ONU UNUTMALIYIM

 

O’ NU  UNUTMALIYIM

 

Radyomu hafif bir sesle açmış Neşe Can’ ın şarkılar proğramını dinliyorum. Proğramda en çok sevdiğim şarkılardan biri olan, seevda yaratan gözlerini her zaman görsem yer alınca iyice kendimden geçmiştim. O’ nu düşünüyordum. Telefonumun sesiyle irkildim. Ahizeyi kaldırıp kulağıma dayadım. O’ nun sesiydi. Bana dinlemekte olduğum şarkıyı dinletiyordu. O halde sende dinle diyerek radyomun sesini biraz daha açtım. Şarkıyı sonuna kadar beraber dinledik. Şarkı bitince radyolarımızı kapattık. O hıçkırıklarla boğulurcasına

Bir şarkımız vardı. Onu silmedin değil mi diye sordu. Portatif teybimdeki ayrılsakta beraberiz şarkısını kastediyordu.

Hayır silmedim dedim.

Onu daha da silmeyecek misin?

Evet yaşadığım sürece de silmeyeceğim.

Seni se…..  Sözünü tamamlayamadı. Tiz bir hıçkırık sesiyle telefonu kapattı. Üst üste defalarca aramama rağmen cevap alamadım. Bir burukluk çöktü içime. Ağlamak istiyordum, hem de onun gibi hıçkıra hıçkıra. Boğazımda bir şey düğümlenmişti sanki. Ne ağlaya biliyor ne de yutkuna biliyordum. Boğulur gibiydim. Teybi önüme çektim, tuşuna bastım. Yüzümü masaya kapatarak, şarkımızı dinlemeye,bir yandan da geçmişimizi düşünmeye başladım. Onunla el ele tutuşur, Bahri Baba Parkında, Fuarda gezerken dünyayı unutur, ne geçmişimiz ne de geleceğimiz umurumuzda bile olmazdı. O günkü mutluluğumuzun ömer boyu süreceğine öylesine inanıyorduk ki. Ne bilirdik hayalle gerçek arasındaki korkunç uçurumu. İkimizin’de başında kavak yelleri esiyordu.

Son buluşmamızda çok üzgündü. Nedenini sordum?

Hiçbir şey sorma bana, üzgünüm  işte o kadar diye yanıt verdi. Israr ettim ağlamaya başladı. Yine ısrar ettim. Kendisini iyice toparlamış ve kendisinden oldukça emin tavırla

Bu artık son buluşmamız olacak dedi.

Niye?

Annem böyle olsun istiyor da ondan.

Peki anneni dinleyecek misin?

Maalesef evet.

Neden dinleyeceksin?

Hiçbir şekilde annemi kıramam. Annem beni bir akrabamızın oğluna sözlemiş,  annemin hatırı için o akrabamla evlenmeye mecburum.

Peki bu durumu iyice düşündün mü? Mutlu ola bilecek misin? Sonunda pişman olmayasın.

Belki mutlu olurum belki de olamam, bundan sana ne. Tepemin tası atmıştı. Bir öfke selinin içinde bulmuştum kendimi.

Mutlu olamayacağını biliyorum:İyi düşün ve kararını hemen ver. Ya şimdi benimle gelirsin, ya da bir daha bir birimizi görmemek üzere ayrılırız.

İyi düşündüm ve ayrılmakta da kesin kararlıyım. Hiçbir şekilde annemi kıramam.

Ben de sana son sözümü söyleyeyim; gün gelir pişman olursan,  geri dönmek istersen, dönme isteğini asla kabul etmeyeceğim.

Merak etme, sana hiçbir zaman geri dönmeyeceğim. Elimi uzattım

O halde yine de dostça ayrılalım dedim. Uzattığım elimi tutmadı bile. Arkesını döndü, isteksiz adımlarla yürüdü gitti. O uzaklaşırken gözlerimi hiç ayırmadım üzerinden. Sanki beynime kazımak istiyordum gidişini. Başını iyice önüne eğmiş, belki de ağlıyordu.

O an ölümün özlemiyle yanıp tutuşmuştum. Günlerce aç kalmış bir insanın hayalinde sıralanan yiyecekler gibi, ölümün her türlüsü geçti gözlerimin önünden. Ağır, ağır, ayaklarımın bilinçsizce sürüklediği yere doğru yürüyorum. Bir ara kendimi toparlamaya çalıştım. Büyük sinemanın önüne geldiğimi fark ettim. Ta Çankaya’ dan buraya kadar nasıl yürümüştüm hiç fakında değilim. Her şey öylesine bulanık ki, ne yapacağımı, nereye gideceğimi bir türlü kestiremiyorum. Öylesine perişanım.

