KOMŞUMUZ MUHARREM DAYI

KOMŞUMUZ MUHARREM DAYI

 

 

Savaş nedeniyle yokluğun ve kıtlığın en yoğun olduğu yıllardı. Tarım Bakanının yaş kesenin başını keserim diye bir genelgesi yayımlanmıştı. Bu nedenle arazi sahipleri arazisinin içindeki ağacı bile kesme cesaretini gösteremiyordu. Küçük Ayvalı Bahçe satılıktı ama, satın almaya kimse istekli değildi. Zira yıllardır bakımsızlıktan  ayva fundalığına dönmüş, tarıma elverişli bir özelliği kalmamıştı.

1942 yılında ağabeyim dokuz yaşındayken menenjitten ölmüştü. Babam ağabeyimi iyileştirirler diye beş gün süren hastalığı süresince hastaneden ayrılmamıştı. Ağabeyimi toprağa verdikten sonra eve döndüğünde komşuların uyarısıyla olabildiğince yıkılmıştı. Kahya başın sağolsun. Senin koyun sürüsünün çobanları yemek getiren olmadı diye sürüyü terk edip kaçmışlar. Sürü onun bunun arazisinde zararda. Haberi alan babam atını eyerlemeye bile gerek görmeden çıplak binip hızla meraya hareket etmişti. Sürüyü bulup ağıla sürerken sürüyü neden başı boş bırakıyorsun. Sende hiç utanma sıkılma yok mu diye bağıran arazi sahibine, evladım öldü .O işle uğraşırken, yemek getirmedim diye çobanlar sürüyü bırakıp kaçmışlar, kusura bakma. Zararın varsa öderim dediği halde, adam susmamış,üstelik hakaretlerinin dozajını da arttırmış. Babam da adamı tarlasının içinde evire çevire dövmüş.

Jandarma Karakolundan çağırdılar babamı. Komutan çok sert çıkışmış babama. Bu adamı niye dövdün diye bağırmış. Babam çocuğunun ölümü nedeniyle başına gelenleri anlatmış, tabi adamın hakaretlerini de. Komutan bu kez dayak yiyene dönmüş, sen ne biçim adamsın be adam, bu adam evladını kaybetmiş, yüreği yanık,utanmadın mı bu adama böyle davranmaya. Birkaç tokat ta komutan patlatmış adama. Defol git, bir daha seni karşımda görmeyeyim diyerek göndermiş adamı. Bu kez de babama dönmüş, bak evladım acını anlıyorum. Sakın bir daha böyle bir şey yapma. Bize gel, biz hallederiz. Babam sağol komutanım, ben bu sürü yüzünden acımı bile yaşayamadım. Şart olsun ilk işim bu sürüyü elden çıkarmak olacak.

Sürüye kısa zamanda müşteri bulundu. Bir kısmı peşin, büyük bölümü ise veresiye. Eldeki para Çar çur olmasın diye. Paraya uygun bir arazi aramaya başladı. Orman Bağlarında on dönüm bahçe olmaya elverişli bir arazinin satılık olduğunu söylediler. Araziyi hemen satın aldı. Ziraat teknisyenliğine baş vurarak, araziyi temizleyip sebze bahçesi yapacağını bildirdi. Gerekli inceleme yapıldıktan sonra, ayvaların bir kısmı ile zeytin ve nar ağaçlarının kesilmemesiyle gerekli kesim izni çıkarıldı. Haberi alan fırıncılar babamın etrafında pervane oldular. Kesim ve kök temizleme işi fırıncıya ait olmak üzere bin iki yüz liraya fırıncı Muharrem’ e satıldı.

