızla uzaklaştılar. Efe arkalarından uzun uzun baktı. Sağlam delikanlılar diye mırıldandı. Adamlarına,

Bu heriflerin üstlerini arayın. Bulduklarınızı bir çuvala koyun. Daha sonra sahiplerine göndeririz. Bunları gömmeye de gerek yok. Kurtlar, domuzlar bu işi hallederler. Üst araması bitince mavzer, mermi, el bombası ve tabancaları topladıktan sonra  Beydağı’na doğru harekete geçtiler.

***

Mehmetler köye vardıklarında gün iyice ağarmıştı. Önce kadınları evlerine bıraktılar. Sonra da doğruca evlerine giderek para keselerini bıraktılar. Oradan da köy kahvesine gittiler. Kahvede ayakta duracak yer yoktu. Belli ki gece yaşadıklarının korkusuyla köyün tüm erkekleri kahvehanelerde toplanmışlardı. Mehmet’lerin içeri girmeleriyle büyük bir gürültü koptu. Kahvehanedekiler,

Hainler geldiler, hainler geldiler diye bağırıyorlardı. Mehmet’ler kalabalığı zorlukla yararak muhtarın oturduğu masaya ulaştılar. Çuvalı masanın üzerine koyarak, muhtardan açmasını istediler. Muhtar merakla çuvalı açtı. Kanlı kesik başı görünce korkuyla irkildi.

Bu ne böyle, neden getirdiniz bunu bana?

İyi bak muhtar amca, bu kelle gece köyümüzü basan eşkiyaların başı değil mi? Muhtar dikkatle kelleye baktı. Şaşkınlık içinde bağırdı.

Nereden buldunuz bunu. Doğru, bu kelle o eşkıya başının kellesi.

Bir yerden bulmadık muhtar amca. Onu size Mustafa Efemiz armağan olarak gönderdi. Onun cesediyle tam atmış iki eşkiyanın ceseti var dağda. Köyümüzü basan eşkiyaların bir tekini bile sağ bırakmadı. Muhtarın kulağına eğilip,

Muhtar amca, seninle köy odasına gidip konuşalım. Ola ki hainler vardır aramızda. Herkesin konuştuklarımızı duyması iyi olmaz. Muhtar ayağa kalkıp,

Hadi gidelim dedi. Muhtarla Mehmet’lerin kahveden çıktıklarını görenler peşlerine takılmak istediler. Hepsi büyük bir merak içindeydiler. Muhtar peşlerinden gelenlere,

Hadi bakayım dönün geriye, az sonra gelip ne olup bittiğini size anlatırım diye bağırdı. Gelenler çaresiz geriye döndüler. Köy odasına girdiklerinde heyecanla anlatmaya başladılar. Muhtar,

Şu işi tek tek anlatın da ne olup bittiğini anlayayım. Yaşça büyük olan Mehmet büyük bir heyecanla gördüklerinin tümünü anlattı.

Mustafa Efenin namını çok duymuştum ama bu kadar yaman olduğunu bilmiyordum. Bu kez küçük Mehmet girdi söze.

Efemizin köyümüzden isteği var.

Ne istiyor köyümüzden?

Bolca peksimet, kahve, çay ve şeker. Bunları sağlamak için çokça da para gönderdi bizimle. Artanını köylümüze dağıtsın dedi.

Paraya ne gerek var evlatlarım. Köylümüz canı gönülden karşılar bu istediklerini.

Efemiz öyle emretti muhtar amca. Biz gidip evimizde bırakıp geldiğimiz paraları alıp gelelim. Sen muhtaçları bizden iyi bilirsin. Koşarak evlerine gittiler. Keselerden birini açıp içinden bir miktar alıp annelerine verdiler. Kalan paralar ile açılmamış keseleri koyunlarına yerleştirdiler. Köy odasına döndüklerinde Küçük Mehmet koynuna sakladığı iki keseyi de muhtarın önüne koydu. Büyük Mehmet’te torbalardan açmış olduğunu koydu muhtarın önüne. Açık olan torbalardaki paralar köylümüze dağıtılacak. Bu kapalı olanla da efemize erzak alınacak. Para artacak olursa, kalan para da dağıtılacak köylümüze. Muhtar keselerdeki paraları masanın üstüne boşalttığında, az daha dilini yutacaktı. Hayatında bu kadar çok para görmemişti.

Yahu efeniz ne kadar çok para göndermiş böyle. Bu paralarla değil erzak, köyü bile satın alır.

Muhtar amca, bir kese para daha var. Onunla da efemize cephane alınacak dedi büyük Mehmet. Ben şimdi Menemen’e gidip efemizin adamını bulup keseyi vereyim ona. Muhtar Mehmet’in sevinç fışkıran gözlerine dikti gözlerini. Sevgi dolu bir sesle,

Allah bahtını açık etsin evlat. Efenize de her daim utku ihsan eylesin. Küçük Mehmet onunla beraber gitmeye davranınca Muhtar,

Sen burada kal evladım. İkinize birden bir hal olursa, biz nasıl ulaşırız efemize. Hem de dikkat çeker ikinizin birden gitmesi. Büyük Mehmet Menemen’e gitmek için hemen yola koyuldu. Üç saatlik yolu iki saatte kat ederek ulaştı Menemen’e. Çarşıya ulaştığında, yaşlı bir adama Dadayeri’nin kahvesini sordu. Adam eliyle karşıyı işaret etti.

Na more işte karşisideki kafe. Ne yapazasin orada.

Ben Koca Veli Efeyi arıyorum.

Koca Veli Efeyi cel benımla cöstereyim sana. Belli ki adam Girit göçmenlerindendi. Mehmet buna çok sevinmişti. Zira efesinin şivesi de aynı bu adam gibiydi. Kahvehaneye girdiler. Yaşlı adam gür bir sesle,

Selamün aleyçüm diye bağırdı. Kahvedekiler hep birlikte

Aleyçüm selam dediler. İhtiyar oldukça iri bir adama,

Morisi  Velara, ksanse epaye, tutoses esena jirevi. (ülen Koca Veli bu seni arıyor.) İri adam,

İda helete more Mollasan. ( Ne istiyorsunuz be Molla Hasan)

Kateho eğo. (biliyor muyum ben) Na milisete. (konuşun) Koca Veli efe Mehmet’e

Cel more otur burda. Söyle bana ne istiyor sen? Mehmet, efenin kulağına eğilip,

Beni Mustafa Efe gönderdi size. Size bir emaneti var. Efe hemen ayağa kalktı. Kahvehanede oturanları dikkatle inceledi.

Cel benimle deyip kahvehanenin dip tarafına yürüdü. Mehmet’te peşinden gitti. En dipteki masaya oturdular. Efe,

Mustafa ne zaman celdi bu tarafa.

Çok yakın bir zamanda gelmişler. Gece Kosti’nin çetesini kıstırdık. Çatışma bile olmadan hepsini öldürdük. Tam atmış iki kişiydiler.

Yapar bizim Mustafa. Çok kurnaz o çerata. (Kerata) Mehmet bedenini kahvehanedekilere siper ederek koynundaki keseyi çıkarıp efeye verdi. Efe keseyi alıp koynuna yerleştirdi.

Efemin selamı var. Ne kadar cephane bulursa hepsini göndersin dedi. Ben onları efeme götüreceğim.

Ben hazirladim ona sok şey. Kahvecinin getirdiği çayları içtikten sonra kalktılar. Yaşından ve koca gövdesinden umulmadık bir hızla yürüdüler. Mehmet ona yetişe bilmek için koşarcasına yürüyordu. Bir hana girdiler. Hancıya

Çabuk more uç at hazirla bana. İçisi semerli, biri eyerli olsin. Samanlığa girdiler. Samanları bir hayli eştikten sonra, aradıkları çuvalları buldular. Hancı atların hazırlandığını bildirdi. Hancı semerlere köfünler bağlamıştı. Çuvalları köfünlere yerleştirdiler. Hafif gelen tarafları taşlarla dengelediler. Üzerlerini de samanla örttüler. Mehmet iki atı yedeğine alarak handan çıktı. Koca Veli Efede eyerli atı dışarı çıkarıp üstüne bindi. En kısa yoldan ovaya çıktılar. Şehirden iyice uzaklaştıktan sonra yönlerini Yamanlar dağına çevirdiler. Ormanın içinde bir hayli ilerlediler. Veli efe,

Attan inip atın dizginini Mehmet’e uzattı.