Her şeyi oluruna bırakmaya karar verdim. Afişlere göz attım. Programdaki filmin ne olduğunu anlamadan gişeye yöneldim. Biletimi alarak içeriye girdim. Yerime otururken, yer göstericiye yüklü bir bahşiş verdim. Gürültülü bir şekilde teşekkür ederek ayrıldı. Başımı tokmaklayan düşüncelerden bir türlü kurtulamıyordum. Antrakta çıkıp gitmeye karar verdim.

Işıklar yandığında,gitmek üzere kalktım. Birden aynı sırada sol tarafımda oturan güzel bir kızın ısrarlı bakışlarıyla karşılaştım. Bakışları çok etkilemişti beni. Tekrar yerime oturdum. Uzun uzun bakıştık. Gözlerinde hüzünlü bir anlam vardı. Sanki ağlamaklıydı. Gidip , yanındaki boş koltuğa oturdum. Tepeden inme

Sizinle tanışmak istiyorum demiştim.

Çok cüretkarsınız

Sizde çok güzelsiniz.

Doğrusu çok merak ediyorum, gerçekten dediğiniz kadar güzel miyim? Yoksa her gördüğüne iltifatlar yağdıran bir yalancıyla mı karşı karşıyım.

Ben gerçeği söylüyorum, siz nasıl isterseniz öyle yorumlayın. Yüzüme dikkatle baktı. Hüzünlü gözlerini harelendi en gir kirpiklerini hafifçe oynatarak

Size inanmak isterdim  ama; erkek milleti değil misiniz? Ne de olsa pek inanmaya gelmez.

Bana inanmalısınız. İnanmanızı istiyorum. Zamanla beni daha iyi anlayacaksın. Işıklar sönmüş, film başlamıştı. Heyecandan her tarafım tir tir titriyordu. Yavaşça elimi uzattım. İnce uzun parmaklı elini avucumda sıkmaya başladım. Eli yumuşacıktı. Uzun uzun yüzüme baktı.

Yapma ne olur, canımı acıtıyorsun. Hem de bir gören olur. Elini çekmek istedi, bırakmadım.

Söz ver hiç ayrılmayacağımıza, söz deyinceye kadar da bırakmadım. Film bitince beraberce dışarıya çıktık. Bir taksiye binerek fuara gittik. Küçük Göl Gazinosunda meyve sularımızı yudumlarken, o bana kendisini, ben de ona kendimi tanıttım. Her olasılığa karşı biri birimize adreslerimizi verdik. İki gün sonra tekrar buluşmak üzere ayrıldık. Sevinçten uçuyordum. Birkaç saat önce dünyası yıkılan sanki ben değildim. Yıkılan dünyamın yerine yep yeni bir dünya kurulmuştu, hem de umutlarla dolu. Buluşmamız peş peşe devam ediyordu. Her geçen gün bizi, biri birimize daha çok yaklaştırıyordu. Hele ailelerimizin iznini aldıktan sonra, iki aile arasında gerçekleştirilen sade bir nışan töreninden sonra hiç ayrılmaz olmuştuk.

Başımı masadan kaldırdım. Neden onu düşünüyorum, diye kendime sordum. Onunla aramızda her şey bitmemiş miydi? Kendime yeni bir dünya kuran ben değil miydim? Hem de ışıl ışıl umut dolu bir dünyaydı bu. Işıklı, umut dolu dünyamda artık onun yeri yoktu. Kim olursa olsun. Nışanlımla arama en küçük bir gölge düşürmemeliydi. Ayrılsak beraberiz  şarkısın tekrar çalacak şekilde ayarladım teybimi. Silici düğmesine basarak çalıştırdım. Şarkıyı yıkılan eski dünyamın enkazı altına gömdüm. Telefonun zili çaldı. Ahizeyi kulağıma dayadım. Yine o idi.

Şu anda ağladığımı ve gururumu ayaklarının altına atarak sana dönmek istediğimi anlıyorsun değil mi? Dedi.

Ağlaman boş, bana tekrar dönmenden söz edilemez bile. Biliyorsun nişanlıyım ve nişanlımı da ölesiye seviyorum.

Peki ben ne olacağım. Beni hiç düşünmüyor musun?

Bir tek şey biliyorum. O da seni unutmaya mecbur olduğumu ve bunu başardım da.Sen de unutursun. Annenin hatırı için.

Anemin Allah belasını versin diyerek kapattı telefonu.

Birkaç gün sonra bir mektup aldım. Zarfın üzerindeki yazıdan mektubun ona ait olduğunu anlamıştım. Merakla zarfı açtım. İçinden çıkan mavi pelür kağıda sadece Nokta Noktam şiiri çıkmıştı. Şiirden başka hiçbir şey yoktu mektupta. Pelür kağıtlarını ince ince yırttım ve çöp sepetine attım. Sabırsızlıkla nişanlımın gelmesini beklemeye başladım.

 

 

Özcan  NEVRES

(Bugün 1, toplamda 88 kez ziyaret edildi.)