Prensesin ölümü

Tarih 11 Şubat 1965. Bu gün olağan üstü bir toplantı yapan İzmir Turizm Komitesi, Menemen’den Bergama’ya giden asfalt yolun onuncu kilo metresinde bulunan Buruncuk tepesi üzerindeki antik şehir Larisa’ya çıkmaya yarayacak bir yolun yapılmasına, kalenin bulunduğu zirveye bir kır kahvesi ile parking yapılmasına Aliağa plajlarına da turistlerin ilgisini çekecek nitelikler kazandırılmasına ve dolayısıyla Menemen’in üçüncü sınıf turistik bölgelere dahil edilmesine oy birliğiyle karar vermiştir. Bu haber İzmir Radyosunun saat 18 deki ara haberlerinde bölgemize, saat 19 da ki Türkiye Radyolarının ortak haber bülteninde tüm Türkiye’ye duyurulmuştu. Haber böylesine geniş bir şekilde duyurulmuş olmasına rağmen,çok ta çabuk unutulmuştur. O günden bu yana ne Larisa’ya, ne de Aliağa’ya turistik bir yatırım yapılmamıştır.

Ulu önder Atatürk’ün 100. Doğum yılı anısına hazırlanan bu andaçta Menemen’in antik ve turistik değer taşıyan yerleri tek, tek incelenmiştir. Antik yerler ve piknik yerleri olarak iki bölüm halinde ayrı ayrı sunulmuştur.

PİKNİK YERLERİ

1 – D.S.İ. sulama kanalları ana dağıtım merkezi belediyemiz hudutları içindedir. Arabası olmayanlar için en ideal piknik yeridir. İyi değerlendirilmesi gerekir. Dut ağaçlarının oluşturduğu yeşil tünele ve suyun ola bildiğince gürleştirdiği yem yeşil çam ağaçlarının altına yerleştirilecek masalarla, oldukça güzel bir piknik yeri kazanılacaktır. Bu yerin bir benzeri Adapazarı’ndaki çark suyudur. Çark Suyu ise Adapazarı’nın en gözde piknik yeridir.

2 – YAHŞELLİ ÇAMLIĞI

Yahşelli çamlığı ilcemiz merkezine iki kilometre uzaklıktadır. Yürüyüş sporunun önem kazandığı günümüzde, arabasız rahatlıkla gidilebilecek bir piknik yeridir. Orman idaresinin bu küçük ormana sahip çıkması, turizm açısından sevindiricidir. Orman idaresinin çamlar arasına koyduğu masalar, ocaklar, yaptırdığı modern tuvalet ve çeşmeler, yerli ve yabancı turistin aradığı rahatlığı tam sağlayacak niteliktedir. Bu güzel piknik yerinin tek eksiği bir çocuk bahçesinin bulunmayışı.

3 – YAHŞELLİ ORMANI

Yahşelli ormanı Yahşelli çamlığından çok daha büyük bir alanı kaplar. İlcemiz merkezine dört kilometre uzaklıktadır. Orman içerisinde doğal su kaynaklarının bulunmayışı, otoların girebileceği yolun bozuk olması nedeniyle piknik yapanların ilgisini çekmemektedir. Yıllar önce ormanın güney kesiminde kalan Pınarbaşı Menemen halkının en gözde piknik yeriydi. Arabaların kolayca gire bildiği Pınarbaşına, otoların giremeyişi, zamanla bu güzel piknik yerinin değerini yitirmesine neden olmuştur. Pınarbaşına giden yolun onarılması, kuruyan ağaçların yerine yenilerinin yetiştirilmesi, bu güzel piknik yerine, eski canlılığını kazandıra bilir.

4 – EMİRALEM REGÜLATÖRÜ

Emiralem regülatörü ilce merkezine 14 kilometre uzaklıktadır. Devlet Su İşlerinin Gediz kenarında yetiştirmiş olduğu çam ağaçları regülatöre enfes bir görünüm kazandırmıştır. Bu insan eliyle gerçekleştirilmiş olan güzelliği en güzel seyretme olanağını, Arif Karagöl varislerine ait meradaki tepeler sağlar. Yörenin en güzel içme suyu, bu meranın regülatöre bakan yamacındadır.

