Saksılarımızı Hazırlayalım

Saksılarımızı Hazırlayalım

Geçen hafta yirmi iki yıl önce çalınmış olan arabamın kaydını sildirmek üzere Foça Gencelli’ye doğru yola çıktım. Devlet çalınan arabamı bulmakta ne kadar çaresizse, hak etmediği vergiyi almakta o denli becerikli. Arabaların kaydının silinmesi için çok katı kurallar da koymuşlar. Çalınan arabam İzmir plakalı olduğu için İstanbul’dan işlem yapamıyorum, yapmıyorlar. Oysa işlem İstanbul’da yapılabilseydi, başıma gelenler gelmeyecekti. Aliağa birinci plaja sapan yolu yüz metre kadar geçmiştim ki birden şanzımandan gelen bir takırtı oldu ve şanzıman kilitlendi. Kardeşime telefon ettim. Eniştem bir arkadaşıyla geldi. Arabamı her hangi bir kazaya neden olmaması için kaldırıma çıkarıp bıraktık. Ertesi gün çekiciyle Aliağa Sanayi Bölgesine çektirdik. Şanzıman değiştirmenin bana maliyeti bin lira oldu.

İzmir Kemer’deki Araç Tescil Bürosuna gittiğimde kesenin ağzını açtım. Üç kâğıt için doksan sekiz lira, takipçiye de elli lira verdim. Takipçinin işlemlerinden sonra sıra numaramı alıp beklemeye başladım. İşlemlerde noter tasdikli takipçiyi bile kabul etmediklerinden bekleme faslı başladı. Saat dokuzda başlayan bekleme saat on altıda sona erdi. Görevli yarın gel, saat onda imzadan çıkacak olan evrakını al dedi. Ertesi gün dokuzda gittim. Saat onda imzadan çıkan evrakı veren memur bunu araçlar vergi dairesine götür dedi. Sıkıntılı bir minibüs yolculuğundan sonra evrakı ait olduğu bölümün görevlisine verdim. İki yüz doksan liralık ceremeyi ödedim. Birkaç getir götürden sonra görevli elime bir kâğıt tutuşturdu. Bunu araç trafik bürosuna götürüp imzalat ve ardından yine bana getir dedi. Çok gürültülü bir minibüsle geri döndüm. Evrakı görevli memura verdim. Sıra numarası al ve bekle dedi. Artık dayanacak halim kalmamıştı. Beyefendi ben yetmiş dokuz yaşındayım. Yine beni saatlerce bekletip düşüp bayılmamı mı izlemek istiyorsunuz dediğimde çok ilginç bir yanıt aldım. BANA NE. Müdürleri ile görüşmek için üst kata çıktığımda bir gün önce işlemlerimi yapan bayan memur, amca hayrola diye sorduğunda, başıma geleni anlattım. Siz verin onu bana dedi. Saat on üçte bana gel evrakını al dedi. İçimden demek halen böyle memurlar varmış diye geçirdim. Saat on üçte gidip evrakı aldım. Yine gürültülü bir yolculuktan sonra araç vergi bürosuna gidip evrakı verdim. Tamam dediler. Bu araba yüzünden üzerinizde iki haciz kararı vardı. Biz o kararları kaldırtacağız dedi. Evrakın bir fotokopisini istediğimde fotokopi vermiyoruz ama size vereyim dedi. Fotokopiyi aldığımda tüm işlemler bitmişti. Sadece Foça Gencelli’ye dönüş kalmıştı.

Trene Biçerova durağından biniyor ve dönüşte de aynı durakta iniyordum. Gidiş gelişlerde gözüm hep Biçerova’daydı. Henüz Menemen CHP de genç bir yöneticiyken bu ova bataklıktı. Yaptığımız yoğun başvurularla ovanın ortasından bir boşaltım (tahliye) kanalı açılmasını sağlayarak koca bir ovanın tarım yapılabilir bir duruma gelmesini sağlamıştık. Ovada Ege’nin en kaliteli domatesleri yetiştirilir olmuştu. Mevsiminde kamyonlar dolusu domates İzmir’e sevk ediliyordu. Kurutulan bataklıktan sonra Biçerova’daki ılıcaya yol yapılmış ve ılıcaya kolay ulaşılması sağlanmıştı.

Önce Eoly federalinin en büyük ve en zengin devleti Kyme’de gemi söküm tesisi kuruldu. Dünyanın önem verdiği tarihi kalıntıların üzerinde demir çelik fabrikaları kuruldu. Açtıkları artezyen kuyuları yüzünden ılıcanın suyu yok oldu. Sermaye doymak bilmiyordu. Yeni, yeni sanayi tesisleri kuruluyordu. O güzelim ova Horozgediği ve Çakmaklı ovaları ile birlikte tarım yapılamaz hale geldi. O bölgede kurulan sanayi tesislerinden dünyanın en verimli ve büyüğü olan Menemen ovası ölüm sinyalleri vermeye başladı. Üzüm bağları ve meyve ağaçları söküldü. Arazi sahipleri getirisi çok az olan pamuk tarımına yönelmek zorunda kaldılar. Trende yanımda oturan birine bu ova bir başka ülkede olsaydı böylesine sanayi tesisleri uğruna kıyarlar mıydı diye sorduğumda asla kıyamazlardı diye yanıt almıştım. Yol boyunca gördüğüm tüm verimli ovalar ve ovacıklar hep sanayiye kurban edilmişlerdi. Bu gidişle biraz yeşillik yiyebilmek için yiyeceklerimizi saksılarda yetiştirmek zorunda kalacağız. Şayet saksılara koyabileceğimiz toprağı bulabilirsek.

Özcan Nevres    ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 19 kez ziyaret edildi.)