Sen buradan sonra bilirsin yolu. Efeye selam söyleyesin. Çok ozledum oni. Yaçinda coruşuruz inşalla. Mehmet Efenin elini öperek efenin indiği ata bindi.

Hoşça kal efem diyerek atları dehledi. Atların bu yolda defalarca cephane taşıdıkları belliydi. Zira yola çok iyi uyum sağlamışlardı. Bir su başında kısa bir mola verdi. Atları suladı. İçi arpa dolu torbaları boyunlarına astı. Eyerli atta ikinci bir torba vardı. Torbayı aldı. İçinde ekmek peynir ve helva vardı. Yiyeceklerin altında, hayatında görmediği güzellikte iki tabanca ve mermiler vardı. Ay ışığında inceledi tabancaları. İkisi de doluydu ve namlularına kurşun sürülüydü. Tabancaları beline soktu. Tabancalar yüreğindeki tüm korkuları söküp atmıştı.Karşısına koca bir çete bile çıksa, tümünü hallede bilirim diye düşündü. Karagöl’e ulaştığında yine mola verdi. Atlar oldukça yorulmuşlar ve terlemişlerdi. Ah bende efe olabilsem, benim de kızanlarım olsaydı. İndirirdik atların üstündeki yükü. İyice dinlendikten sonra tekrar sarardık diye düşündü.

Ayak sesleri duyar gibi oldu. Büyük bir korkuyla sarsıldı. Kendisi için korkmuyordu. Onun korkusu taşıdığı cephane içindi. Tabancaları çekip kalın gövdeli bir çam ağacını siper etti kendine. Parmakları iki tabancanın tetiklerinde beklemeye başladı. Bir ses duydu. Dikkatle dinledi. Biri,

Mehmet, meraklanma, biziz. Mustafa Efenin kızanları.

Mehmet ne olur ne olmaz diye parmaklarını tetiklerden ayırmadan seslendi.

Tamam duydum sizi. Hadi çıkın ortaya. Gelenler dört kişiydiler. Ay ışığında bile tanımıştı gelenleri. Hemen atların yüklerini indirdiler.

Öteki Mehmet gelene kadar iyice dinlensin atlar dediler. Topluca oturmaktansa her biri ayrı ağaçların gövdelerine dayanarak beklemeye başladılar.

***

Muhtar, köylülere hemen ekmek yapmalarını söyledi. Ekmeklerin peksimete dönüştürülüp kendilerini soyanların tümünü öldüren Mustafa Efeye gönderileceğini öğrenen köylüler, hemen evlerine gittiler. Kadınlar un eleyip hamur kararlarken, erkekler fırınları yaktılar. Unu olmayanlara, unu olanlar un verdiler. Muhtar önce bakkallardan şeker, çay, kahve ve tuz satın alıp bedellerini hemen ödedi. Kalan paranın bir kısmını ileride gereke bilir diye ayırdı. Kalanını köyün dar gelirlilerine dağıttı.

Pişirilen ekmekler keskin bıçaklarla doğranıp temiz çarşaflar üzerine serildi. Fırınlar tekrar kızdırıldı. Kurutulan ekmekler tekrar fırınlara konuldu. Peksimetler fırınlardan çıkarılıp soğutulduktan sonra çuvallara dolduruldu. Karanlık bastığında erzak ve peksimet çuvalları beş ata yüklenildi. Beş atın iki tarafına   gençler sıralandılar. Boşta kalan üç gence köylerinde bula bildikleri üç filintayı verdiler. Erzak kervanını uğurlamaya gelen kalabalığa muhtar,

Hadi dağılın, köyü boş bırakmaya gelmez dedi. Kalabalık hızla dağıldı.

***

On dört kişi ve beş attan oluşan ekip hızla ormana doğru ilerlemeye başladı. Orman içerisindeki patika yollar ekibe rehber oldu. Mola vermeden üç saatte Kargöl’e vardılar. Karagöl kıyısındaki düzlüğe inerken efenin adamları karşıladı gelenleri. Hep beraber düzlükte beklemekte olan ekibin yanına gittiler. Bir saatlik moladan sonra Beydağ’a doğru yola çıktılar. Mustafa Efe çetesi karargahını arkadan kuşatılması olasılığı olmayan bir yere kurmuştu. Cepheden yapılacak bir saldırıda saldıranların başarı şansı hiç yoktu. Gelenler sıra ile efenin elini öptüler. Efe, Aferin dedi gençlere. Verdiğim görevi çok iyi başardınız. Hele karnınızı iyice doyurun, sonrada bu temiz dağ havasında güzel bir uyku çekersiniz. Köyünüze yarın dönersiniz. Gençler bir ağızdan bağırdılar.

Efem biz geri dönmek için gelmedik. Biz size katılmak için geldik.

Çocuklar daha çok gençsiniz. Çetecilikte çok deneyimli olmak gerekir.

Sizin gibi bir efenin yanında deneyim kazanmak kolay efem. Biz buraya ölmeye geldik. Rumun dayağıyla işkencesiyle ölmektense çarpışarak ölmeyi yeğleriz. Efe gençlerin bu sözlerinden çok duygulandı.

Tamam gençler öleceksek hep beraber öleceğiz. Bu Rumları ülkemizden kovuncaya kadar  ölmek haram olsun bizlere. Gençlerle birlikte kızanlarda alkışladılar efenin sözlerini. Ateşin üzerindeki kuzu nar gibi kızarmıştı. Etin kokusu ciğerlerine dolduğunda açlıkları geldi akıllarına. Yere yayılan sofra bezlerinin etrafına çöktüler. Efe haydi bismillah demesiyle önlerine konan yiyecekleri yemeye başladılar. Efe yemek dağıtan kızana,

Nöbetteki arkadaşlara et ayırmayı unutma dedi. Kızan,

Unutur muyum efem, önce onların paylarını ayırdım. Karınları doyan dört kızan nöbetteki arkadaşlarının yerine nöbet tutmaya gittiler. Gece sakin geçti. Sabah gün doğmadan kalktılar. Kahvaltıdan sonra Mustafa Efe yeni gelenlere,

Şu keferelerden elimize geçen silahlardan kendinize birer mavzer ve birer de tabanca seçin. Tüm silahları temizledikten sonra, fazla olanları yağlayıp saklayacağız. Bu işler bitince silahlı eğitime başlayacağız. Çete savaşlarında iyi silah kullanmanın yanında, düşmana en ölümcül baskın nasıl planlanır ve uygulanır. Baskına uğramamak için nelere dikkat etmek gerekir. Bulunduğumuz yeri dikkatle inceleyin. Arkamızda çıkılması olasılığı olmayan ola bildiğince sarp kayalar. Önümüzde bize siper olacak kayalar var. Bizim siper alacağımız kayaların ötesinde çukursuz ve kayasız bir düzlük. Burada bize kim saldırsa ölümün üzerine körü körüne yürüyor deriz onlara. Tümünü suya inmiş keklik gibi avlarız. Hem de tek kayıp vermeden. Böyle bir ortamda düşman sizi kayalığın dışına çekmek için bazı taktikler uygular. Küfür ederler, erkeksen bulunduğun yerden çık diye bağırırlar. Erkeklik aptalca ölmek değildir. En iyi savaş, düşmana kullandığı silahı kullanmaktır. Bırakın düşmanınız erkeklik taslasın. Erkekliğini kanıtlamak için daha ayağa kalkmadan başı görünür görünmez çakın kurşunu. Hem de alnının tam ortasına. Zafer aptalca ölmek değildir. Zafer hayatta kalmayı başarmaktadır.Dağların kanununda korkunun ve paniğin yeri yoktur. Ölümcül bir şekilde kıstırıldığınızda, ölümü aklınıza getirmeyeceksiniz. Aklınızda tek bir şey olacak. Ölmeden önce ne kadar düşman öldürürsem kardır. Dayanma yürekliliğini gösterenlere çoğu kez şans güler. Her şeyin bittiğini zannettiğiniz bir anda mucizeler gerçekleşir. Düşmanlarınızın mermisi biter, umulmadık bir anda dost bir çete yetişir yardımınıza. Kaçmaya kalkarsanız sırtınızdan vurulur, şerefsizce ölürsünüz Kaçmaya kalkışanı düşmanımızdan önce biz vururuz. Eşkiyalık kanununda kaçmaya kalkışana af yoktur. Yeni gelenler önümüzdeki çatışmalarda geri hizmette görev alacaklardır. Sürünerek ve çok sessiz  hedefe yaklaşmakta, atıcılıkta ve siperleri başarıyla kullana bilme ustalığını kazananlar, daha sonraki çatışmalarda cephede görev ala bileceklerdir. Yeni gelenlerle birlikte eskilerde can kulağıyla dinlediler efelerini.

