Şerefle sürdürülmüş bir hayatın Hazin Öyküsü

ŞEREFLE SÜRDÜRÜLMÜŞ BİR HAYATIN HAZİN SONUCU

Elazığ’ da bir matbaa. Bu matbaada Satfeti Milliye adında bir gazete, Anadolunun Kurtuluş Savaşına karınca, kararınca katkıda bulunabilmek için yayın hayatına atılıyor. Gazetenin tüm işlerini, Macar zade Hakkı Bey adında, genç bir araba boyacısı yürütmektedir. Bir taraftan o günlerin en popüler taşıt aracı olan at arabalarını güzel motiflerle süslerken, öte yandan ulusal uyanış için yoğun bir çaba sarfediyor.
Dut ve şimşir ağacı tahtasına işlediği karikatürlerle Satfeti Milliyeyi süslerken, mürekkep bulamadığı zamanlarda da odun isiyle basıyor gazeteyi. Ve bir gün padişah efendimizin!.. idam fermanıyla Anadolu’yu terk etmeye mecbur kalıyor. Kaçak olarak gittiği İtalya’da Kilise kapılarında dilenmekten tutun da hamallığa kadar her türlü işe girip çıkıyor.
Yıl 1919… Anadolu’ da kurtuluş harekatı fiilen başlamış durumda. Bunu öğrenen Macar Zade Hakkı Bey hemen Balkanlara geçerek ulusumuz yararına casusluk yapmak görevini yükümleniyor. Bu görevini de başarı ile sürdürüyor. Kurtuluş Savaşımız başarı ile sonuçlandıktan sonra, anavatana dönüyor ve meddahlığa başlıyor. Kendisine teklif edilen para ve madalyadan, ihtiyacı olduğu için parayı tercih ediyor.
Yıllarca onurlu bir yaşamın sürücüsü olmuştur Meddah Hakkı Acar. Gündüz tabela yazarak, gece de meddahlık yaparak Anadolu’ yu karış, karış gezmiştir. Ne anılarını yazmış, ne de böyle bir şeyi düşünmüştür. O unutulmuşluğundan ve mesleğinden çok memnundu.
Menemen’ de bulunduğum yıllarda sık, sık buluşur uzun, uzun dertleşirdik. Demokrat Parti iktidarının Anayasa ve yasa dışı baskılarına karşı giriştiğimiz amansız direnme savaşımızda, beni sık, sık daha sakın olmam için ikaz ederdi. Doğrusu bu davranışına da için, için kızardım. 1959 u 1960 a bağlayan yılbaşını hapiste geçirerek süsledim direnme savaşımızı. Dışarıdakiler, çeşitli eğlencelerle, geride bıraktıkları yıla veda ediyorlardı. Umutsuzluğun ve unutulmuşluğun ne denli acı olduğunu, hapiste olduğum iki ay içerisinde yaşayarak öğrendim.
Dost kara günde belli olur derler. Bir yılbaşı geçirmiştim hapiste. Dost olarak yüzüme gülenlerin hiç biri gelmemişti ziyaretime. Tek bir yılbaşı tebriği kartı almıştım. O da C.H.P. Menemen İlce Başkanı sayın İdris Tınaz’dandı.. Bu durum Meddah Hakkı Acar’ın bana olan uyarılarında ne denli haklı olduğunu öğretmişti bana. Oysa hürriyetler pazarlıkla değil, zorla alınırdı. Geçmişi sil baştan ederek, daha da bilenmiş olarak Demokrat Parti’ ye karşı yeniden mücadeleye başlamıştım. İnsanların mukadderatıyla oyuncak gibi oynamaktan,onları hapishane köşelerinde süründürmekten, kendi çıkarlarını korumak amacıyla, hiçbir sakınca görmeyen Demokrat Partililer, bir gün sonra, kendilerini bekleyen akibetten habersiz, yeni bir oyun koyuyorlardı sahneye. 26 mayıs 1960 Perşembe günü, telsiz imal ediyor diye ihbar edildim. Ertesi gün ihtilal oldu. Bu benim için çifte kurtuluştu.
Baskı rejiminin yıkılması, Umut, umut yayılmıştı gönüllere. Herkes bayram yapıyordu. D.P. nin amansız fedaileri ise sığına bilecekleri bir C.H.P li gölgesi arıyorlardı. O gün bana daima sakin olmamı öneren Meddah Hakkı Acar’ ı aradım. Onu her zamanki gibi, yatıp kalktığı, tabelaları yazdığı han odasında buldum. İçimdeki büyük heyecan ve sevinç yüzünden kabıma sığamıyordum. O yine bana sükunet tavsiye etmişti.
