Yabancı Reçeteler

Bir süre önce yazdığım bir yazıda Koterelli’nin bizim ülkemizin gerçeklerini bilmesinin olanaksız olduğunu yazmıştım.Kısa zamanda ne denli haklı olduğum ortaya çıktı. Ülke ekonomisi birden çöküverdi. Bankaların hortumlanması olaylarının üstüne yeteri kadar gidilmediğini gören Cumhurbaşkanımız kendi emrindeki komisyonu görevlendirince kıyamet koptu. Başbakanımız hızını alamayıp Cumhurbaşkanımızı tam üç kez gözlerinde yaş ve titreyen bir sesle ulusa şikayet etti.

O güne kadar biriken sorunlar nedeniyle çökme noktasına gelen ekonomi, beklenen şekilde çöküverince faturası Cumhurbaşkanımıza fatura edilmek istendi. Ekonomide çöküşün nedeni ise Cumhurbaşkanımızın pekte nazik olmayan bir şekilde Anayasa kitabın Başbakanımızın önüne atması gösterilmek istendi.

Basından ve televizyonlardan öğrenebildiğimiz kadarıyla, o günkü MGK toplantısı öncesinde Başbakanımız Cumhurbaşkanımızdan kendisine bağlı denetleme kurulunun üzerine gönderdiği denetleme kurulunu geri çekmesi için görüşmek istemesi üzerine aralarında gergin bir hava oluşmuştu. Gerginlik kurulda da devam edince Cumhurbaşkanımız Anayasa kitabını alın da öğrenin dercesine Başbakanımızın önüne atıvermişti. Hukukçu olan Cumhurbaşkanımız Anayasal haklarından hiçbir ödün vermek niyetinde olmadığını açıkça belirtmek istemişti.

Eğer bu olayı Murat Demirel’in baltalarımızı, bıçaklarımızı biledik, gümbür gümbür geliyoruz sözleriyle bağlantılı olduğunu düşünürsek, Cumhurbaşkanımızın bu denli sinirlenmesinde ne kadar haklı olduğunu anlamış oluruz. Başbakanımıza sormak gerekir, Murat Demirel hakkında yaklaşık dört bin yıllık ceza istemine rağmen nasıl gelecekti diye.

Tarım ülkemizin bel kemiğidir. 1950 yılından sonraki, neredeyse tüm iktidarlar bu belkemiğimizi kırmak için çok uğraş verdiler. Amaç montaj sanayicilerine ucuz emek sağlamaktı. Ucuz emek ileride kurulması düşünülen ağır sanayi için basamak olacaktı. Oysa ucuz emekler ağır sanayi yerine yat oldu, köşk oldu. En kötüsü lüks hayat oldu. Yıllardır yüzde bilmem kaç büyüme hızımıza rağmen yerimizde sayıyoruz. Komşumuz Yunanistan hızla kişi başına yıllık on bin dolarlık ulusal gelire ulaşmasına rağmen, biz oldukça büyük tarım ve turizm potansiyelimize rağmen halen üç bin dolarda dolanıp duruyoruz.

Hortumlanan bankaların faturası kime yükleniyor? Tabi ki vatandaşın sırtına. Hortumlayanlar ise lüks yaşamlarını rahatlıkla ve büyük bir utanmazlıkla sürdürmeye devam ediyorlar. Hortumlayanlar hep gariban adamlar. Haczedilecek hiçbir mal varlıkları yok. Onların lüks yaşamlarındaki kaynakları eşleri, babaları ve akrabaları. Kimsenin eşlerine akrabalarına sorduğu yok sen bu serveti nasıl yaptın, nerden buldun diye. Bal tutan parmağını yalar denilmiş bir kere. Yalarlarken parmaklarını da yerler inşallah.

Dövizin tutarsız iniş ve çıkışları nedeniyle ithalat durmuş. Bırakın ithal malları, yerli üretim bile yüzde yüz zamlanmış. Bir hafta önce iki yüz elli bin lira olan domates bu hafta beş yüz bin lira. Tüm meyve ve sebzelerde de durum aynı. Piyasalardaki belirsizlik tüm tüccarları ve esnafı da vurmuş. Kapanan iş yerlerinin sayısı belli değil. Kriz nedeniyle on binlerce işçi işten çıkarılmıştır. İşsizler ordusu durmadan büyüyor. Ekonomiyi düşünen yok.

Varsa yoksa Dünya Bankasının ve gelişmiş ülkelerin verecekleri krediler. Nasıl ödenecek diye düşünen yok. Bir zamanlar �yeni doğacak bir çocuk bile şu kadar borç ile doğacak� diyen ve dış borçları kıyasıya eleştiren sayın Ecevit’tense bu konuda tıs yok

Yerli malı kullan sloganını geçmişin karanlığından alıp yeniden güncelleştirmek gerekir. Bu ülke ancak bilimsel tarımla kalkınır. Yalnızca iç tüketim için değil, dış satımlara uygun üretime yönelmeliyiz. Göletlerle bentlerle yeni orman alanlarıyla kuraklığı kader olmaktan çıkarmalıyız. Su ve rüzgar enerjilerinden gerektiği şekilde yararlanmalıyız. Dış alımlara dayalı enerjiden bir an önce kurtulmalıyız. Lüks ve pahalı araba saltanatına son vermeliyiz. Ulusal değerlerin tümüne gereken önemi vermeliyiz. Başta bor olmak üzere tüm madenlerimizi kendimiz işleyerek daha yüksek getiriler sağlamalıyız.

Başarıların yolu sarptır. Yorucudur. En kolayı borca dayalı ekonomidir. Borç yiyenin kesesinden yediğini hiçbir zaman akıldan çıkarmamak gerekir. Kahvehane kültürünün yerini çalışma kültürü almalıdır. Bunun en güzel örneği Uzak Doğu ülkeleridir.

Koterelli şöyle dedi. Koterelli böyle dedi derken o da gitti. Yerine bir başka Koterelli gelecektir. Bizi tanımayan ve bizim gerçeklerimizi bilmeyen. Görünen o ki başarısızlık kader olmaya devam edecektir.

Özcan NEVRES

(Bugün 1, toplamda 79 kez ziyaret edildi.)