Efe sözlerini bitirir bitirmez, yeni gelenler düşmanlarından ele geçirilen silahları teker teker inceleyip ellerine yatkın olanları seçtiler.Önce kendilerine ayırdıklarını, sonrada kalanları ustaların öğrettiği şekilde dikkatle temizlediler.Boşta kalanları yağa bulayarak çuvallara sardılar. Götürüp dışarıdan pek seçilmeyen bir mağaraya gizlediler. Daha sonra gez, göz ve arpacık eğitimine başladılar. Silah omuza nasıl dayanır? Yeni mermi namluya nasıl sürülür?. Tüm bunlar iyice öğrenildikten sonra hedeflere atış talimi başlatıldı. On gün aralıksız sürdü eğitimleri. Yerlerde sürünmekten dizleri, dirsekleri nasır tuttu yeni gelenlerin. Mustafa Efe yeni kızanlarını çok beğendi. Doğrusu tümü de sıkı gençlerdi. On birinci gün sabah kahvaltısından sonra eğitime hazırlanan gençlere efe,

Arkadaşlar, çeteciliğin ve dağda yaşama koşullarının ne denli zor olduğunu yaşayarak öğrendiniz. İçinizde bu işe girdiğine pişman olan varsa hemen evlerine döne bilirler. Gençler firesiz bağırdılar,

Ölürüz de dönmeyiz efem.

Sağ olun delikanlılar. Ben de sizin gibi sıkı delikanlılardan bunu bekliyordum. Aranızdan beş kişi ayrılsın. Bu arkadaşlar, sizin köylülerinizden gasp edilenleri ve atları geri götürecekler. Geri dönerlerken mümkün olduğu kadar erzak erzak satın alıp gelecekler. Aralarından beş kişi seçtiler. Efe bu beş genci yanına çağırdı.

Muhtarınıza selamımı iletin. Verdiğim parayı verin muhtara. Bize erzak taşıyan atları sahipleri satmak isterlerse satın alsın. Bula bilirse bir o kadar daha satın alsın. Satın alınan erzakları atlara yükleyip getirirsiniz. Ayrıca köyünüzden ve çevre köylerden haber derlesin bize. Gençler köylerinden getirdikleri atları hemen hazırladılar. Köylülerinden gasp edilen para ve mücevherleri heybelere yerleştirip yola çıktılar. Köye öğle sıcağının en yoğun olduğu bir saatte ulaştılar. Doğruca köyün dışında kalan Durmuş Ağanın hayvan çiftliğine gittiler. Ahırın uzun zamandan  beri boş olduğunu biliyorlardı. İple bağlı kapıyı açarak içeri girdiler. Ekibin başı Küçük Mehmet’ti. Mehmet,

Haydi arkadaşlar, önce emanetleri şu saman artıklarının altına saklayalım dedi. Arkadaşlarından biri,

Saklamaya ne gerek var dedi. Nasıl olsa az sonra muhtara teslim edeceğiz.

Efemiz ne öğretti bize? Buluttan bile nem kapacaksınız. Su uyur düşman uyumaz demedi mi bize. On bir gün oldu köyümüzden ayrılalı. Ya şu anda köyde düşman askerleri varsa?. Siz emanetleri iyice saklayın. Elleriniz tetikte olsun ben dönünceye kadar.  Mehmet mavzerini arkadaşlarına bırakarak ahırdan ayrıldı. Ortalıkta tek bir insan görünmüyordu. Doğruca köy odasına gitmeyi sakıncalı bulduğundan, köyün dış tarafında kalan kaygılıların Hasan ağanın evinin bahçe kapısını açarak içeri girdi. Bahçe içerisindeki evin kapısını yavaşça çaldı. Hanımı Fatma teyze kapıyı hafifçe aralayarak gelenin kim olduğuna baktı. Karşısında Mehmet’i görünce sevinçle kapıyı açıp Mehmet’in boynuna sarılarak yanaklarından öpmeye başladı.

Mehmet’im oğlum, bir tanem benim. Geldin demek. Seni Hasan amcan da ben de o kadar çok merak ettik ki.

Esas biz sizi merak ediyoruz Fatma teyze. Her zaman aklımız köyümüzde. O namussuzlar tekrar köye baskın yaparlar mı diye uykularımız kaçıyor.

Yok oğlum o namussuzlar bir daha kolay beri köyümüze gelemezler. Efeniz öyle nam salmış ki, kolay beri bu köye yan bile bakamazlar.

Öyle deme Fatma teyze. Su uyur düşman uyumaz derler. Biz muhtar amcaya emanetler getirdik. Ne olur ne olmaz diye, doğruca köy odasına gitmedim.

İyi etmişsin oğlum. Çok akıllı davranmışsın. Muhtar bu saatte evindedir. Öğle sıcağında her kes evine çekiliyor. Zaten erkeklerin çoğu ovada. Ben gideyim muhtarı buraya çağırayım. Sen ortalıkta görünmesen iyi olur. Fatma teyze hemen evden çıkıp muhtarın evine gitti. Avlu kapısını açıp içeri girdi. Bahçe içindeki evin kapısını çaldı. Kapıyı muhtarın karısı açtı. Buyur Fatma teyze, hoş geldin diyerek içeri buyur etti.

Muhtar ağa evde mi?

Evde evde, buyur gel içeri. Fatma teyze yemenilerini ayağından çıkarıp içeri girdi. Muhtar odada yoktu. Merakla sordu.

Hani muhtar nerede.

Nerede olacak yatak odasında uyuyor. Ne yapsın garip? Yunan askerleri sabaha kadar sorgulamışlar garibi. Mustafa efeyi, nerede buluruz, nerede saklanıyor diye. Eğer onu köyünüzde saklıyorsanız köyünüzün tüm insanlarını kurşuna dizerim diye tehdit etmiş. O da buyur gel, hangi evde isterseniz arama yapın. Size niye yalan söyleyeyim demiş. On kadar evde arama yapmışlar. Bir şey bulamayınca sabaha karşı çekip gitmişler. Çok lafladık. Hele bir bakayım. Daha uyanmadıysa uyandırayım. Hemen yan odaya geçip kocasına seslendi.

Hadi kalk artık. Hasan ağanın Fatma seni görmeye gelmiş.

Fatma mı, ne istiyormuş?

Ne bileyim ben. Çok önemli olduğunu söyledi.

Hayırdır inşallah deyip kalktı ve hızla giyindi. Odaya girer girmez merakla sordu?

Hayrola Fatma bacı, seni bu saatte hangi rüzgar attı. Nedir istediğin.

Bizim Mehmet geldi. Ne olur ne olmaz diye, köy odasına gitmeyip bize geldi. Ben de bırakmadım onu. Önce muhtarımıza ben gideyim dedim.