5 – DEĞİRMEN DERESİ

Değirmen deresi Karagöl ve çevresindeki pınar ve kaynaklardan beslenir. Değirmendere köyü adını bu dereden alır. Derenin Manisa yoluna yakın bölümünde eski Değirmendere köyü vardı. Heyelan nedeniyle köy şimdiki yerine taşınmıştır. Petrole bu denli bağımlı olmadığımız dönemlerde, Değirmenderenin sularıyla çalışan üç adet değirmen yaz kış çalışır ve yörenin tahıllarını öğütürdü. Suyla çalışan değirmenlerin hızı yavaş olur. Bu yavaş dönüş nedeniyle öğütülen un, modern değirmenlerin öğüttüğü unlardan daha kalın çıkar ve kepek oranı daha yüksek olurdu. Un içerisinde kalan kepeğinse insan sağlığındaki önemi büyüktür. Ekmeğinde tadı ve kokusu, kalitesi çok daha iyi olur. Kepekli ekmek anemiye karşı ” kansızlık hastalığı ” en üstün koruyucudur.

Gürül gürül akan su. Suyun döndürdüğü çarklar. Günü gününe öğütülen buğday. Değirmenin yanında küçük, odunla ısıtılan bir fırın ve ola bildiğince sade bir gazino. Ve geçmişteki tüm özelliklerine tam uygun köy evleri. Evlerde ter temiz pansiyonlar. Ucuz, dinlendirici bir işletmecilik anlayışı. Eğer tüm bunlar yapıla bilseydi, belki o zaman gerçekleşirdi her yıl yetkililerin ağzından dinlediğimiz turizm patlamaları.

6 – KARAGÖL

Karagöl Yamanlar dağı zirvesine yakın, idari yönden ilcemiz hudutları içerisinde kalan bir krater gölüdür. Çevresi çam ormanları ile çevrilidir. Salkım söğütlerin suya sarkan dalları, bir gelin duvağı gibi süsler Karagöl’ü. Göl yakınında onlarca pınar ve orman idaresinin yaptırdığı çeşmeler vardır. Gölün ve çevresindeki pınarların suları oldukça soğuktur. Karagöl’e pikniğe gidenlerin yanlarında buz götürmelerine gerek yoktur. Suların soğukluğu en sıcak yaz aylarında dahi buzu aratmaz. Deniz seviyesinden 1000 metre yükseklikte olmasının neden olduğu düşük basınç, piknik yapanların sağlıklı ve dinç hissetmelerine neden olur. Karagöl’de yaşlı kişilerin bile yorgunluk duymadan, gün boyu koşup eğlenmesi olağandır.

Karagöl, Yamanlar Dağı, İzmir

Karagöl

Karagöl’de yüzmeye kalkışmaksa oldukça tehlikelidir. Gölü iyi tanımadan yüzmeye kalkışmaksa intihar etmekle eş değerdir. Gölün krater gölü oluşu nedeniyle derinliği oldukça fazladır. Bu nedenle suyun ortalama 120 santime kadar olan bölümü güneş etkisiyle bir hayli ısınmasına rağmen, 120 santimden sonrası oldukça soğuktur. Durgun olan sularda soğuk su ile sıcak su kolay, kolay biri birine karışmaz. Bıçak sırtı gibi ayrılırlar biri birlerinden. bU durumu bilmeyen yüzücü ise dalış yaptığında aniden karşılaştığı soğuk su nedeniyle, paniğe kapılıp, boğulup ölmesine neden ola bilmektedir. Orman İdaresi göl sahilindeki sarmaşıkları temizlemeden önce, sarmaşıkların göl içerisine uzanan kolları da boğulmalara neden oluyordu. Karagöl’deki boğulma olayları göl üzerine bir çok efsanenin doğuşuna neden olmuştur. Özellikle çobanlar ve çevrede oturanlar gölün dibinin olmadığına inanırlar.

