Gaziler Günü

Bu gün gaziler günüydü. Neredeyse ulusal bayramlardaki kalabalık kadar yoğun bir kalabalığın ilgisiyle bu anlamlı gün kutlanıldı. Liseli gençlerin taşıdıkları bayrakların arkasında ise bando takımı vardı. Bu yoğun kalabalıkta gözlerim gençleri aradı ama liseli gençlerden başka genç yoktu. Törene yerel gazetecilerin gösterdiği ilgi de çok büyüktü. Yaşlı bir adam elinde tutmakta olduğu küçük bir bayrakla buğulanmış gözleriyle kortejin geçişini izliyordu. Yanıma fotoğraf makinemi almadığıma bu günkü kadar hiç pişman olmamıştım. Zira o yaşlı adamın görüntüsünü ölümsüzleştirme fırsatını kaçırmıştım. Fotoğraf çekmekte olan gazeteci hanıma yaşlı adamı göstererek haberi yapılacak ve fotoğrafı çekilecek bu adam dedim ama oralı olmadı. O öğrencilerin ve bandocuların fotoğraflarını çekmeyi yeğledi. Bu gün fotoğraf makinemi her zaman yanımda taşımaya karar verdim. Zira en güzel kareler makinem yanımda olmadığı zamanlara denk geliyor.

Gaziler gününü kutlamak güzel ama onların yaşam koşullarını düşünen var mı? Almakta oldukları gazi maaşıyla geçinebiliyorlar mı? Bu ülkenin geleceği ve selameti için kanlarını akıtmış olan bu kahramanlara layık oldukları yaşam düzeyi sağlanabildi mi? Sağlandığını hiç sanmıyorum.

Töreni izlerken dedemin teyzesinin oğlu, Afganistan ulusal marşının bestekârı Muhtar Hanyalı’yı anımsadım. Eskiden törenlerde askerler ve öğrenciler omuzları birbirlerine değecek kadar yakın yürüyorlardı. Muhtar Hanyalı ilk defa tören öncesi çalışmalarında altılı ve seyrek yürüyüşü uygulamıştı. Aynı uygulamayı Tören sırasında yapınca, bu seyrek yürüyüş çok beğenilmiş ve tüm dünyada uygulanmaya başlamıştı. Bandoyu dinlerken gözlerimde elinde Riyaseti cumhur Başkanlığının asasıyla canlandı. Askerliğimde Ankara’da Mamak Muhabere Okulundaki sekiz aylık eğitimim süresince hafta sonu tatilimi hep onlarla geçirmiştim. Çocukları olmadığı için hafta sonunu onlarla geçirmemden çok mutlu oluyorlardı. Muhtar Hanyalı’nın en büyük gururu salonunun bir köşesindeki Türkiye Riyaseti cumhur bandosu şeflik asasıyla, salonun diğer köşesindeki Afganistan Kraliyet bandosunun şeflik asasıydı. On dil bilen ve telli, klavyeli ve üflemeli tüm çalgıları büyük bir ustalıkla çalan Muhtar Hanyalı için varsa yoksa bandoculuktu. Bu yüzden emekli olduğunda Ayvalık’a yerleşmişti. İlk işi Ayvalık bandosunu kurmak olmuştu. Sağlığı nemli havaya uymadığı için doktor önerisiyle havası kuru olan Ankara’ya yerleşmek zorunda kalmıştı.

Askerlik görevimi yapmak için Ankara’ya hareket etmeden önce dedem Ulus’ta Basın Yayın Genel Müdürlüğü var. Oraya gideceksin. Baş mütercim (tercüman) Muhtar Hanyalı’yı bulacaksın. O sana her türlü yardımı yapacaktır dedi. Dedemin dediği gibi Basın Yayın Genel Müdürlüğüne gittim. Muhtar Hanyalı ile görüşmek istediğimi söyledim. O emekli oldu ve buradan ayrıldı dediler. Dönüp giderken arkamdan biri seslendi. Muhtar Beyin yerine geçen Muharrem Bey sizi görmek istiyor dedi. Geri döndüm. Masadaki babacan görünümlü adam Muhtarı niye arıyorsun diye sorduğunda yeğeniyim dedim. Romeka kserzis diye sordu. (Rumca biliyor musun?) Kserzo ma e boro na milisom dedim. (anlıyorum ama konuşmayı beceremiyorum) Krimasom more, (yazıklar olsun) Muhtar gibi bir adamın yeğeni Rumcayı bile tam olarak bilmiyor. Bunu yakıştırmadım sana. Muhtar amcanı örnek al ve sen de yabancı dil öğren dedi. Dedi ama ne yazık ki bir ara heves ettiğim İngilizceyi bile öğrenemedim. Datça’da yaşadığım üç yıl içinde bir Yunanlı kaptan ile tanışmıştım. Onunla konuşa, konuşa Rumcayı bir hayli ilerletmiştim ama konuşacak kimsem olmadığı için öğrendiklerimi de unuttum. Gerçi bir Yunanlı ile karşılaştığımda iyi kötü anlaşabiliyorum ama yeterli değil. Bu arada yabancı dil öğrenmeye meraklı olanlara Muhtar Hanyalı’nın bana söylediğini ileteyim. Bir gün amca on dili nasıl öğrendin diye sorduğumda Latinceyi iyi öğren. Gerisi gelir. Zira bütün dillerin kökeni Latincedir demişti.

Nereden nereye. Gaziler kortejini izlerken bandocular bir anda beni anılarımın içine gömdü. Muhtar Hanya’lıyı rahmetle anıyorum. Keşke ondaki yeteneklerin bir kısmı da bende olsaydı. Ne yazık ki bende hiç biri yok. Ne dil ne de saz çalma yeteneği bana bir parça bile bulaşmamış.

Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 32 kez ziyaret edildi.)