İyi etmişsiniz, akıllı davranmışsınız. Hadi sen git, az sonra ben gelirim. Onun ortalarda görünmesi doğru olmaz. Fatma teyze evine döndüğünde Mehmet’e

Muhtar evden ayrılmamanı söyledi. Az sonra gelecek buraya. Muhtar açık kapıdan sessizce içeriye girdi. Mehmet’in boynuna sarıldı.

Oğlum benim, kahramanım benim. Şükür Allahıma. Seni yine gösterdi bana.  Hele gel oturalım şöyle. Yere serilmiş şiltelere oturdular. Fatma teyze mutfağa kahve pişirmeye gitti. Muhtar,

Aferin oğlum Mehmet. Tedbirli olmana çok sevindim. O namussuz kefere askerler bütün gece buradaydılar. On kadar evde arama yaptılar. Mustafa efenin köyümüzde saklandığından şüphelenmişler. Bereket zulüm etmediler. Eeee de bakalım şimdi efemizden ne haber.

Efemiz çok selam ediyor. Eşkiyaların köyümüzden gasp ettiklerinin tümünü gönderdi sahiplerine dağıtasın diye. Ayrıca koca bir kese para gönderdi. Bize on kadar at sağlasın  Bula bildiği kadar da erzak satın alsın. Sakın bedelini ödemeden kimseden bir şey almasın. Ayrıca kulaklarını delik tutsunlar. Duyduklarını bize iletsinler diyor.  Bolca peksimet istiyor. Mümkün olursa arada bir taze ekmek gönderirse bizi memnun eder diyor. Ben arkadaşlarımı köyümüzün dışındaki Durmuş ağanın  damına sakladım. Ne olur ne olmaz diye getirdiklerimizin tümünü samanların altına saklattım. Bana ve arkadaşlarıma bir şey olursa oradan alırsınız.

Aman oğlum ağzından yel alsın. Sende bu tedbirlilik varken size bir şey olmaz. Etrafı iyi bir kolaçan edeyim. Ondan sonra çıkar, Durmuş ağanın damına gideriz,. Muhtar dışarı çıkıp etrafa bakındı. Ortada olağan dışı bir durum yoktu. Hızla yürüdüler. Dama girdiklerinde, köyünün delikanlıları elleri tetikte karşıladılar. Tek tek sarılıp öptü delikanlıları. Sırtlarını sıvazladı.

Aferin evlatlarım. Hep böyle tetikte bulunun. Siz bu atlarla geri dönün. Ben efemizin tüm siparişlerini bu gece ve yarın hazırlar, satın alacağım atlarla gönderirim. Biz buluşacağınız yeri kavilleşelim.

En münasip yer aç öldüren suyunun başı. Biz orada karşılarız gelenleri.

Hadi evlatlarım, siz teker, teker ayrı yollardan ormana girin. Kimse kuşkulanmasın. Ben gece emanetleri buradan aldırır dağıtırım köylümüze. Efenize
selamım söyleyin. Kosti eşkiyalarının tümünü katletmesi, Rumlarda çok büyük korku yarattı. Sokağa çıkacak cesaretleri kalmadı keferelerin. Yine de her hangi bir duyum alırsam efemizi hemen haberdar ederim.Hadi benden eyvallah. Allah yolunuzu, bahtınızı açık etsin. Delikanlıları tek tek öperek vedalaştı.

Gençler aralıklı olarak Durmuş ağanın damından çıkıp ormanın içinde kayboldular. Az sonra Karagöl’e giden patika yolda bir araya gelip yola devam ettiler. Yol kenarında kanlar içinde yatan bir çobanla karşılaştılar. Mehmet atından aşağıya atlayıp çobanın yanına gitti. Çobanda hiçbir hayat belirtisi yoktu. Nabzına baktı. Nabız atmıyordu. Oysa tuttuğu bilek halen sıcaktı. Belli ki öldürülmesi yeniydi. Arkadaşlarına baktı. Bakışları ne yapalım der gibiydi. Bekir oğlu Osman,

Mehmet kardeş ne duruyoruz. Hemen düşelim yapanların peşine.

Ya efemiz ne der bu işe?

Ne diyecek bize. Efemiz bize onca emek verdi boşuna mı. Diğer arkadaşlarına dönüp sordu?

Neyliyelim arkadaşlar? Yolumuza devam mı edelim, yoksa bu garibi öldürenlerin peşine mi düşelim. Diğerleri,

Eğer bizler yiğitsek bu garibin kanını yerde komamamız gerekir. Mehmet atını yedeğine alarak ormanın sık bir kesimine yürüdü. Arkadaşları da atlarından inip Mehmet’in peşinden gittiler. Atlarını ağaçlara bağladılar. Mehmet,

Hadi arkadaşlar vakit öç vaktidir. Efemizin bize öğrettiği gibi yapacağız. Çok sinsice yaklaşacağız o namussuzlara. Atış menziline girdikte, ilk beşini sereceğiz yere. Aman hepimiz aynı adama ateş etmeyelim. Beşimizin kurşunu beş adamı nallamalı. İz sürerekten orman içinde hızla yol almaya başladılar. Mehmet,

Arkadaşlar koyun milleti bu çepelde çok yavaş yol alır. Her an o namussuzları karşımızda buluruz. Çok sessiz ilerleyelim. Orman içindeki ilerlemeleri henüz yirmi dakika olmuştu. Koyunların meleme sesleri net olarak duyulmaya başlamıştı. Mehmet,

Arkadaşlar,Eşkiyalara yarım ay düzeninde yanaşacağız. Sayıca bizden çok üstünlerse, efemizden yardım isteyeceğiz. Sayıları iki katımız kadar ise vuruşacağız. Nasıl olsa ilk elde beşini nallayacağız. Kalanı teke tek ve ya bizden az kalırlar. Çabamız onların ateş etmelerine fırsat tanımamak olacaktır. Biri birlerine şans dileyerek yarım ay oluşturacak şekilde açılarak ilerlemeyi sürdürdüler. Eşkiyalara iyice yaklaştıklarında, ellerinden geldiğince sessiz ilerlemelerini sürdürdüler. Atış menziline girdikleri halde ilerlemeyi sürdürdüler. Hedefe tam isabet vura bilecekleri mesafeye ulaşıldığında durdular. Kendi sıralarına denk gelenlere nişan aldılar. Mehmet’in işaretiyle beş silah birden patladı. Görünürdeki sekiz kişiden beşi gık demeden yere serildi. Kalan üç kişi kaçmakla silaha davranmak arasında bocalarken beş silah yine ateş kustu. Üçü de yere serildi. Yarım ayı genişleterek sürünün önünü kestiler. Ölenlerden başka kimse var mıdır diye etrafı iyice kolaçan ettiler. Başka bir eşkıya belirtisi yoktu. Sürüyü geldiği yöne çevirdiler. Yerde yatanları tek tek kontrol ettiler.Tek bir canlı yoktu içlerinde. Üstlerindeki paraları ve kütüklükleri toplayıp kendi sırt çantalarına doldurdular. Silahları da topladılar ve hızla atları bıraktıkları yere ilerlediler. Mehmet,

Koyunlarla ilgilenmeye gerek yok dedi. Onlar kendi izlerini sürerek ağıllarına dönerler dedi. Atlar bağladıkları yerde duruyorlardı. Sahiplerinin geri döndüklerini görünce keyifle kişnemeye başladılar. Atları çözdüler. Yedekleyerek sık alandan patika yola çıktılar. Hemen atlara binerek Beydağ’a doğru sürdüler. Beydağ’a varınca doğruca Mustafa Efenin yanına gittiler. Efe gelenlere,

Hoş geldiniz, köyden haberler iyi mi diye sordu.

Köyümüze Yunan askerleri gelip on kadar evde sizi aramışlar. Köyde bulunmadığınıza karar vererek ayrılmışlar. Muhtara emanetleri teslim ettik. Muhtar bu atları bize verdiğini ve yeni alacağı atlarla siparişlerinizi yarın gece göndereceğini söyledi.

Bu silahlar ne böyle, bunları da muhtar mı gönderdi.

