KIRILSIN ELLERİM

Kırılsın Ellerim

Muazzes Ersoy’un kasedini dinliyorum. Kasette Kırılsın Ellerim adında bir şarkı var. Kırılsın ellerim neye yarıyor/ gençliğim gidiyor elden tutamıyorum/ Tanrım bana vermiş yorgun ayaklar/ Bahtımın peşinde koşamıyorum/ Ne zaman bitecek tanrım bu azap/ Yarını olmayan günlere kaldım. Dünyamı ben yıktım kendi elimle / Aşkıma bir yuva bulamadım./ Şarkıda anlatılmak istenildiği gibi hiç yaşanmamış gibi uçup gider gençlik denilen o değeri bilinmeyen. Hele atmış yaşını geçtin mi? Gençliğe duyulur en büyük özlem. Zamanı ellerinle tutamazsın ki? Ömür zaman öldürmekle geçer. Geride kalan her günün ömür hanesinden kayıp olduğunu hangimiz düşündü? Çocuk büyümek için zamanın hızlı geçmesini bekler. Gençlik  yılları iş kurma, evlenme, çocuk büyütme, çocuk okutma derken hep acele ederiz. O güzelim gençlik yılları uçup gidincede, anlamadan geçtiğine şaşar kalırız. Hele yaş yetmişe merdiven dayadı mı? Tüm uzuvlar bunca yıldır seni taşıdım, yeter dercesine bedende ağrımadık yer kalmaz. Bahaneler de hazırdır. Hava lodosa döndü. Ya da hava bu gün poyraz diyerek suçu geçen yıllara değil de hava durumuna bağlarız.

Her yaşın kendine özgü değerleri vardır. O değerler değil mi ki, insanı her yaşta hayata sımsıkı bağlar. Hele bir yaşlı, torun zevkini tattı mı o insanın yaşam tutkusundan kopması olası değildir. Geçen gün torunum babaannesinin annesini elinden tutmuş, hadi gel bakalım şu odaya da seni orada güzelce döveyim diyor. Yaşlı annemiz soruyor, oğlum sen beni neden dövmek istiyorsun? Gel diyor, odada öğrenirsin. Araya giriyorum. Anne vur şuna bir tokat ta dayak nasıl atılır öğrensin diyorum. Nasıl kıyayım ona daha beş yaşında bile değil. Elim kalkmaz ona diyor. Demek ki torun çocuğu bu kadar çok seviliyor. Soruyorum, oğlum anneanneni niye dövmek istiyorsun? Bana çok karışıyor da ondan diyor. Elbette karışacak o senin büyüğün dediğimde o benim büyüğüm değil senin büyüğün diyor. Yine de her gün simit alıp anneannesine götürüyor. Kayın validem de artık çocuklaşmış. Nedense iki çocuğu bir arada tutmak zor oluyor.

***

Bu gün Manşet’te Haberdar gazetesinin imtiyaz sahibi Mehmet Mert’in belediye başkanının korumaları tarafından dövülme olayını okuduğumda çok şaşırdım. Zira Büyükçekmece’ye taşındığımızdan beri sahildeki düzenlemeleri ve kentin temizliğine gösterdiği özen nedeniyle kendisini hep takdirle anıyorduk. Eşimle seçimlerde ilk defa parti ayırımı yapmama kararı almıştık. Bu güzel işleri başaran hangi partiden aday olursa olsun oyumuzu ona vereceğiz diyorduk. Bu olay içimizi kararttı. Belediye başkanını bu davranışından, en az belediye çalışanlarına engel olmadığı için kınarken Mehmet Mert arkadaşımıza da geçmiş olsun der ve bir daha böyle çirkinliklerin yaşanmamasınıı dilerim. Seçim startının verildiği şu günlerde başarılı başkanın bu tutumu kolay anlaşılır değil. Gazetecilerin görevi doğruları ve yanlışları yakalayıp okurlarını bilgilendirmektir. Bu gazeteciler için haktır. Bu hakkı gazetecilerin elinden hiç bir güç alamaz. Her gazetecinin belediye başkanlarının lehine yazmak zorunluluğu yoktur. Ben de gazeteciyim. Gün gelir doğruları, gün gelir yanlışlıkları dile getiririm. Hazır bu konuda yazmaya başlamışken belediye yöneticilerine sormadan edemiyeceğim. Halk otobüslerine yol kenarına çekilip yolcu indirmemelerini siz mi emretttiniz? Otobüsler ille de yolun ortasında durup da yolcu indirip bindirmeleri trafik kurallarına uygun mu?. Bu otobüsler için neden durak yerleri belirlenmemiş. Durak belirtildiyse neden her yerde durup yocu indirip bindiriyorlar. Bir de bu otobüslerde sinyalizasyon yok mu? Duracakları zaman neden sağ sinyali yakmazlar?

Doğal gaz bağlantılarını yapan İGDAŞ’a da bir soru. Neden açtığınız bağlantı çukurlarını tam olarak doldurtmuyorsınuz? Arabaların alt takımlarını yıpratacak çok neden var. Sizinki tuzu biberi oluyor. Üstelik arabaların lastiklerinin kesilme olasılığı da var. Eğer amaç arabalarda hız kesmeyi sağlamaksa yükselti de aynı işi görür. Hiç olmazsa yükselti sayesinde lastikler sağlam kalır.

Özcan Nevres

ozcannevres@hotmail.com

 

(Bugün 1, toplamda 103 kez ziyaret edildi.)