Çobanın biri, patronunun kızına aşık olur. Aracı koyar ve kızı istetir. Patron gelen dünürcüye içi boş bir sopa uzatır ve bunu çobanıma ver. İçini altınla doldurduğunda gelsin kızımı alsın der. Çoban sopayı alır, gece gündüz demeden sürüsünün peşinde durmak yorulmak bilmeden kıyasıya çalışır. Emeği semeresini vermeye başlamıştır. Sopanın dolması yakındır. Yakın bir zamanda muradına erecektir.

Bir gün sürüsündeki bir koç göle doğru seğirtir. Önlemek ister. Koçta bir inat, ille de göle gidecek. Öfkeyle sopasını fırlatır koça. Sopa göle uçar ve gölün derin, karanlık sularında yitip gider. Çobanın aklı başından gitmiştir. Tüm umutları sopayla birlikte yok olmuştu. Yılların emeği ve umutlarını kaybeden çoban, işi bırakır. Bir daha dönmemek üzere Karagöl’ü terk eder.

Aradan uzun yıllar geçer. Bir gün yolu Değirmendere’deki bir değirmene düşer. Değirmenci derenin getirdiği sopaları alıp bir köşede biriktirmeye mereklıdır. Değirmenciyle sohbet ederken, gözü yıllarca önce göle düşürüp kaybettiği sopaya ilişir. Değirmenciye şu sopayı bana verir misin der. Değirmenci yaşlı çobanı kırmak istemez ve tabi alabilirsin der. Çoban elleri titreyerek sopayı alır, ucunu büker. Uç taraftaki pasolu kısım açılınca, sopanın içindeki sarı liralar çil, çil yere saçılır. Değirmenciye sopanın öyküsünü anlatır ve altınlara elini dahi sürmeden sadece sopayı alır, gözleri yaşla dolu çeker gider. Bir daha çobanı kimse görmez

Bu öykü Karagöl’ün dipsizliğine inananların inançlarını simgeler.

Karagöl’de orman işletmesi alabalık yetiştirmeye başlamıştır. Yakında gölde parayla balık avlanmasına izin verilecektir. Gölün doğu kesimindeki düzlüğe, orman işletmesinin koyduğu masalar, oturma yerleri ve çeşmeleriyle ideal bir piknik alanına dönüştürülmüş.

Uzun ve virajlı yollar, göle pikniğe gidenler için yorucu ola bilir. Git, git bitmek bilmeyen virajlar ve yokuşlar bıkkınlık yaratır gidenlerde. Hele şu çam ağaçlarından oluşan yeşil tüneller olmasa yol çekilmez olur. Son bir tepeye tırmanılır. Dorukta gözlerine inanamaz insanlar. Göl doyumsuz güzellikleriyle az ileride, sanki ayaklarınızın altındadır artık. Ne yorgunluk kalmıştır, ne de pişmanlık. Günün nasıl geçtiğini anlayamazsınız. Dönüşünüzde tekrar Karagöl’e gelme özlemi yeşerir gönlünüzde. Ve bu özlem öylece sürer gider ömrünüz boyunca.

ANTİK ŞEHİRLERİ VE KAZI YERLERİ

1 – HÖYÜCEK

Höyücek Helvacı beldesi ovasındadır. Prehistorik çağlarda denizle bağlantısı olan Höyücek, ovanın Gediz tarafından doldurulması nedeniyle denizden uzaklaşmıştır. 1949 ve 1954 yıllarında Türk Tarih Kurumu adına Profesör Muzaffer Özyürek ve Hakkı Gültekin tarafından kazı yapılmıştır. Höyükte çok az miktarda mimari kalıntı bulundu. Çok miktarda elde yapılmış Kalkalitik çağ tekniğine göre pişirilmiş seramik kaplar bulundu. Bunlardan büyük bir bölümü bezesidir. Bezekli ” süslü” olanlar ise kapların üzeri sert bir cisimle kazılarak işlenilmişti. Şekil bakımından kapların ağız kenarları düz, içeriye çekik ve ya dışarı doğru kıvrıktır. Truva birinci ve ikinci katlarında bulunanlara çok benzerler. Ayrıca bu tiplere Thermi’de, Yortan’da ve Kusura’nın alt katında da rastlanılmıştır. Höyücekte seramiğin yanı sıra bazı kemikten yapılma eserlerde ele geçmiştir. Ancak hiçbir madeni buluntuya rastlanılmamıştır.