Yok efem dedi Mehmet ve sekiz eşkiyayı nasıl hakladıklarını anlattı. Efe

Bravo size, yeni olduğunuz halde iyi iş başarmışsınız. İyi ki bir hata yapıp canınızdan olmadınız.

Hata yapar mıyız efem. Siz ne önerdiyseniz aynen uyguladık. İlk atışta beşini, ikinci atışta kalan üçünü geberttik. Çok acemiymişler. Kendilerini yere atıp ateş açacaklarına donup kaldılar kefereler. Çok kolay oldu onları nallamamız.

Başka bir şey söyledi mi muhtar.

Yok efem başka bir şey söylemedi.

Yorulmuşsunuzdur, hadi gidin istirahat edin

Baş üstüne efem diyerek ayrıldılar.

***

Günler, tüm Rum eşkiyalarının kökü kazınmış gibi olaysız geçiyordu. Belki de peş peşe verdikleri kayıplar Rumları korkutmuştu. Askerlerin neredeyse tümü Anadolu’yu işgal için görevlendirilmiş olması, Türk’leri sindirme görevi yerli Rumlardan oluşan eşkiyalara kalmıştı. Onlarda çıkar çatışmaları nedeniyle bir araya gelip vurucu bir güç oluşturamıyorlardı. Onlar için en kolay kazanç yolu Türk köylerini basıp köylüleri soymak ve savunmasız, silahsız köylüleri öldürmekti. Mustafa Efe çetesini yok etmek için görevlendirenler, Mustafa Efe çetesini dağın zirvesinde aramaktansa, dağın eteklerindeki ormanlarda dolaşıp

Yok, kaçmışlar. Tüm aramalarımız boşuna çıktı diye rapor etmeyi yeğliyorlardı. Günlerdir Mustafa Efeyle karşılaşılmaması bazı Rum eşkiyaları cesaretlendirmişti.Gediz ötesi köylülerin damlarına yaptıkları baskınlarda çok sayıda büyük ve küçük baş hayvan ele geçirmeleri Rum eşkıyalara yeni soygunlara girişme cesareti kazandırmıştı. İlk baskın hemen iletildi Mustafa efeye. Efe zeybeklerine

Hazırlanın bakalım. Bu gece seferimiz var. Nereye diye soran bile olmadı. Tüm silahlar her an ateşe hazır hale getirildiler. Bombacı bombalarını dikkatle torbasına yerleştirdi. Gece hava kararır kararmaz yola çıktılar.Değirmen dere kıyısını takip ederek Gediz’e ulaştılar.Dumanlı dağ  köylülerine Menemen’e kestirmeden ulaşmayı sağlayan salın yanına vardıklarında Salı bulundukları yakaya çektiler. Efe on beş zeybeği salla karşı tarafa gönderdi. İki gurup ta salla karşıya geçecekleri tam isabet vura bilecek şekilde kum tümseklerinin arkasına gizlendiler.  Az sonra kalabalık bir gurubun sala geldiklerini gördüler. Nefesler tutuldu, parmaklar tetikte bir bekleyiş başladı. Rumlar az sonra ele geçirecekleri servetin keyfini şimdiden yaşıyorlardı. Sessiz davranmaya gerek bile görmüyorlardı. Hepsi salın içine dolunca ipi çekip karşı kenara hareket ettiler. Irmağın ortasına geldiklerinde korkunç bir cayırtı koptu. Sıkışıklık yüzünden silaha bile davranma fırsatı bulamadılar.Vurulanlar ilk vurulanların üzerlerine düştüler. Zeybekler Salı kenara çektiler. Ölüleri tek tek sahile çıkardılar. Üstlerinde bulduklarını ve mermileri torbalara doldurdular. Silahlarını da alıp Beydağ’daki üslerine geri döndüler.

***

Rum yönetimi Rumların üst üste verdikleri kayıplar nedeniyle büyük bir şaşkınlık içine düştüler. Kimdi bu Mustafa Efe? Bildikleri tek şey onun bir Girit göçmeni olduğuydu. Bir başka Giritli de Söke ve çevresindeki Rumlara kan kusturuyordu. Halazari Cafer Efe (bozguncu) Mustafa Efe de Menemen ve çevresindeki Rumların baş belası olmuştu. Ne yapıp edip bu iki belayı ortadan kaldırmaları gerekiyordu. Mustafa Efeye karşı girişilecek saldırı için gönüllü toplamaya başladılar. Baş vuranların sayısı iki yüzü buldu. Yöneticiler bu büyük güç karşısında tutunamayacağına karar vererek harekete geçtiler. Üç koldan Karagöl’e doğru ilerlediler. Karagöl’e kadar çetenin varlığı ile ilgili hiçbir bulgu bulamadılar.

Mustafa Efenin tüm olanlardan haberi vardı. Mevzilenecekleri yerlere gerekli yığınağı yaptırdı. Günlerce sürebilecek çatışma için mermi, yedek silah, yiyecek ve su stoku yapıldı mevzilere. Çobanın birini Karagöl’de görevlendirdi. Çetenin yerini soranları Beydağ’a yönlendirmesi için. Çete hakkında istenilen bilgileri de verecekti gelenlere ve sayılarını on kişi kadar olarak bildirecekti. Rumların çeteyi küçümseyip affedilmez hatalar yapmaları kendilerine zafer kazandıracaktı.

Rumlar bekçiyi görünce yakalayıp komutanlarının yanına götürdüler. Komutan bekçiyi sorguladı. Bekçinin verdiği bilgiler komutanı çok sevindirdi. Yanındakilere,

Hepimizi korkutan çeteye bakın. Tümü on kişi. Bizim bu gücümüze iki saat bile dayanamazlar. O efe bozuntusunu elime sağ geçirirsem, Menemen’e götürüp tükürükle boğduracağım onu. Komutan hareket emri verdi. Amacı geceye kalmadan efenin ve çetesinin işini bitirmekti. Pusuya düşmemek için öncüler çıkardı. Geçtikleri yerlerde hiçbir canlı belirtisi olmamasından kuşkulanmaya başladı. Acaba hainin biri efeye bilgi mi vermişti. Aldığı bilgi üzerine kaçmış olabilir miydi. Eğer onu elimden kaçırırsam çok üzülürüm. İçinden dualar ediyordu çetenin kaçmamış olması için.

Beydağ’ın zirvesine yakın düzlüğe ulaştıklarında kayalara doğru taciz ateşi açtırdı. Müthiş bir cayırtı koptu. Açtıkları ateşe karşılık olmadı. Düzlükte ilerlemeye devam ettiler. Kayalıklara iyice yaklaştıklarında Kayaların arkasından açılan ateşle onlarca fedai yere yıkıldı. Deneyimsiz fedailer yere yatacaklarına geri dönüp kaçmaya başladılar. Kayalıklardan açılan ateş ölüm kusuyordu. Ortalık kan gölüne dönmüştü. Kaçanları durdurmanın olasılığı yoktu. Komutan da kaçanların arasındaydı.

Mustafa Efe ve arkadaşları uzun süre siperlerinden çıkmayıp, olası bir yeni saldırı beklediler. Az sonra Karagöl’de görevlendirdikleri çoban koşarak geldi. Yanlarına varmadan bağırmaya başladı.

Efem, efem ne oldu bu adamlara. Öylesine kaçıyorlar ki, ellerindeki silahları, sırtlarındaki torbaları bile attılar. Efe çobanı yanına çağırdı.

Aferin oğlum çok iyi iş başardın. Çobana bir kese para vermelerini emretti. Para işiyle görevli zeybek efenin emrini hemen yerine getirdi.Çoban verilen parayı kabul etmedi.

Ben bu yardımı para için yapmadım.Efeme faydalı olmanın mutluluğu bana yeter diyerek sevinçle ayrıldı yanlarından.

Fedailerin uğradıkları bozgunun haberi çabuk duyuldu. Kaç ölü verdiklerinin sayısını bile hesaplayamıyorlardı.

