Kış Başlarken

Kış Başlarken
Yalancı bahar sonunda sona erdi. Meteorolojinin hava sıcaklığı on derece düşebilir uyarısı tam olarak tutmadıysa da bedenimizde ani şok etkisi yapan soğuk hava olması gerekenden çok daha fazla etkili oldu. Sokaklarda yaşayan insanlara yardımcı olmaya bizim gücümüz yetmez. Onlara devletin bakması gerekir. Belediyeler naylondan çadırlar kurdurup o zavallıları koruma altına alabilir. Sokak hayvanları için ise durum çok daha farklı. Don olaylarının yaşandığı günlerde kediler ve köpekler çöp bidonlarına atılmış yiyecekler dondukları için karınlarını doyurabilecek yiyecek bulamıyorlar. Soğuk günlerde yedi saat yiyecek bulamayan kediler, on sekiz saat aç kalan köpekler ölüyorlar. İşte burada insanlarımıza çok önemli bir görev düşmektedir. Don olaylarının yaşandığı günlerde aç hayvanlara yedirmek üzere kedilerin ve köpeklerin yiyebileceği yiyecekleri evimizde bulundurmalıyız. Bu arada kuşları da unutmamalıyız. Yıllar önce Menemen’de Vakıf çayırı mevkiindeki on dört dönümlük arazimizin tamamına marul dikmiştim. O yıl kış çok sert geçiyordu. Marul kesmeye gittiğimde minik bir kuş kesmiş olduğum her marulun dibinde yiyecek bulmaya çalışıyordu. Ertesi gün cebime bir avuç buğday koyarak tarlama marul kesmeye gittim. Her kestiğim marulun dibine birkaç tane buğday bırakıyordum. Her gün beni tarlamda karşılayan o minik kuştu. Buğdayı avucuma koyup bekledim. Uçup avucuma kondu. Onu her gün avucuma koyduğum buğdaylar ile besliyordum. Nerden bilirdim bu samimiyetin bir gün onun sonu olacağını. Bir işçi götürmüştüm bahçeye. Zira o gün çok marul kesmem gerekiyordu. Bir ara işçinin elinde benim minik kuşumun cansız bedenini gördüm. Kuş yanımıza geldiğinde işçim şapkasıyla vurup öldürmüş. Elimdeki testereyi gırtlağına doğru savurmamak için zor tuttum kendimi. Hemen onu tarlamdan kovdum. Bu olaydan sonra bir daha yaban hayatının kuşlarıyla yakınlık kurmamaya çalıştım. Don olan günlerde bir kap içine buğday doldurup arka bahçeme koyuyorum. Acıktıkça ağaçtan inip doyasıya yiyorlar.
Her zaman, zaman ne çabuk geçiyor diyoruz. Bırakınız zamanı yıllar bile o denli çabuk geçip gidiyor ki geçen yıllar sanki daha dün gibi. Otuz yıl önceydi. Menemen’de belediye başkanlığı adaylığımda tam sekiz bin el ilanı bastırıp dağıttırmıştım. Toplantılarda ben yapacaklarımı sabun köpüklerine değil, kalıcı kâğıtlara yazdım. O kâğıtları iyi saklayın. Seçilecek olursam vaat ettiklerimi başaramazsam yüzüme vurursunuz diyordum. Neydi vaatlerim? Ekile bilir arazilerin bir karışına dahi imar izni vermeyeceğim. Menemen şehir kullanma suyu sıkıntısı çekerken Menemen’e ait olması gereken yirmi üç artezyen kuyusundan on ikisi İzmir’e, on bir tanesi de Aliağa PETKİM e su pompalanıyor. Oysa yasaya göre bir yörede çıkan suyun ancak yörenin tüm ihtiyacını karşıladıktan sonra artanı alına bilir. Bu kuyuların tümüne el koyup ilçemizi bol suya kavuşturduktan sonra artanını ihtiyacı olanlara para ile satacağım. Kötü koku ve pislik üretim yeri olan pis kanalın üstünü kapattırıp Menemen’imizi bu pis kokulardan arındıracağım. Menemen sürekli verimli ovamıza doğru gelişiyor. Bu kötü gidişi durdurmak için verimsiz tepeleri imara açacağım. Eski ve geri kalmış mahallelerimizin kalkınmasını sağlamak için İzmir caddesine cadde kimliği kazandıracağım. Belediyenin yanındaki Demirciler çarşısı denilen mezbeleliği kaldırıp yerine modern bir belediye binası ve pasajlar yaptıracağım. Seksen tane dükkânla sanayi sitesi olmaz. En az üç yüz dükkânlı bir sanayi sitesini Korkulu derede kuracağım. O gece kondu sanayi dükkânlarının yerine havuzlar ve çay bahçeleri yaptıracağım demiştim. Benim düşündüğümü Menemenliler anamadılar ama Eskişehirliler çok iyi anladılar. Bu söylediklerimin üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra pis kanalın üstünün kapatılmasının gerektiğini anladılar. Otuz yıl sonra da Demirciler çarşısının yıkılıp yerine modern bir belediye binası yapılması gerektiğini anladılar. Menemen’de trafik tek bir cadde üzerinde yoğunlaştığından trafik olabildiğince laçka olmuş. Kimsenin aklına İzmir caddesini cadde sayılacak şekilde genişletip trafiğin yükünü oraya aktarılması gerektiğini düşünemiyorlar. Tamamen dolmuş olan mezarlığa ölüler nasıl gömülüyor diye düşünmek bile istemiyorum. Üst üste gömüldükleri belli değil mi? Eski başkan İlhami Gürsoy Sakal tepede yeni bir mezarlık yapmaya karar vermişti. Yeni Asır gazetesinin düzenlediği açık oturumda bunu gururla açıklamıştı. Orada mezarlık yapamazsınız. Hepinizin bildiği Eski Menemen ikinci Menemen’dir. İlk Menemen ise Sakal tepede kurulmuştur. Bu nedenle de orası sit alanıdır. Orada otuz santimden daha derin çukur açamazsınız. Otuz santime ölü gömüle biliyorsa yapın mezarlığı. Yok, gömülemiyorsa saçı bitmemiş yetim hakkını orada çarçur etmeyin demiştim. Ne yazık ki o günden bu yana yeni bir mezarlık yapmak için uygun bir yer bulamamışlar.
Araştırmacı bir gazeteci olarak yazdıklarım okunuyor mu diye bazen kuşkuya düşüyorum. Okunmasa Menemen’deki Taşhan, Büyükçekmece’deki Enver Paşa yalısı restore edilir miydi? Boğluca deresi bir kere de olsa temizlenir miydi diye düşünüyor ve yazmaya devam etme kararı alıyorum.
Özcan Nevres ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 49 kez ziyaret edildi.)