Günaydın Sayın Bakan

Günaydın Bakan Bey
Sayın Bakan demek siz Soma katliamında ölen işçilerin ailelerine o kadar çok yardım ettiniz ki iki gün gömlek dahi değiştiremediniz. Ne büyük bir olay değil mi? Bu sözü söylerken o alelacele toprağa verdirdiğiniz masum insanlarımız, sözde iş kazası, aslında ihmal kurbanları olan şehitlerimiz bundan böyle hiç gömlek değiştire bilecekler mi? Yoksa sonsuza dek o çukurlarda kefensiz olarak yatacaklar mı? Kimine göre yedi yüz yirmi ve belki de daha fazla, size göre ise üç yüz bir şehit sizin bakanlığınızın ihmali, denetimsizliği yüzünden şehit olmadılar mı? Oysa zamanında bu tesis ve benzeri tesisler gerektiği şekilde denetlenmiş olsaydı ve denetim sonuçlarına göre gerekenler yapılmış olsaydı bu kara günü yaşamayacaktık. Gelişmiş ülkelerde yaşanmadığı gibi. Örneğin Almanya’da bin dokuz yüz yılından beri ölümlü tek bir maden kazası olmamış. Hem de ülkemizden çok daha fazla maden ocaklarına sahip olmalarına rağmen.
Nasıl bir maden ocağıydı bu? Denetimsiz ve sorumsuzluğun hakim olduğu bir işletme. Bu kadar büyük bir tesisin yedek jeneratörleri, yedek ve kolay taşınır oksijen makineleri olması gerekmez miydi? Her galerinin bir havalandırma bacası vardır. Bu bacalardan içerideki kirli havayı dışarı çekecek ve içeriye oksijen pompalayacak olan aletlerin hortumları galerilere indirilerek kapana kısılmış gibi çaresiz kalmış olan işçilerin kurtarılıncaya kadar yaşamaları sağlana bilirdi. AKUT başkanı Nasuh Mahruti’nin dediği gibi ne yazık ki böyle bir durumda işçilerin hayatta kalmalarını sağlayacak hiçbir önlem alınmamış.
CHP nin konu hakkında vermiş olduğu gen soru önergesinin görüşmelerini kısa bir süre izleye bildim. Bakanların kendilerini savunurlarken sergiledikleri pişkin davranışları yüzünden güzelim likit televizyonumu parçalaya bilirdim. O konuşmalar o denli beni sinirlendirmişti. Çok pelesenk edilmiş ve kalıplaşmış bir söylem var. Başka ülkelerde böyle bir şey olduğunda ilgili bakanla birlikte başbakan bile makamında bir dakika durmaz ve hemen istifa ederlerdi. Ne yazık ki bizde istifa diye bir kavram yok. Aslında var da uygulayan, uyan yok. Meclisteki konuşmaları dinlerken eyvah dedim. Bu işin faturası her zamanki gibi çalışanlara kesilecek.
Bu madende işçiler köle gibi çalıştırılmışlar. Primlerle insanlığa yakışmayacak bir şekilde adeta zorlanarak çalıştırmışlar. Çalışanlar hayat pahalılığı, geçim zorluğu yüzünden bu zorluklara katlanmışlar. İşçiler ağız birliği etmiş gibi bu madende çalışmaktan başka hiçbir umarımız yok diyorlar. O bölgeyi çok iyi bilirim. Özellikle Soma’da çok kaliteli tütün yetiştirilirdi. İthal tütün ürünleriyle Türk tütüncülüğünü bitirdiler. Akaryakıta yapılan zamlar yüzünden Kırkağaç’ta kavunculuğu bitirdiler. Nakliye giderleri o denli yüksek ki, kavun üreticileri ürettikleri kavunları ne İstanbul’a ve ne de Ankara’ya gönderemiyorlar. Ancak yol boyuna kurdukları tezgâhlarda sata bildikleri kadarını sata biliyorlar. Kalanını ise inekler bile yemiyor. Akaryakıta yapılan insafsız zamlar yüzünden tarım katledilmiştir. Bu yüzden çok büyük hayati risk taşımasına rağmen uzak ellerden bile çaresiz kalmış insanlar Soma’ya gidip çalışmayı göze alabiliyorlar. Oysa tarımı ve hayvancılığı yeteri kadar destekleselerdi, tarımı ve hayvancılığı para kazanan bir sektör haline getire bilmiş olsalardı işte o zaman madenciler madenlerini insan gücüyle değil, makine gücüyle çıkarırlardı, işletirlerdi.
Özcan Nevres ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 27 kez ziyaret edildi.)