Namus Örtmekle Aklanmaz

Namus Örtmekle Aklanmaz.
Değerli okuyucularım. Günümüzde ülkenin tüm sorunları ötelenmiş, varsa yoksa türban konuşulur olmuş. Ben kapanmak konusunda okuyucularımın dikkatini bir konu üzerine yoğunlaştırmak istiyorum. Belki dikkatinizi çekmiş olabilir ama üzerinde durmamış olabilirsiniz. Bir televizyon kanalında kayıp insanların arandığı bir program var. Eğer o programı izliyorsanız genelde evden kaçan küçük çocukların kapalı, tutucu ailelerin çocukları olduğu dikkatiniz çekmiştir. Tutucu aileler çocuklarının kendilerince namuslu olmalarını sağlamak için ağır bir baskı uygulamaktadırlar. Ergenliğe giriş dönemi çocuklar için en tehlikeli dönemdir. O dönemde kendilerini olağan üstü güce sahip olduklarına inanırlar. Her şeyin en iyisini onlar bilir. Her şeyin en iyisini onlar yapar. Aileler özellikle anneler bu dönemde alttan almazlarsa, onlara arkadaşça davranıp dert ortağı olmazlarsa çocuk annesini de, babasını da kendisine rakip, hatta düşman görür. Eğer arzu ettiği üstünlüğü sağlayamazsa tek umarı evden kaçmak olur. Nasıl olsa artık büyümüştür. Kendisine oldukça özgür yepyeni bir dünya kurabilir. Evden kaçmakla kendisini alt edemeyeceği bir felaketin içine düşebileceğini aklına bile getirmez. Henüz on beş yaşındayken evinden kaçan kız veya oğlan geçimini sağlamak için ne yapacaktır? Gerçi o yaşta her çocuğun gönlünde bir aslan değil, film ve dizi artistliği, zengin bir eş bulmak yatar. İş konusunda eğitim almış olanlar bile iş bulamazken bu eğitimsizlerin iş bulmaları olası mı? Peki, bu çocuklar nasıl cesaret edip de bilmedikleri bir yaşama yelken açıyorlar. Nasıl cesaret etmesinler ki. Ailelerinden kara taassubun gereği olarak öyle ağır baskılar görüyorlar ki çocukluklarını bile yaşayamıyorlar. Bu baskı canlarına tak ettirdiğinde, bundan kötüsü olamaz deyip, her şeyi göze alıp evlerinden kaçıyorlar. Sonra da anneleri babaları iki gözleri iki çeşme kayıp programlarında umar arıyorlar. Oysa anne ve babaların çocuklarıyla arkadaş olmaları, dert ortağı olmaları gerekir.
Bir gün bir dostumu ziyaret için hastaneye gitmiştim. Hastaneye henüz çocuk yaşta diyebileceğim oldukça genç ve güzel bir kız getirdiler. Kız ağlıyor, çığlık atıyor, üstünü başını parçalıyor. Kızı hemen doktorun muayene odasına götürdüler. Kızın hastalığının ne olduğunu merak ettiğimden kız doktorun odasından çıkarılıncaya kadar arkadaşımla sohbetimi sürdürdüm. Kızı dışarı çıkardıklarında kızın babası hemen doktorun yanına gitti. Kız mucizevî bir şekilde sakinleşmişti. Belli ki kendisine güçlü bir sakinleştirici vermişlerdi. Babası merakla doktora kızımın nesi var diye sorduğunda doktor gülerek kızının hiçbir şeyi yok. Kızını tez zamanda evlendir ki bu dertten kurtulun dedi. Belli ki kız isteri hastasıydı. Eğer bu kız annesi ve babasıyla arkadaş olabilseydi ve sırlarını onlarla paylaşa bilseydi o duruma düşer miydi? Çocuk ağır bir baskı altına alınıp kafasını da lahana gibi sardırdıklarında, yerleri süpüren eteklik veya elbise giydirdiklerinde namuslarını tam bir koruma altına aldıklarını zannederler. Çocuklarının yüreğini yakan gençlik ateşinden haberleri bile olmaz.
İçinde genlik ateşi yanan çocukların ne istediğini, neler yapmak istediğini öğrenmek ancak onunla arkadaşlık kurarak sağlanılır. Tarihin en ilginç aşkı üç bin yıl önce Stratonika şehir devletinde yaşanmıştır. Kralın canından çok sevdiği tek bir oğlu vardır. Bir ara oğlu hastalanır ve günden güne zayıflamaktadır. Kral hekim başına oğlunun en kıza zamanda tedavi etmesini emreder. Hekim başı ne tür ilaç denediyse hiç biri fayda sağlamamış. Oğlunun bir türlü iyileşmediğini gören kralın öfkesi artmaktadır. Hekim başının ise bu hasta üzerinde yapa bileceği hiçbir şey kalmamıştır. Bu gidişle kralın gazabına uğrayacak ve belki de canından olacaktı. İlaçlar tedaviye yanıt vermeyince delikanlının bir derdi olduğunu, ama bunu kimseye açamadığını sezer. En kısa zamanda mükellef bir sofra hazırlatır ve sofrayı en güzel şaraplarla donatır. Çocukla birlikte yemeğe otururlar ve kaliteli şaraplardan içmeye başlarlar. Delikanlı iyice sarhoş olduğunda hekim başı sorar. Senin ne derdin var ki bunu kimse ile paylaşamadığından gün ve gün eriyip ölüme doğru gidiyorsun der. Delikanlı derdim o kadar büyük ki kimseye anlatamam ve kimseyle paylaşamam der. Hekim başı içini dökmesi için ısrar eder. Sonunda delikanlı ben üvey anneme aşığım. Bunu kime ve nasıl anlatırım der. Hekim başı haklısın der. Ertesi gün hekim başı kralın huzuruna çıkar ve oğlunuzun hastalığının ne olduğunu buldum der. Kral ne duruyorsun tedavi etsene dediğinde tedavisi mümkün değil zira oğlunuz benim karıma aşık efendim der. Kral ne duruyorsun? Versene karını der. Hekim başı siz olsaydınız karınızı verir miydiniz dediğinde elbet de veririm der. Hekim başı oğlunuz benim değil sizin karınıza aşık der. Bunun üzerine kral krallığın ileri gelenleri toplar. Tahtını ve eşini oğluna bırakıp devleti terk edeceğini söyler ve dediği gibi de bir bilinmeze doğru yürür gider. O günden sonra devletin adı Niko’nun yolculuğu anlamında stratonika diye anılır olur.
Özellikle ergenlik dönemine girmiş olan çocuğun içinde yanan gençlik ateşini mutlaka kontrol altında tutmak gerekir. Bu da çocukla arkadaş olarak sağlanıla bilir.
Özcan Nevres ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 49 kez ziyaret edildi.)