Kafa Karıştırma

Kafa Karıştırma

Eğitim şurasında alınan ve alınacak olan kararlarla eğitimimizin nerelere sürükleneceğini görmek için çok keskin bir göze gerek yok. Henüz anaokulunda olan çocuklara dahi türban giydirenlerin nasıl bir Türkiye görmek istedikleri her yönüyle açık seçik ortadadır. Seçim sürecine hızla ilerliyor olmamız nedeniyle kim bilir kafa karıştıracak daha nelerle karşılaşacağız. İlki yer misin, yemez misin diye sormaya gerek görmeden önümüze konuldu. Artık okullarda Osmanlıca da seçmeli veya seçmesiz ders olarak okutulacak. Sormak gerekir hangi Osmanlıca diye? Dünya genelinde Osmanlıca diye bir dil var mı diye? Yok, öyle bir dil. Saraylılar entel takılmak için kendilerine göre bir dil uydurmuşlar. Osmanlıca dedikleri dil tam bir çorba. İçinde ne ararsanız var. Arapça,  Farsça, Yunanca, Fransızca. Saymakla bitmez. Bilim dilinin İngilizce olduğundan haberleri olmayanlar İngilizce okuyorlar da ne oluyor? Eğitimleri süresince öğrendikleri üç beş kelime, Yes, baybay gibi üç beş kelime diyorlar. Günümüzde herkesin evine bilgisayarlar, tabletler ve cep telefonları girdi. En azında sekiz on kelime teknik İngilizce bilmeyenler aldıkları cihazlar için mutlaka dil bilenlerden destek almak zorunda kalmıyorlar mı? Kendimde bulduğum en büyük hata dil öğrenmeye heves etmemiş olmamdır. Bu yüzden oğlumun bana hediye ettiği akıllı telefonu öğrenmekte çok zorlanıyorum. Bir de buna yaşımın gereği unutkanlık eklenince iyiden iyiye çuvallıyorum.

Bin dokuz yüz elli beş kasımında askerlik görevimi ifa etmek için Ankara’ya gideceğim. Dedem elime bir kağıt sıkıştırmıştı. Bu adresi iyi sakla. Ankara’ya varır varmaz bu adrese git. Teyzemin oğlu Muhtar Hanyalı Basın, Yayın Ve Turizm Müdürlüğünde baş mütercim. Onun sana çok faydası olacak demişti. Ulus’taki müdürlüğe gittiğimde Muhtar Hanyalı’nın emekli olduğunu söylediler. Tam dönüp giderken biri arkamdan yetişti. Sizi Muhtar Beyin yerine gelen Muharrem Bey görmek istiyor dedi. Yanına gittim. İlk sorduğu Elenika kserzis (Yunanca biliyor musun) oldu. Anlıyorum ama konuşmasını beceremiyorum deyince krimasam more (yazıklar olsun) dedi. Senin amcan Muhtar Hanyalı ana dili gibi on dil biliyor. Bir dil bir adam demektir. Amcanı örnek al. Öğrenebildiğin kadar dil öğren dedi ve bana Muhtar Hanyalı’nın ev adresini yazdığı kâğıda bir de kroki çizerek verdi. Sayesinde adresi kolayca bulmuştum. Ne yazık ki Muharrem Beyin söyledikleri kulağıma küpe olmadı. Yabancı dil öğrenmeye hiç heveslenmedim. Keşke ben de en az İngilizceyi öğrenebilseydim.

Dil konusunda kendimden örnekler vermek istiyorum. Dört çocuğum var. Dördü de üniversite mezunu. Dördünün de İngilizceleri çok iyidir. Kızım Birleşik Amerika üniversitelerinde öğretim üyesi. Üç oğlum da iyi bildikleri bilgisayar tekniği ve ileri derecede teknik İngilizceleri sayesinde hiçbir zaman iş konusunda bir güçlükle karşılaşmadılar. Büyük oğlum çalıştığı işyeri tarafından Amerika’ya ve Avrupa ülkelerinde yapılmakta olan bilimsel toplantılara gönderilmektedir. Yabancıları sevmesek de İngilizcenin teknolojide iletişim dili olduğunu kabul etmek zorundayız. Osmanlıcanın ise bilim ve teknikte esemesi bile olmaz. Osmanlıcayı savunanlar İbnisina, Farabi ve daha birçoğu Osmanlı değiller mi diyorlar. Evet, Osmanlıydılar ama konuştukları ve yazdıkları Farça ve biraz da Arapça idi. Yazımı değerli bilim adamı İlber Ortaylı’nın sözleriyle tamamlayacağım. Osmanlıcayı öğretecekler de ne olacak? Mezar taşlarını okuyamıyorlarmış da. Okusalar ne olacak? Mezar taşında yazılı olan adı, babasının adı, başka ne olabilir ki? Bir başkası da konuyu tiye alıyor ve diyor ki ben Orhon kitabelerini okumak istiyorum. Bu yüzden Göktürkçe de seçmeli ders olsun.

Özcan Nevres    ocan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 50 kez ziyaret edildi.)