Babam araziyi sekiz yüz liraya almıştı. İçindeki ağaçların odunu ise bin iki yüz lira. Ayvalar temizlendikten sonra arazinin içindeki kuyu tamir edildi. Kuyunun etrafına dolap atının döneceği, bilezik adı verilen dolgu yapıldı. Yüz elli liraya alınan su dolabı Demirci Ali usta tarafından büyük bir dikkatle yerine monte edildi. Su kovalarının bir tarafa yüklenmemesi için, dört ayağının kuyu üzerine eşit yükseklikte yerleştirilmesi gerekiyordu. Suyu, su yoluna akıtacak oluk ta yerleştirildi. Çok uysal bir kısrağımız vardı. Koşumlar hazırlanıp, koştular onu dolaba. Keçe gözlük takıldı gözlerine. At dolabı çevirmeye başladıktan az sonra,cılız bir su oluktan su yoluna akmaya başladı. Su cılız akıyordu. Zira kovaların hepside sanki birer gevgir. İki metrelik bir mesafeden aldıkları su, oluk yerine tekrar kuyuya akıyordu  At  durdurulup koşumları çözüldü. Ali usta kovaların tümünü söküp tamir etmek üzere at arabamıza yükleyip götürdü.

Bir süre sonra kovalar geri geldi. Bir kısmı onarılmış, bir kısmı da yenilenmişti. Kır beygir koşuldu bu kez dolaba. Trik trak, trik trak ve gürültüyle suyun oluk çanağına dökülüşü.  Su hoş bir şırıltıyla akıyordu su oluğuna  Hepimiz hayranlıkla izliyorduk suyun akışını. Yıllarca ünü sürecek, İzmir’ deki manavların bile Ayvalı Bahçenin gülleri bunlar diye bas bas bağırarak satacağı, dünya güzeli, ola bildiğince lezzetli sebzelerin üretiminin ilk adımıydı bu.

Bahçemizin içinde tek odalı bir ev vardı. Ev,  komşumuz Muharrem dayı tarafından kullanılıyordu. Üstelik evin kendisine ait olduğunu öne sürüyordu. Konu komşu araya girdi. Yaptığının komşulukla bağdaşamayacağı anlatıldı kendisine. Babam bir öneri getirdi komşumuza. Benim dolap kuyusunun yanındaki dut ağacını kes, dallarıyla kendine bir çardak yap. Artanları da  kışın yakmak üzere evine götür. Anlaşma hemen uygulanmaya başlandı. Dut ağacının etrafı kazılıp kökler meydana çıkarıldı. Köklerin kesimi başladı. Komşularla birlikte bende merakla seyrediyorum bu ulu ağacın kesilmesini. Bir ara bir çatırdı oldu. Evimiz yanıyor diye eve doğru koşmak istedim. Başıma önce ince dallar, daha sonra kalın dallar vurmaya başladı. Yere düştüm. Yanı başıma  büyük bir gürültüyle, daha önce ucu kesilmiş bir dal saplandı. Eyvah gitti çocuk diye feryatlar yükseliyordu. Biri yanıma gelip dalların arasından çekip çıkardı. Sevinçle bağırıyordu, yaşıyor, yaşıyor diye. Herkes bu mucize karşısında donup kalmıştı. Olayın şoku henüz atlatılmıştı ki, cılız bir sesin imdaaaat imdaaaat diye bağırdığı işitildi. Sesin geldiği yer hemen bulundu. Muharrem dayının gövdesinin tamamı dut ağacının kalın gövdesi altında kaybolmuştu.Sadece başı ve ayakları kalmıştı meydanda. Kökler ve benim yanı başıma saplanan dal, ezilip ölmesini önlemişti ama, ağaç üzerinden zor kaldırıldı. Önce ağacı kaldırmayı denediler elbirliğiyle. Olmadı. Ayaklarından çekip çıkarmak istediler yine olmadı. Çekmeyin diye inliyordu Muharrem dayı. Az uzakta komşu olan okumuş kişi Celal bey gürültüyü duyunca koşarak geldi olay yerine. Muharrem dayıyı ayaklarından çekip çıkarmaya çalışanlara çok fena kızdı. Sersem herifler siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz, öldürecek misiniz adamı. Herkes donup kalmıştı. Çabuk kazma kürek bulup getirin diye haykırdı Celal bey.