***

Mustafa Efe zeybeklerle düzlüğe indi. Önce ölüleri saydılar. Tam yüz on üçtü ölü sayısı. Ölülerde üst araması yaptılar. Para, mermi, tabanca ve mavzerleri topladılar. Tümünü karargaha taşıdılar. Ertesi gün Mustafa Efe zeybeklere yola çıkmak için hazırlık yapılması emrini verdi. Harmandalı’lı iki Mehmet’e

Yanınıza yeteri kadar arkadaş alıp köyünüze gidin. Muhtar bize yine erzak ve on kadar da at satın alıp göndersin. At bulup satın almak uzun süre bilir. Acele etmesin. Üç dört gün içinde halletsin. Oradan Ulucak ve Koyundere köyleri yakınlarında kıstıracağınız bir Rumu yakalayıp getirin.

Baş üstüne efem, biz ikimiz gider gerekeni yaparız.

İkiniz olmaz. Olası bir çatışmayı göz ardı etmemelisiniz.

Peki efem siz nasıl uygun gördüyseniz öyle olsun. Parayla ilgili zeybeğe,

Büyük bir kese ver diye emretti. Keseyi alan Mehmet Keseyi heybeye yerleştirdi. Mehmetler üç zeybeği de yanlarına alıp atların yanına gittiler. Atların arasından altı at seçtiler. Beşine binip diğerini yakalayacakları Rum için yedeğe aldılar. Dehlediler atları. Gece karanlığı çöktüğünde köye vardılar. Doğruca Durmuş ağanın  damına gittiler. Küçük Mehmet Fatma teyzenin evine gitti. Eşi Hasan ağa evdeydi. Büyük bir sevinçle karşıladı Mehmet’i. Kısa sürdü konuşmaları. Mehmet, Hasan amca sen bir zahmet muhtara haber ver. Biz onu Durmuş ağanın damda bekliyoruz.

Tamam oğlum ben hemen gider muhtarı gönderirim. Hele sen geç içeriye. Fatma teyzen yemek hazırlasın sana.

Olmaz hasan amca arkadaşlarım beni bekliyor.

Peki sen git ben hepinize yetecek bir şeyler hazırlatıp getiririm. İçeri seslendi.

Hanım çabuk yiyecek hazırla, evlatlarımız acıkmışlardır. Ben az sonra geri geleceğim. Elimle götüreceğim hazırladıklarını. Hadi elini çabuk tut. Hasan ağa köy odasına giderken Mehmet’te Durmuş ağanın damına yöneldi.  Az sonra muhtar dama geldi. Keseyi muhtara verip efelerinin isteklerini söylediler. Muhtar

Ben efemize gerekir diye istediğinden fazla at satın aldım. Daha önce getirdiğiniz parayı harcayamadım bile. Siz bu parayı geri getirin.

Olmaz muhtar amca, efemiz çok kızar. O parasını ödemediği hiçbir şeyi kabullenmez. Artanını köyümüzün fakirlerine dağıtırsın

Eh ne yapalım, bende yoksullara dağıtırım. O sırada Hasan ağa geldi. Peşinde hanımı. Ellerinde birer tepsi. Bolca kavurma, ayran, ekmek ve üzüm vardı tepsilerde. Temiz bir yer bulup karınlarını doyurdular. Kalkıp gideceklerinde muhtara,

Efemizin emri var. Bir Rum yakalayıp efemize götüreceğiz.

Ne yapacak efeniz Rumu.

Bilmem belki ulaklık yaptıracaktır ona.

Ulucak yakınlarında köyün dışında  bir Rum evi var. Aldıkları duyumlar nedeniyle kahveye bile çıkamaz oldu kefereler. Evi de pek öyle korumalı değil. Onu alıp gitmeniz uygun olur bence. Hadi ben size evi göstereyim. Beraberce yola çıktılar. Muhtar evi uzaktan gösterdi.

Hadi bakalım bahtınız açık olsun. Ben yarın efenizin istediklerini gönderirim. Muhtar hızla uzaklaştı. Doğruca eve gidip evi kuşattılar. Küçük Mehmet gidip kapıyı çaldı. İçeriden kuşku dolu bir ses,

Pşos ise. Ti helete (kimsin ne istiyorsun.) Çete arkadaşlarının çoğu Girit göçmeni olduğundan az da olsa yunanca kelimeler öğrenmişti.

Eğo ime, ankse to porta ( Benim aç kapıyı.)

Pşos ise, (kimsin)

Filos ime (dostum) Rum kuşkuyla kapıyı araladı. Merakla gelenin kim olduğunu anlamaya çalışıyordu. Mehmet kapı aralığına ayağını sokup tabancasını doğrulttu. Rum korkudan ne diyeceğini bilemedi. Mehmet,

Mi fovaz eğo filos ime. (Korkma, ben dostum.) Rum kapıyı korkmasına rağmen açmak zorunda kaldı. Mehmet benimle gel diye işaret etti. Rum dışarı çıktığında karısı göründü kapıda. Kocasına seslendi,

Pu piyenis ela ora ( nereye gidiyorsun bu saatte.) Rum eliyle işaret etti içeri gir diye. Durmuş ağanın ahırına doğru ilerlediler. Dama girip atları alıp dışarı çıkardılar. Atlara binip hızla ormana doğru sürdüler. Rum meraktan ölecek gibiydi.

Beni öldürmeyi düşünselerdi hemen orada evimin önünde öldürürlerdi. Peki beni nereye götürüyorlar. Benim gibi fakir bir adamdan fidye isteyemezler. Nereye götürüldüğünü sormaya da cesaret edemiyordu. Aç öldüren çeşmesinde kısa bir mola verdiler. Atların teri soğuduktan sonra suya çektiler. Atlarla birlikte doya doya su içtiler. Tekrar atlara binip yola devam ettiler. Sabaha karşı Beydağ’daki karargahlarına ulaştılar. Mustafa Efe her sabah gün doğmadan kalkardı. O gün de erkenden kalkmıştı. Gelenlerin yanına gitti. Rum’a

Adın ne diye sordu.

Hristo

Türkçe biliyor musun?

Liğo, liğo (Az, az)

Uykun varsa, sana bir yatak hazırlatayım. Yok uykum yok diyorsan, sana vereceğim emaneti Menemen’e götürüp Rum komutana vereceksin.

Kateleva, annadim, annadim

Sakın emaneti yerine vermemelik yapma. Eğer emaneti yerine vermezsen, seni yakaladığım yerde derini yüzdürürüm.

Kateho, kateho (biliyorum, biliyorum)

Yatıp uyuyacak mısın? Yoksa hemen gidecek misin?

Hemen cidecek ben. Efe keseyle birlikte üç altın verin bu adama dedi. Rum üç altını duyunca efenin eline sarılıp defalarca öptü. O ölümü beklerken, hayatında görmediği büyük bir paraya sahip olmuştu. Keseyi alıp koşarak uzaklaştı. Kesenin içinde ne olduğunu bilse, hemen orada korkudan ölürdü. İniş aşağı, canını kurtarmanın ve paranın sevinciyle var gücüyle koştu. Ola ki kendisini vurup öldürmek için peşine düşen olurdu. Kuşluk vakti Menemen’e vardı. Rastladığı Rum’lardan komutanlığın yerini Öğrendi. Doğruca komutanlığa gitti. Görevliye

Komutanı görmek istediğini söyledi. Görevli

Ne yapacaksın komutanı?

Mustafa efeden bir emanet getirdim.

Neee Mustafa Efeden emanet mi?

Evet emanet getirdim. Görevli şaşkınlıktan dilini yutacaktı. Komutanın kapısını çalıp içeri girdi. Komutan sert bir sesle,

Ne istiyorsun diye sordu. Görevli kekeleyerek,

Komutanım bizim bir köylümüz geldi. Size Mustafa Efenin bir emanetini getirdiğini söyledi. Komutan,

Çabuk al onu içeri dedi. Görevli dışarı çıkıp köylüye içeri girmesini söyledi.  Komutan,

Nedir bana efenin gönderdiği?

