Ömür Dediğimiz Nedir ki

Ömür Dediğimiz Nedir ki
Torunum Can Nevres ile konuşuyoruz. Sınıf birincisi olarak almış olduğu ödülleri konuşurken, demek ki ben Silivri’de üç yıl daha birincilik ödülü alacağım dediğinde, inşallah ömrüm o günleri görmeye yeter dedim. Tabi ki göreceksin dedi. Ben daha on beş yaşında olmama rağmen çok çabuk yoruluyorum. Oysa sen neredeyse tam gün ayaktasın ve hiç boş oturmuyorsun. Bu durumda sen yüz yirmi yıl yaşarsın. Yaşı ilerlemiş bir insanın umulmadık bir zamanda ve umulmadık bir şekilde hastalana bileceğini ve o hastalığın onu sonsuza alıp götürebileceğini söyledim. Yok be dede dedi. Senin çok uzun yaşayacağın benim içime doğuyor. Ona nasıl anlatabilirdim, insan yaşamının pamuk ipliğine bağlı olduğunu? Hele günümüzde trafik magandalarının kol gezdiği bir süreçte. Çarşıda alış veriş yaptıktan sonra Kumluktaki evimize dönüyorduk. Arabamda eşim ve baldızım da vardı. Mimarsinan Köprüsünün yan yoluna saparken birden yanı başımda bir karaltı belirdi. Direksiyonu sert bir şekilde sola kırdım. Trafik magandasının arabası yanımızdan arabama sürtünürcesine geçti. Uzun süre kornaya bastım. Trafikte bunun anlamının küfür olduğunu herkes bilir. Tali yoldan ana yola girecek olanın her zaman çok dikkatli olması gerekir. Eğer bir sürücü tali yoldan ana yola en az seksen kilometre hızla giriyorsa, hem de şehir içinde o sürücünün kafasında mutlaka tahtaları eksiktir. O hızla arabama yandan çarpmış olsaydı, ne eşim ve ne baldızım sağ kalmazdı. Benim de işe yarar bir halim kalmazdı. Belki de ölü sayısı üç olurdu. Şimdi bu trafik magandasına sormak gerekir. Paşaya kelle mi yoksa tabakhaneye dışkı mı yetiştiriyordun. Tali yoldan ana yola o kadar büyük bir hızla niye girdin. Her insan intihar etmeyi düşüne bilir. Ama gerçek anlamda insan olan biri ölmeyi göze aldığında başkalarına zarar vermeyi düşünmez. Bu magandalara hiçbir şey soramayız. Hele, hele, benim gibi yaşı yetmiş sekize ulaşmış biri hiç soramaz. Sormaya kalkacak olsam hemen kol kuvvetini kullanmaya kalkışır. Peki, trafikte arabalarını efendice kullanan genci ihtiyarı bu magandalarla nasıl başa çıkacak. Zira bu tür magandalar yalnızca kol güçlerine güvenmezler. Bellerinde taşıdıkları silaha daha çok güvenirler. Bu trafik magandaları yüzünden kaç insanımızı kaybettiğimizin hesabını tutan var mı? Bu ülkede bazı insanlar yasalara ve kurallara uymamayı marifet sayıyorsa, onları yola getirmenin elbet de bir yolu vardır. Oda yaşam alanlarına ve önemli noktalara oldukça sık kameralar yerleştirmektedir. Yıllardır Amerika Birleşik Devletlerinde üniversite öğretim üyesi olarak çalışmakta olan Kızım Doktor Hediye Nevres Silivri’ye geldiğinde şehir içinde ve dışında geziye çıkmıştık. Şehir içindeki tümsekleri gördüğünde bu tümsekler arabaların hızını kesmek için mi yapılmış diye sordu? Evet dediğimde iyi de kimsenin hız kestiği yok ki. Amerika’da hele hız sınırını bir aş bakalım başına ne gelecek? Trafikteki tüm sürücüler kameralarla adım, adım takip edilmektedir dedi. Oysa bizde bırakınız şehir dışını Silivri’nin içinde bile kamera yok. Olanların da çalıştığı yok. Oysa E 5 üzerine kameralar konulacak olsa kameralar için yapılan masraf umarım bir günde çıkar. Kalan günler de kar hanesine yazılmış olur. Aldığım duyuma göre sivil trafik polisleri sivil bir araçla hız kontrolü yapıyorlarmış. Bu kontroller yüzünden çok sayıda insanımız yüklü bedeller ödemişler. Oysa hız kontrolleri para cezası yazmak için yapılmamalıdır. Caydırıcı olması için yapılmalıdır. Eski mezarlığın yakınındaki kavşakta elektronik denetim sistemi vardır. O nedenle tüm sürücüler o kavşakta çok dikkatli araba kullanmaktadırlar. Yolların tümü kameralarla kontrol altına alınacak olsa haberlerde izlediğimiz ve tüylerimizi diken, diken yapan ölümlü haberleri bu denli sıklıkla dinlemek eziyetinden kurtulmuş oluruz.
Sevgili torunum Can Nevres bana yüz yirmi yıl ömür biçiyor ama bu ömrü biçerken trafik magandalarını hiç dikkate almıyor. Bir buçuk yıl önce belediyenin karşısında bir maganda azami kırk dört kilometre hızla gidilebilecek caddede arabama arka yandan çarpmıştı. Arabam havalanmış, görgü tanıklarına göre ağaca çarpıp dönmüş ve koca caddeyi havadan aşarak belediyenin duvarı kenarındaki yüksek kaldırıma çarparak durmuştu. Ben hiçbir şey görmemiştim. Nedeni ise aldığım darbe yüzünden oturduğum koltuk kırılmış ve ben arabanın içinde tabutta yatar gibi yatıyordum. Benim için sevindirici olan arabamın kaldırımda duran iki kadına çarpmamış olmasıdır. Bir minibüs sürücüsü yanıma geldiğinde arabanın içindekine ne oldu diye sorduğunda benim dedim. Ellerini gökyüzüne doğru kaldırarak Allahıma bin şükür sana bir şey olmadı demişti. Zira biz bu arabadan sağ çıkılmaz demiştik. Acı ama gerçek. Ben bu kazada yüzde yetmiş beş kusurlu bulunmuştum. Kaza raporunda bana çarpan arabanın aşırı hızından söz edilmediği gibi bir de olay yerindeki yolun çamurlu olduğunu yazmışlardı. Belediyenin önündeki caddenin çamurlu olması olası mı? Bu ölümcül kazadan yara almadan kurtulduğum için olayın üzerine gitmedim ama o rapor halen içimde büyük bir yara. Aşırı hızla ölümlü kazaya neden olanlar cinayet ile yargılanmalılar ki sürücüler en azından şehir içinde aşırı hız yapmamak gerektiğini öğrensinler. Aksi halde yaşamamız pamuk ipliğine bağlı olarak sürer gider.
Özcan Nevres ozcan.nevres@gmail. com

(Bugün 1, toplamda 77 kez ziyaret edildi.)