Nereden Nereye Geldik (3)

Biri İzmir’in en iyi ve tanınmış radyo tamircilerinden Hulusi Özersin’e DK 40 sersi lamba kullanılmış bir radyo götürüyor. Hulusi Özersin bu radyoların lambaları artık üretilmiyor. Ben şimdi size bir isim vereceğim. Menemen’e gittiğinizde Özcan Nevres diye kime sorsanız size dükkânının yerini tarif eder. O arkadaş bu lamba soketlerini söküp yerine bu gün için piyasada bulunan iğne ayaklı lambaların soketlerini takarak eskisinden farklı olmayan bir şekilde radyoların çalışmasını sağlamaktadır. Müşteri sorar. Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Koskoca İzmir’de bu işi yapan usta yok ama Menemen’de var öyle mi? Hulusi Özersin ben sizinle niye dalga geçeyim? O arkadaş bu konularda çok başarılı. Adam ikirciklidir ama yine de Menemen’e gelir ve kolayca dükkânımı bulur. Fiyatta anlaştıktan sonra soketlere olan bağlantıları kesmeye başladığımda adam yerinde duramaz olur. Böyle tepemde dikilir ve her kestiğim tel için bana hesap sorarsanız bu iş bitmez. En iyisi siz kahvehaneye gidin. İki saat sonra gelin. İki saat sonra geldiğinde çok kuşkulu ve gergindi. Nasıl oldu? Radyom tamam mı diye sorduğunda, kusura bakma o kadar çok tel kesmişim ki hangi telin nereye lehimleneceğini bulamadığımdan sizin radyo öldü dedim. Adam madem beceremeyecektin benim radyomu niye parçaladın diye bağırmaya başladı. O bağırıyor ben gülüyordum. Hadi boşuna nefes tüketme. Git bir katot pili al gel. Anot pili almanıza gerek yok. Müşteri pili alıp geldi. Kendi elimle yapmış olduğum doksan voltluk redresörün uçlarını radyonun kablolarına bağlamıştım. Bir buçuk voltluk pili flaman uçlarına bağlayınca radyo çalışmaya başladı. Adam radyosunun çalıştığını görünce ne adamsın yahu. Beni kalp sektesinden öldürecektin dedi.

O yıllar yokluk yıllarıydı. Bozulan bir hoparlörün yerine yeni bir hoparlör dahi bulamıyorduk. Elektrik tesisat işlerini de yokluk yüzünden bırakmıştım. Tam o sırada transistorlu radyolar çıktı. Eyvah demiştim. İşte şimdi ayvayı yedik. Malzeme aldığım yerde Transistor Nedir adlı bir kitap satılıyordu. Hemen bir tane aldım ve okudum. Meğer transistorun çalışma prensibi küçük farklarla lambalara benziyormuş. Gerekecek parçaları satın alarak transistorlu radyoların tamirine başladım. Daha sonra da büyük pilli radyoları transistorluya çevirmeye başladım. Radyo montajı yapmak için fazla beklemem olmadı. Ulaştırma bakanlığından gerekli ruhsatı aldıktan sonra İMGE marka radyo imal etmeye başladım.

Muğla’ya yerleştiğimde sokak içerisinde bir dükkân kiralamıştım. Cadde üzerinde küçücük bir dükkân vardı. Onu da imal ettiğim radyoların tanıtımını yapmak için kiraladım. İki dükkânın arasına kablo çekerek küçük dükkânın vitrinine koyduğum hoparlöre bağladım. Diğer uçlarını da kendi tasarımım olan duya fona bağladım. O yıllar duya fon bilinmiyordu. Radyosunu tamir ettirmek isteyen benim küçük dükkânımın önünde bu düvenin sahibi nerede diye sorduğunda duya fonun düğmesine basıp postaneye doğru yürü. Sağdaki sokağa sap. Kırmızı tabelalı dükkâna gel dediğimde abu bu düven konuşup duru diyorlardı. Müşteri dükkâna geldiğinde ne içersiniz diye sorduğumda genelde müşteri ben deyen de gelen derdi. Zahmet etme ben söylerim diyerek duya fon bağlantısını çay ocağına çevirirdim. Kemal!!! İki çay dediğimde karşı taraftan onay gelirdi. Tamam abi. Müşteriler bu olan bitenlere akıl erdiremezlerdi. Bir de bu müşteri köyüne döndüğünde hakkımda neler anlattığını bir düşünün. Zira köylerden merak edip de beni ziyarete gelenler vardı.

Meslek hayatımda hep yenilikler peşindeydim. Sesle ve insan vücudunun manyetik alanıyla tetiklenip yanan lamba devreleri imal ederdim. Dükkânıma insana duyarlı bir cihaz yapmıştım. Bir dost dükkânın önünden geçerken lambaların yandığını gördüğünde yanıma gelmek istemiş. Kapı açılmayınca yürümüş. İki üç metre gittiğinde lambalar sönmüş. Geri dönmüş. Lambalar yine yanmış. Aynı hareketini birkaç kez tekrarlamış. Ertesi gün geldi ve siteme başladı. Çok ayıp ettin. İnsan arkadaşıyla dalga geçer mi? Ne dalgası diye sordum. Ben dükkânının önünden geçerken ışıkları açtın. Gidince kapattın. Açıkçası benimle dalga geçtin dedi. Cihazı açtım ve gel benimle dedim. Ben şimdi senin yanındayım. İçeride başka bir kimse de yok. Üç metre kadar geri çekildiğimizde ışıklar söndü. Dükkâna doğru yürüdüğümüzde ışıklar yandı. Vitrin camına koymuş olduğum tenekeyi gösterdim. Bu teneke kimi görürse görsün ışıkların yanmasını sağlar. Ona insan vücudunun manyetik alanının ne olduğunu anlatmaya çalışsam anlamayacağı kesin.

Devam edecek

Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 56 kez ziyaret edildi.)