Bilmiyorum komutanım. Bana açmamam için çok sıkı tembihledi

Ver bakayım o torbayı bana. Köylü torbayı komutana uzattı. Komutan  keseyi alıp açmasıyla elinden atması bir oldu.

Ne len bunlar?

Bilmiyorum komutanım. Komutan keseyi attığı yerden alarak masanın üstüne boşalttı. Masanın üzerine yüzlerce tuzlanmış kulak yığıldı. İkişer ikişer ayırıp saydı. Tam yüz on üç çift kulak vardı.

Vay be dedi. Herif amma avlamış bizi. Köylüye

Hadi sen git dedi. Uzun uzun düşündü bu adama ne yapa bilirim diye. Yapa bileceği hiçbir şey yoktu. Bu çapulcu takımıyla değil iki yüz kişi, beş yüz kişiyle bile bir şey yapamazdı. Üstelik efe işini iyi biliyordu doğrusu. Görevliyi çağırdı. Kulakları göstererek

Topla şunları, götürüp bir yere göm. Görevli kulakları topladı. Torbaya doldurup gömmek üzere çıkıp gitti.  Komutan uzun uzun bu efeyle nasıl baş ederim diye düşündü. Elindeki olanaklarla bu adamla başa çıkamazdı. Yapacağı tek şey şimdilik bu adama karşı hiçbir şey yapmamaktı.

***

 

Atlarla erzaklar gelince, Mustafa efe zeybeklerine,

Arkadaşlar, burada güzel işler başardık. Rumlar bu korkuyla bir daha Türk köylerine uzun süre baskın yapamazlar. Şimdi hedefimiz, bazı köylerdeki Türk gammazları ortadan kaldırmaktır. Ben onların listesini çıkarttım. Bu gece o gammazcıların işini bitireceğiz.

Akşamın alaca karanlığında dağdan inerek dört koldan önceden belirledikleri köylere hareket ettiler. Yatsı namazı bitiminde her ekip görevlendirildiği köyün camisi önündeydiler. Köylülere gammazcıların isimlerini vererek, bu adamları bize gösterin dediler. Köylülerin gösterdikleri kişileri, köy meydanına götürerek hemen kurşuna dizdiler. Köylülere,

Köyünüze hainlik edenlerin akıbetlerini gördünüz. Sakın ola ki kimse bu adamların yerine geçip gammazlık yapmaya kalkışmasınlar. Mustafa Efemizin gözleri ve kulakları keskindir. Her gammazın akıbeti bunlar gibi olacaktır. Efemiz hiçbir ihaneti ve haini affetmez. Bunu böyle bilesiniz. Hadi hoşça kalın deyip atlarına binerek dört nala Beydağ’a doğru atlarını sürdüler.

O gece efenin emriyle erken yattılar. Sabah gün doğmadan kalktılar. Sabah çorbalarını yedikten sonra efe kısa bir konuşma yaptı.

Arkadaşlar, bu gece Kuvveyi Milliye’ye yardım için cepheye yakın bir yere gitmek için harekete geçeceğiz. Gittiğimiz yerlerde, Yunan zulmüne karşı eli kolu bağlı insanlarımızı korumak olacak görevimiz. Yunan cephanelerine baskınlar yapacağız. Ele geçirdiğimiz cephaneleri Kuvveyi Milliye ye göndereceğiz. Korumaların büyük direnişiyle karşılaşacağımız cephanelikleri imha edeceğiz. Gittiğimiz yol ölüm yoludur. Her zaman kelle koltukta yaşadık. Her türlü badireyi aklımızla, deneyimliliğimizle hep alt ettik. Allah bizimle beraberdir. Çok kutsal bir göreve talibiz. Allah bizi utandırmasın. Elde ettiğimiz silahları denkleyip, atlara yüklemeye hazır hale getirin. Karanlık basar basmaz harekete geçeceğiz.

Akşam yemeği hazırlığı erken başladı. Büyük bir ateş yakıldı. Yakın bir sürünün sahibinden satın alınan iri üç kuzu kesilerek temizlendi. Bir sırığa geçirilerek alevi azalmış kor ateşin üzerine asıldı. Yerlere çullar serildi. İyice kızarıp pişen kuzuları, büyük  sinilerin içine alınarak parçalandı. Karınlarını iyice doyurduklarında güneş üç tepelerin ardındaki yerini almak üzereydi. Sofra çulları yaban hayvanları yesin diye uygun bir yere silkelenerek katlanıldı. Atlar bağlı oldukları yerlerden alınarak, koşumlandırıldı.Denkler atlara yüklenildi. Öncüler hemen ilerlediler. Artçılar bir süre bekledikten sonra harekete geçtiler. Atların ayaklarına bağladıkları bezler sayesinde ilerleyişleri ola bildiğince sessizlik içerisindeydi.

Konakladıkları her yerde çobanlardan ve köylülerden Rum çeteleri hakkında bilgi alıyorlardı. Mustafa Efe bulundukları yerin arazi yapısını ve köylerin mal varlıklarını inceleyip üzerlerinde uzun hesaplar yapıyordu. Rum çetelerinin geçe bilecekleri yerleri gündüz gözüyle gözlemleyip, pusu kuracakları yeri tespit ettikten sonra, gecenin ilk karanlığında pusuya yatıyorlardı. Rumlar işgalci devletin adamları olmaları nedeniyle oldukça rahat davranışlar içerisindeydiler. Aralarına aldıkları hainler sayesinde soyacakları kişilerin evlerini elleriyle koymuş gibi buluyorlardı. Bastıkları her köyde kan gövdeyi götürüyordu. Kuvveyi Milliye ye katılmayı reddeden bazı kanı bozuk Türk çeteleri, Rum çeteleriyle iş birliği yapıyorlardı. Mustafa Efe böyle bir çetenin varlığını haber aldığında, o çeteyi veya çeteleri tümüyle ele geçirmeden bir başka yere yönelmesi olası değildi.

Bir Türk çetesiyle ilgili duyumlar alındığında çete takibe alındı. Geçecekleri yolda pusuya en uygun yer belirlendikten sonra gerekli hazırlıklara başlanıldı.Mustafa Efe zeybeklerine,

Arkadaşlar, bu gece pusuya düşüreceğimiz çete Boğaz kesen Rüstem’in çetesidir.Oldukça deneyimli bir çetedir. Sayılarının on kişiyi geçeceğini sanmıyorum. Rüstem Efe az adamla eşkiyalık yapmayı sever. Az ama gözü pek adamlardır etrafındakiler. Hepsi de ola bildiğince keskin nişancıdırlar. Onları düz bir alanda kıstıracağız. Hepsini ilk anda vura bileceğimizi sanmıyorum. Onlar Rum çapulcular gibi paniğe kapılmazlar. Hemen yere yatarlar. Yattıkları yerden sizi küfür bombardımanına tutacaklardır. Sakın bir tarafınızı göstermeyin onlara. Görünen yerinize anında kurşunu yersiniz. Harmandalılı gençlerden beş kişi ayırdı. Siz pusu kurduğumuz yerdeki siperlerinizden hiçbir yerinizi göstermeden, sağ kalanları yanıltmak için ateş açacaksınız. Onlar ateş açtıklarında bizim kurşunlarımıza hedef olacaklar. Tekrar ediyorum. Küfürlere tahriklere aldanmak yok. Amacımız tek bir kayıp vermeden bu belayı ortadan kaldırmaktır. Teslim olmak istiyoruz derlerse sakın aldanmayın. Ben ateş kes emri vermeden ateş kesmeyiniz.

Alaca karanlıkta pusu kuracakları yere hareket ettiler. Efe zeybeklerin pusuya yatışlarını inceledi. Yatışını beğenmediklerini uyarıp, nasıl daha iyi siper alına bileceğini gösterdi. En güvenli siperlere sadece ateş açmakla görevlendirdiği beş yeni zeybeği yerleştirdi. Sığara yasağı koyduktan sonra sabırla beklemeye başladılar. Zaman hızla ilerliyordu. Gergin bekleyiş sürüyordu.