2 – HÖYÜCEK 2

Höyücek 2 Aliağa’ya yaklaşık 6 kilometre uzaklıkta, Antik Kyme harabelerinin iki kilometre güneyinde Bozköy yakınlarındadır. Burası da Prfesör Şenyürek ile İzmir Arkeoloji Müdürü Hakkı Gültekin tarafından kazılarak araştırma yapılmıştır. “1959” Satıhtan itibaren iki metre derinliğe inildiğinde sadece Truva 1 kültürünü temsil eden tipik çanak ve çömlek parçaları bulundu. Bu araştırma sonucunda Höyücek 2 höyüğünün Truva kültürünü temsil ettiği ve Truva 1 döneminde terk edildiği kanıtlanmıştır.

3 – LARİSSA

Larissa cilalı taş döneminden kaldığı sanılan çok eski bir yerleşim biriminin üzerinde Eoly’ ler tarafından kurulmuştur. “M.Ö. 1200 yılı sonları” Eoly fedaralinin baş devletidir. M.Ö. 800 yılları sonuna doğru yunanlıların egemenliğine girmiştir. Lydıa ve Pers dönemlerini de yaşayan Larıssa Peleponesses savaşlarında tümüyle yıkılmıştır.Daha sonra yeniden inşa edilen kent Galatlar tarafından da yağmalandı.

Kentin bulunduğu yerde 1902 den beri sürdürülen arkeolojik kazılar sonucunda surlarla çevrili Yunan öncesinden kalma bir kent kalıntısı ortaya çıkarıldı. M.Ö. 700 yıllarından kalma Akrapolis’ten günümüze sadece kent surları gele bilmiştir. M.Ö. VI yüz yıldan kalma dinsel yapılardan tümü ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca bulunan üç saray kalıntısında doğu etkinliği belirgindir. Kazılar sırasında ele geçirilen yapıtların bir bölümü Stackholm Müzesine götürülmüştür. Bazı sütun başlıkları ve önemli buluntular İstanbul Arkeoloji Müzesine gönderilmiştir.

4 – TEMNOS

Temnos Görece köyü yakınlarındadır. M.Ö. III. Yüzyılın ilk yarısında Lysimaches ve ya Philetaires başkanlığında Bergama Krallığıyla bir ittifak yaptı. Attales 1 zamanında Bergama Krallığına katıldı. Roma İmparatoru Tiberius devrinde Temnos büyük bir deprem geçirdi.” M.S. 17 ” Temnos sikkelerinin İmparator Gallienus çağına kadar basmaya devam etmesine rağmen önemini gittikçe kaybettiği sanılır. Bu tarihten itibaren eski kaynaklarda şehrin adına rastlanılmaz. Şehrin en önemli kutsal alanı Pinsies II tarafından yakılıp yıkılan Apollon, Kynneissa ait Temonos idi. Dionysos kültü kadar kuvvetli olmamasına rağmen, Apollon kültünün de şehir hayatının önemi büyüktür. Temnos ünlü hatip Hermagoras’ın doğduğu yerdir.

Hermagoras M.Ö. 150 yıllarında yaşadı. Üç hatibin en ünlüsü olan Quin Tiliamus’da İnstittie Oratarie ” Hitabet Okulu” adlı eserinde Hermagoras’tan söz eder “III.I. 16″ Teknai Reterika ” Retorik sanatları” adlı altı ciltlik bir eser yazdı. Öğrencilerinden Hermagoras’tan sık sık söz edilmesi onun bir okul kurmuş olduğunu gösterir.

5 – MYRİNA ” Sebastapolis te olarak bilinir”

Myrina Güzelhisar çayının denize döküldüğü yerde Çandarlı körfezinin son koyunda yer alır İki tepenin üzerinde bulunan ve bir rastlantı sonucu ortaya çıkarılan Nekrpolis’te ” mezarlık ” ilk araştırmayı 1874 yılında M.E. Bultezzi yaptı. Beş bin kadar mezar bulundu. Şehrin M.Ö. 454 – 425 yılları arasında Atina Konfederasyonunda önemli yeri vardı. M.Ö. 475 te Kserkes şehri Gongylos 1 e verdi. Gonylus 1 de M.Ö. 339 da Myrina’yı oğlu Gongylus II ye bıraktı. M.Ö. 260 yılında şehri Selifkiler ele geçirdiler. Fakat kısa zamanda Arkaisos savaşı sonucunda Attelos tarafından geri alındı. Şehir M.Ö. II yüzyılda Bergama Krallığının hakimiyetine girdi. M.S. 17 – 20 yılları arasında büyük depremler Myrina’yı tahrip etti.

