Nereden Nereye Geldik (1)

Yıl bin dokuz yüz otuz dokuz. Henüz dört yaşındayım. Evimizin bulunduğu çıkmaz sokağın girişinin karşısındaki evde o civarın tek radyosu vardı. Öğlen vaktinde radyolu evin penceresi açılır ve evin radyosundan gümbür gümbür bir ses sokağa dalga dalga yayılırdı. Dikkat dikkat Alaman bombardıman uçakları … bombalıyor. O yıllarda Alman demezlerdi. Yoldan geçen insanlar durup haberleri dinlerlerdi. Bazıları Alman uçaklarının yapmış olduğu bombardıman için sevinç çığlıkları atarlardı. O yaşta bombalamanın ne olduğunu bilmediğimden ben de o sevinç çığlıklarını atanlara çocuk sesimle katılırdım. Savaş hudutlarımıza iyice yaklaştığında gece karartmaları başlamıştı. Karartmalarla birlikte büyük bir kıtlık da yaşanmaya başlamıştı. Lambalara konulacak gaz bile bulunamıyordu. Neyse ki bizde zeytinyağı çoktu. Annem birkaç kahve fincanına yağ koyup pamuktan yaptığı fitili yağın içine koyup yakardı. Evlerinde zeytinyağı dahi olmayan komşumuzun oğlu bize gelir beraber ders çalışırdık. Odamızın tek penceresinde dışarı ışık sızdırmayacak kadar kalın siyah bir perde vardı. Kazara bir ucundan dışarı az bir ışık sızmış olsa dahi gece bekçisi gelir kapıyı kırarcasına çalıp ışığı kapatın uyarısı yapardı.

Kişi başına verilen günlük beş yüz gram ekmekle doyamayanlar bulabilirlerse kum darısından da ekmek yapıp yerlerdi. Fasulyeyi bulgur taşında ezip bezdirme yapanlar bile vardı. Halk doya doya ekmek yiyememekten çok müştekiydi. Kimsenin aklına komşu Yunanistan’da bir lokma ekmeğin dahi bulunamadığı aklına gelmezdi. Nitekim komşu Yunanistan’ın imdadına Türkiye koşmuş, iki gemi dolusu yiyeceği Yunan limanlarına boşaltmıştı. Üçüncü gemi ise bir kaza sonucu batmıştı. Kimsenin o savaş koşulları içinde bulabildiği ekmeğe şükrettiği yoktu.

O yıllarda Menemen’de şimdiki Avcılar kulübünün olduğu binada iki elektrojen grubu vardı. Makinisti Elektrikçi Nazmi ustaydı. Nazmi ustanın elinde uzun bir değnek vardı. Elektrik dinamosunun üzerindeki puleden kayışta kayma başladığında elindeki değnekle kayışı iterek puledeki yerine geçmesini sağlardı. Bazen kayma hızlı olur kayış pulenin üzerinde çıkar, uzun kayış motordaki kasnaktan çıkıncaya kadar havada adeta ölümcül bir dans ederdi. Kayışın dansı bittiğinde motor stop edilir ve kayış yerine takılırdı. Bu işlem sırasında elektrikler kesilmiş olurdu.

Marshall planı Türkiye de uygulanmaya başladığında Menemen’e üç elektrojen grubu hibe edilmişti. Tren istasyonuna yakın bir alanda şimdiki soğuk hava deposunun olduğu bina alelacele inşa edilmiş ve elektrojen grupları bu binaya yerleştirilmişti. Bu üreteçlere uygun şehir şebekesi Bolu’dan getirilen direklerle kurulmuştu. Şebeke tamamlandığında Menemen yirmi dört saat elektriğine kavuşmuştu. Evler çok hızlı bir şekilde elektriğe kavuşuyordu. Parası olmayanların evine belediye taksitle tesisat yaptırıyordu. Elektrik ile birlikte evlere radyolar da girmeye başlamıştı. Bu arada piyasaya pilli radyolar çıktı. Bu lambalı radyoların lamba flamanları bir buçuk voltluk bir pille ısıtılıyordu. Radyo çalışması için gereken gücü doksan voltluk bir pilden alıyordu. Zamanla bağlantı kablolarının ucundaki pabuçlar kopar yanlış bağlama sonucu lambaların tümü yanardı.

Kışlık evimize elektrikli radyo alındığında sevinçten uçmuştum. Siemens marka altı lambalı kocaman bir radyoydu. Yaz aylarında Orman bağları mevkiindeki sebze bahçemizde yaşardık. Pille çalışan radyomuz yoktu ama harçlığımdan keserek yirmi beş liraya aldığım bir gramofonumuz vardı. Menemen’e ilk gramofonu Çanakkale’de şehit düşen dedem getirmiş. Askere alınmadan önce kahvehane işletirmiş. Gramofonu görenler merakla incelerler ve bu kadar insanı bu kadar küçük bir kutunun içine nasıl yerleştirildiğini tartışırlarmış. Bazıları kutunun içinde parmak kadar insanların dolaştığını gördüklerini iddia ederlermiş. Belki de o yüzden bende büyük bir gramofon merakı oluşmuştu. Geceleri komşular bizim evin bahçesinde toplanırlardı. Kadınlar sofada otururlar, erkekler ise bahçedeki tahta ve örgü sandalyelerde otururlardı. Komşular hadi bakalım Özcan koy birkaç plak dinleyelim dediklerinde gramofonun zembereğini kurar ve iğneli kafayı plağın üzerine yerleştirirdim. Sık sık kırılan zembereği yerinden söker, gazocağında kızıl oluncaya kadar ısıtır, Hacı Bekir’in mağazasından aldığım perçinlerle iki parçayı birbirine eklerdim. Her ekleme zembereğin biraz daha kısalmasına neden olurdu. Kısa zemberek bir plağı dahi sonuna kadar döndüremezdi. Koş Özcan derlerdi. Hemen kolu çevirir ve plağın okunmasını sağlardım. Bazen gramofon iğnesi bulunmaz olurdu. Orijinal iğne yerine toplu iğne kullanırdım.

Devam edecek

Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 60 kez ziyaret edildi.)