Uzaktan hareketli karaltılar belirdiğinde en çok yeni zeybekler heyecanlanmışlardı. Silahı tutan eller ateş gibi yanıyordu. Heyecandan sanki yürekleri yerinden fırlayacak gibiydi. Karaltılar yaklaştıkça gerginlik daha da artıyordu. Gelenler sessiz ve dağınık bir düzen içerisinde ilerliyorlardı. Efeleri pusuyu bu düzene uygun olarak kurdurmuştu. Atış menziline girdikleri halde efeden atış işareti gelmiyordu. Tümü atış menziline girdiğinde beklenen işaret geldi. Otuz dört silah aynı anda, gelenlere ateş kustu. Birkaç yandım Allah feryadından sonra geceye derin bir sessizlik hakim oldu. Sessizliği beş silahtan çıkan mermilerin gürültüsü bozdu. Yerde yatanların arasından bu ateşe anında karşılık geldi. Ateş edenler tam siperde olmasalardı, Rüstem Efe çetesi tarafından tam olarak nallanacaklardı. Zeybekler karşı tarafın açacağı ateşin beklenti içerisindeydiler. Namluların bir metre kadar gerisine kurşun yağdırdılar.

Bu kez sessizliği gür bir ses bozdu.

Kimsiniz ulan siz kahpenin doğurdukları? Erkekseniz çıkın ortaya. Yine derin bir sessizlik kapladı ortalığı. Sesin geldiği yöne doğru kurşunlar vınlayıp geçti. Rüstem Efe kurşunların çok yukarıdan geçmesinin nedenini biliyordu.

Vay ulan kahpe doğurdukları, siz umduğumdan da daha çok kahpe doğurduğu muşsunuz. Erkekseniz şöyle bir parmağınızı gösterin bana. Beş kurşun daha geçti vınlayarak üzerinden. En ağıza alınmayacak küfürler savurdu yine. Küfürlere karşı peş peşe vınlayan kurşunlar. Efe toplu ateş emri verdiğinde bombacı Mahmut pimini çıkardığı bombayı var gücüyle sesin geldiği yere fırlattı. Bombanın gürültüsü belki binlerce kez dağlarda yankılandı. Yankılanma bittiğinde derin bir sessizlik başladı. Zeybeğin biri namlunun ucuna beyaz bir bez geçirip havaya kaldırdı. Karşı taraftan hiçbir tepki gelmedi. Düzlükte hiçbir hayat belirtisi kalmamıştı. Efe sürünerek ilerlemeyi iyi başaran küçük Mehmet’i çetenin olduğu yere gönderdi. Mehmet yere yapışmışçasına ilerlerken parmaklar tetikte gergin bir bekleyiş başladı. Mehmet yerde yatanları tek tek inceledi. Yatanların biri yaralıydı. Diz üstü kalktı. Silahının dipçiğiyle yaralının kafasına var gücüyle vurdu. Ayağa kalkarak

Efem burada sağ kalmış tek kişi bile yok diye bağırdı. Zeybekler hızla aşağı indiler. Yanlarında taşıdıkları çıralardan bir kaçını yaktılar. Çıra ışığında önce silahlar, kütüklükler ve çapraz fişeklikler toplanıldı. Daha sonra üst aramasında buldukları para ve altınları bir torbaya doldurarak karargahlarına geri döndüler.

Mustafa Efe çevre köylerde güvenilir adamlarla irtibat kurup onlardan Türk ve yunan çeteleri hakkında geniş bilgiler topladı. Yunan askerlerin karargahları ve sayıları hakkında daha fazla bilgi toplanılması için bu güvenilir adamlara görev verdi. Yunan askerleri ve çeteleri ile işbirliği yapan Türk çetelerinin Nerede barındıkları hakkında edindiği bilgilerin ışığında, bu soysuzları tamamen ortadan kaldıracak planlar yaptı. Onlara yardım eden hainleri isim , isim belirledikten sonra harekete geçtiler. Yatsı namazı sırasında hainlerin köylerine gidip namaz çıkışında yakalayıp, köy meydanlarında kurşuna dizdiler. Köylülere kim Türk halkına hainlik ederse sonlarının bunlar gibi olacağını söylediler. Köylülerse hainlerin kurşuna dizilmelerinden son derece memnun olmuşlardı. Mustafa Efe çetesine yardımcı olmak için biri birleriyle yarışa girdiler.

Bölgede kuş uçsa haberi hemen Mustafa Efeye iletiyorlardı. Çeteler köylülerin ihbarlarıyla adım, adım takibe alındı. Çeteler eyleme geçmeden kıstırılıyor ve tek bir eşkiyanın bile sağ kurtulmasına olanak vermiyorlardı. Türk çetelerinin kökleri kazındıktan sonra Yunan çeteleri takibe alındı. Yunan çetecileri çete savaşları deneyimlerinden yoksundular. Onların yaptıkları silahsız insanları silah gücüyle soyup öldürmekten ibaretti.  Bu yüzden Mustafa Efenin çetesiyle vuruşmaktansa kaçmayı yeğliyorlardı. Kaçış yollarının tutulduğundan habersiz olduklarından kurşunlara açık hedef oluyorlardı. Tüm bu çetelerden elde ettikleri silah, cephane ve ganimetleri, kağnı arabalarına yükleyip güvenilir adamlarla Türk birliklerine gönderiyordu. Mustafa Efe çetesinin namı yayıldıkça çeteye katılmalarda büyük artışlar oldu. Yeni katılanlara gerekli eğitimler verildikten sonra, Yunan birliklerine ve silah depolarına baskınlar düzenlemeye başladı.

Yunan birliği okuldan bozma bir kışlada barınıyordu. Okul bahçesindeki devriye sayısı bir hayli fazlaydı. Cephanelik ise dört nöbetçi tarafından korunuyordu. Bahçedeki devriyeler yüzünden cephane nöbetçilerini etkisiz hale getirmek olası değildi. Gece yarısı geçtikten sonra, kışla sessizce kuşatıldı. Tüm devriyeler ve nöbetçileri rahatça vurabilecekleri noktaları tuttuktan sonra, Mustafa Efe ateş emri verdi. Bombacılar hızla ana binaya koşup el bombalarını pencerelerden içeri savurdular. Devriyelerin ve nöbetçilerin öldürülmesi çok kısa sürdü. Hemen ileriye fırlayarak kışlaya yakın yerlerde mevzi aldılar. El bombalarının şaşkınlığıyla dışarıya fırlayanlar en can alıcı yerlerinden vuruluyorlardı. Kışla pencerelerinden açılan ateşler oldukça etkisizdi. Ateş etmek için kafaları görünür görünmez kurşunu yiyorlardı. Her pencereden içeriye el bombaları atıldı. Kışla yanmaya başlayınca hemen cephanelik boşaltılıp koşumlu atlara yüklenildi ve baskın yerinden hızla uzaklaşıldı. Cephanelik baskınları peş peşe sürdürüldü. Ele geçirilen cephaneler, güvenilir adamlarla, güvenlik sağlanmış yollardan Türk cephelerine gönderildi.

Kurtuluş Savaşı başladığında çetesini daha da büyütmüş, bölgede büyük bir güç oluşturmuştu. Vur kaçlarla Yunanlılara ağır kayıplar verdiriyordu. Eline geçirdiği ganimetleri, silah ve cephaneleri cephe gerisine, Garp Cephesi Komutanlığına gönderiyordu. Yunanlılarla ordu düzeyinde çatışma başladığında inanılmaz bir hızla İnönü’ ’ne ulaşmış, çok kritik bir anda bol cephane ve  militanlarıyla savaşan askerlerimize moral kaynağı olmuştu.

Savaş sonrası Menemen’e yerleşmişti. Atatürk’ün ölümüne kadar Atatürk ile mektuplaşmışlardı. Mustafa efenin çok sakin bir yaşantısı vardı. Savaşı yaşayanlar ona büyük saygı duyarlardı. Ölünceye kadar çok sakin bir hayat yaşadı

Özcan NEVRES

(Bugün 1, toplamda 153 kez ziyaret edildi.)