Zeytin Ağaçlarını Sökenlere

Zeytin Ağaçlarını sökenlere

Ey zeytin ağaçlarını sorumsuzca sökenler!!!! Siz bir zeytin ağacının kaç yılda yetiştiğini biliyor musunuz? Ağacın tam gelişmesi için en az yirmi beş, otuz yıl gerekmektedir. Bu da eğer dikecek bir yer bula bilirseniz ve bu sökülen ağaçların yerine altı bin fidan dikerseniz, dikenlere para kazandırması için en az yirmi, yirmi beş yıl gerekecektir. Zeytin ağacından kaliteli ürün alabilmek için fidanların sulak olmayan verimsiz arazilerde yetiştirilmesi gerekir. İşte zeytin ağacı yetiştirmenin zorluğu da buradadır. Zeytin fidanı üç yaşını doldurduktan sonra sulanması gerekmez. Üç yaşını doldurmuş olan zeytin fidanının kökleri çok derinlere gittiği için yaşamını sürdürmesi için gereken suyu kendisi bulur. Eskiden zeytin ağaçları delice zeytinlerinden yetiştirilirdi. Fidan gelişmeye başladığında aşılanarak meyvesi yenilecek duruma getirilirdi. Günümüzde ise normal zeytin ağaçlarından kesilen dallardan yetiştirilmektedir. Bu yüzden aşılamak gerekmemektedir. Ülkemizde zeytinciliği yerli Rumlar geliştirmişlerdir. Dikim için hazırladıkları araziye bağ çubuğu diktikten sonra aralarına zeytin fidanları dikerlerdi. Fidanı dikerlerken fidanın yanına çatlak bir testi veya çatlak bir küp gömüp içini su ile doldururlardı. Çatlaktan sızan su dikilen fidanın su gereksinimini yaz boyu karşılardı. Zeytinlerin arasına bağ dikmenin nedeni ise bağ üçüncü yılında ürün vermeye başlar. Beşinci yılda verim doruğa çıkar. Bağların ekonomik ömrü yirmi beş yıldır. Zeytinin verimliliği ise yirmi beş yılda başlar ve yaşamı binlerce yıl sürer. Zeytin ağacı verimli sürece girinceye kadar üretici üzüm geliriyle yaşamını sürdürürdü. Yeni tip bodur zeytincilikte ise dikilen fidan üçüncü yılda ürün vermeye başlar. İyi kötü bakım masraflarını kendisi karşılamış olur. Yıllar geçtikçe her yıl verimini arttırarak on, on beş yılda verimde doruğa ulaşır. Anlaşılacağı gibi hiçbir nedenle zeytin ağaçları kıyıma uğratılmamalıdır.

***

Silivrililer ve Beykentlilere kötü bir haber var. Bir milyon Suriyeli sığınmacı ya Silivri’ye ya da Beykent’e yerleştirilecekler. Bu hesaba göre kötü şans hangisine vurursa orada yaşayanların yaşamlarını karartacaklar. Hırsızlık onlarda, cinayet işlemek onlarda, dilencilik yine onlarda. Bu insanlar ister Silivri’ye ister Beykent’e yerleştirilsinler. Bu insanlar geçimlerini ne ile sağlayacaklar? Ellerinden ne iş gelir? İzlenimlere göre bu insanlar çalışmaktansa dilenmeyi yeğliyorlar. O halde yerleştirildikleri yerlerde ne yapacaklar? Dilencilik mi, hırsızlık mı? Bir de bu insanlara birer de konut verecekler. Yani paraşüt ile indirilen evlere sahip olacaklar. (Paraşüt ile indirme çalışmadan, hak edilmeden elde edilen kazançtır) Ülkemizin insanları beşikten mezara kadar tüm yaşamında devlete vergi öderler. Buna rağmen yoksullar için başlarını sokacakları bir eve sahip olmaları için kimse kılını dahi kıpırdatmaz. Bu ülkemiz insanlarına yapılan bir haksızlık değilse nedir?

Her ne kadar Silivri’de doğup büyümüş biri olmasam da yaklaşık on beş yıldan beri bu bölgede yaşıyorum. İki buçuk yılı Büyükçekmece’de geçmiştir. Kalanı ise Silivri’de geçmiştir. Torunum Can Nevres Mektebim Fen Lisesinde daha iki yıl okuyacağından istesek de Silivri’den Ayrılmamız olası değil. Bu yüzden her Silivrili gibi biz de Suriyelilerin Silivri’ye yerleştirilmelerine karşıyız. İki yıl sonra Silivri’den ayrılmış olsak bile Silivrililere bu desteğimiz devam edecektir.

Özcan Nevres   ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 64 kez ziyaret edildi.)