Kazma kürek hemen bulundu. Muharrem dayının başı yanından bir çukur kazdırdı. Çukuru gövdesine doğru oydurdukça gövde çukura doğru inmeye başladı.Gövdesi üzerinden kalkan yük rahatlamasını, daha kolay nefes almasını sağlamıştı. Kazı devam etti. Gövde tamamen çukura inince, dikkatlice çekilip çıkarıldı. Celal bey dikkatle inceledi. Kırığı yok ama beli fena halde incinmiş, kolay beri yürüyemez dedi.

Gerçekten Yürüyemedi Muharrem dayı. İki yıldan fazla koltuk değnekleri desteğinde yürüye bilmişti. Babam kazada sorumluluğu olmadığına inanıyordu ama, yine de ona elinden geldiğince yardım etmeye çalışıyordu. O dut ağacı ve kargılarla, konu komşunun yardımıyla yapılan çardağa, biz de o nun boşaltıp bize teslim ettiği eve yerleştik. Tek odalı ev küçük geliyordu bize. İyi bir ürün alırsam yeni bir ev yapacağını söylüyordu babam.

Ertesi yıl yeni evin taş temelleri atıldı. Temel otursun diye o yıl inşaatı tamamlanmadı. Ben kargılarla boyuma göre bir oda çevirdim. Üstünü de kargılarla örttüm. Öğlen uykularına orada yatıyordum. Yine bir öğlen uykusu için gittiğimde evimde bir yılanın yattığını gördüm. Çok korkmuştum yılandan. Bir daha ne uyumaya, ne de oynamaya gitmedim minik evime.

Bir sonraki yıl evimiz kesilen kerpiçlerle tamamlandı. Üstü kamışlarla örtülüp sıvandı. Bir süre sonra kapıları pencereleri takıldı ve içi sıvandı. Sıva kuruduktan sonra, tabanıyla birlikte duvarlar kireç ile en az üç defa badanalandı. Hemen taşındık yeni evimize. Eski evimizse oyıl için atların barınağı oldu. Yeni evimiz bir oda ve bir mutfaktan oluşmuştu. Öü ise tümüyle sundurmalıydı. Sundurmanın bir köşesine de sofa niyetine bir yükselti yapılmıştı. Evin geniş bir avlusu da vardı. Evimizin sofası ve karpit ile aydınlatılması,komşuların hemen her gece bizde toplanmalarına neden oluyordu.

Muharrem dayının çok geniş kalçalı bir eşi vardı. Kalçaları yüzünden dik yürüyemez ve çok ağır hareket ederdi. Erkenden gelir, Sofadaki yerini alırdı. Hemen de uyumaya başlardı. Muharrem dayı çok kızardı eşinin uyumasına. Ksipnose diye bağırırdı. ( uyansana be )Pakize teyze hemen uyanırdı. E çimuse more diye yanıtlardı eşini. (uyumuyorum be )  Uyumuyorsun da  ondan mı horluyorsun. Daha tartışma bitmeden horlamaya başlardı Pakize teyze. Horlamasının dışında varlığı pek belli olmazdı onun.

Koyu bir Demokrat Partiliydi Muharrem dayı. 1960 darbesinin ilk günlerinde yeğeni bir şaka yapmak istemişti Pakize teyzeye. Dayım nerede, askerler arıyor onu. Bütün demokratları tutuklayıp içeri atacaklar demişti. Çok korkmuştu. Ne olacak halimiz diyordu da başka bir söz  çıkmıyordu ağzından. Bir süre sonra hastalandı. Kısa sürdü hastalığı ve kaybettik Pakize teyzemizi.

Birkaç yıl sonra Muharrem dayı da hastalanmıştı. Prostata yakalanmıştı. İdrarını tutamıyordu. Bir gün telaşla koşarak gittiğini gördüm. Önüne geçtim, hayrola nereye böyle telaşla diye sordum.

To stahmo diye yanıtladı.

Hayrola ne yapacaksın tren istasyonunda.

Ehi kopeles  ( genç kızlar var )  Doğrusu şaşırmıştım. Sidiğini tutamıyordu ama gönlü gencecik kızlarday dı. Bir süre sonra onu da kaybettik.

 

 

Özcan NEVRES

(Bugün 1, toplamda 67 kez ziyaret edildi.)