6 – NEONTİKOS

Yanıkköy yakınındaki bir tepenin üzerindedir. Eoly site devletlerinden biridir. Kazı yapılmadığı için hakkında yeterli bilgi yoktur.

7 – KYME

Eoly birliğinin en büyük site devletidir. Aynı zamanda döneminin en büyük liman ve ihraç merkezidir. Önceleri Larissa’ya bağlı iken, Larissa’yı bir savaş sonucu, yenerek baş devletliğini ilan etmişti. Baş devletliği uzun süreli olmadı. Fedaralin diğer devletleri ortak bir hareketle Kyme’yi yenip tekrar Larissa’ya bağlanmasını sağlamışlardı. Roma döneminde de dini merkez olarak önemini sürdürmüştür.

8 – LEUKEY

Maltepe köyü yakınlarında yöremizin en büyük höyüğünün yer aldığı tepenin güney kısmında Pers kıralı Keyhaenus’ a isyan eden general Tahas tarafından kurulan ada devleti Leukey’in kalıntıları bulunmaktadır. Her ikisinde de kazı devam etmektedir. Henüz kazılarda elde edilen bulgular açıklanmamıştır.

ANADOLU BEYLİKLERİ DÖNEMİ

Saruhanoğulları Beyliği, Aydınoğulları Beyliği ile ticaretini Sabuncubeli’nin geçit vermemesi nedeniyle Menemen üzerinden gerçekleştirirler. İzmir Manisa Menemen üzerinden kervanlarla iki günde kat edildiğinden iki günlük yolculuğun yarısı Menemen’e denk gelmektedir. Bu nedenle Saruhan beyi bir günlük yolculuğun gece molası için konaklama yeri olarak Menemen’i uygun görür. Bir bedesten ile han inşa edilmesi için Kamil Dedeyi görevlendirir. Han ve bedesten inşaatını halen mezarları Hıdırlık tepesinde bulunan iki usta yapar. Bu arada kamil dede Taş hanın yanındaki türbeyi kendisi için yaptırır. Nitekim ölümünden sonra bu türbeye gömülür.

Taş han, bedesten ve Kamil baba türbesinin inşaatı için gereken su, ilginç bir yöntemle Hıdırlık tepesindeki kuyudan sağlanır. Kuyunun suyu diğer kuyulardaki gibi alttan ve ya yanlardan gelmemektedir. Su üst taraflardan gelmekte olduğundan, iki usta tarafından V şeklinde oyularak kuyuya daha çok su gelmesi sağlanılmıştır. Kuyunun tabanında toplanan sular borularla, az aşağıda, şimdiki çeşmenin bulunduğu yere akıtılır. Suyun bir bölümü künk borularla Taş han yakınına akıtılır. Buldukları suyun kesintisiz aktığını gören ustalar, inşa ettikleri çeşmenin yanı başına da öldüklerinde gömülmeleri için bir yer ayırırlar. Nitekim öldüklerinde vasiyetleri üzerine çeşmenin yanına gömülürler. Halen Hıdır tepede bulunan iki mezar bu ustalara ait mezarlardır. Halk arasında yaygın adı ise Hıdır dede yatırıdır. Ustaların adları ise bilinmemektedir.

Menemen içerisinde Yeni sinemanın karşısında Kubbeli Bakkal ve Türbesi, Kasım paşa mahallesinde Kasım paşa türbesi ve Kız medresesi, Kazaz cami Taş han, Bedesten ve Kamil baba türbeleri önemli antik eserlerdir. Yunan döneminden kalma iki kilise koruma altındadır.

(Bugün 1, toplamda 1.306 kez ziyaret edildi.)