Acele etme evlat, biz ne devrimler gördük. Sus ve köşene çekil demişti.
Anlıyordum ki, karamsarlık sıra dağlar gibi abanmıştı Macar Zade Hakkı Beyin benliğine. Haklıydı da. Ama o gün için bunu idrakten yoksundum. Kasığındaki kocaman fıtığı, gözlerindeki zafiyet ve tüm ihtiyarlık olguları çalışmasını engelliyor ve bir gün çalışamama nedeniyle, dilenmeye mecbur kalacağı korkusu, onu ölmeden, ölümden de beter ediyordu. Oysa fırsatları değerlendirseydi, fukara babası olacağına, fırsatçılar kervanına katılsaydı, elbette bu günkü kadar boşlukta kalmayacak ve hayatının son günleri bu derece kuşkulu ve kabuslarla geçmeyecekti.
1967 yılının başlangıcında, doğup büyüdüğüm beldeyi, yani Menemen’ i terk ederek Muğla’ ya yerleştim. İşlerimin yoğunluğu nedeniyle, zaman, zaman gittiğim Menemen’ de fazla kalamıyor ve eski dostları ziyarete zaman ayıramıyordum. Bu nedenle Hakkı amcayla da uzun süre görüşemedim.
20 ocak 1968 tarihinde atölyeme girdiğimde masamın üzerinde iki mektup duruyordu. Önce Hakkı amcadan gelen mektubu açtım. Okurken tırnaklarımın ucuna kadar ürpermiştim. Korktuğu başına gelmişti Meddah Hakkı Acar’ın. Yitikliğini, çaresizliğini kelime, kelime döşemişti mektubunun içine. Hastaydı ve en kötüsü açtı. Önce onu açlıktan kurtaracak önlemi aldım. Sonrada Başbakan ve İçişleri Bakanına çektiğim telgraflarla Meddah Hakkı Acar’ ın durumunu bildirdim.
Bir süre sonra Demokrat İzmir gazetesi Meddah Hakkı Acar’ ın bir şok sonucu hastaneye kaldırıldığını yazmıştı. Hemen Menemen’ e hareket ederek. Kendisini hastanede ziyaret ettim .Devlet Hastanesi Başhekimi sayın Niyazi Kula da insanca ilgisini esirgemiyordu Hakkı amcadan. Ona öz babası gibi ihtimam gösteriyor, hızla iyileşmesi için gereken her şeyi yapıyordu. Hastaneden müsterih olarak ayrıldım.
Ekim ayı içerisinde Hakkı amcadan yine bir mektup aldım. Bu defa ki mektubu umut doluydu. Kendisini basın ve tiyatro mensuplarının ziyaret ettiğini ve geliri kendisine kalmak üzere 15 Kasımda bir jübile düzenleyeceklerini yazıyordu. Oysa basın mensuplarının da, tiyatro mensuplarının da vaatleri taşıma sudan ibaretti. Ve değirmen taşıma su ile dönmüyordu. 16 Kasımda Meddah Hakkı Acar’ ın mesleğe veda jübilesi yapıldı. Jübileyi Bir Delinin Hatıra defteri oyununun başarılı temsilcisi, genç yetenek Yücel Çifçi ile Halk Eğitim Merkezi Müdürü İbrahim Şen düzenlemişlerdi. Jübilede ne basın, ne de tiyatro mensuplarının en küçük bir katkıları yoktu.
18 Kasım gününün İzmir ve İstanbul gazeteleri Meddah Hakkı Acar’ın mesleğe veda jübilesine geniş yer verdiler. Bir süre sonra da İzmir Radyosu jübileden bazı pasajları halka sundu.
Elim ama gerçek. Kurtuluş savaşımızda, insanca yaşamamız için yapılan destansal mücadelede, gücünün yettiği kadar katkıda bulunan Macar Zade Hakkı Beyin, bu gün 86 yaşında ve mesleğe veda jübilesinden sonra, Tire’de Kemerdere’li Ali Efenin kahvehanesinde dilenmemek ve dilenmeden kazanacağı bir lokma ekmek parası için meddahlığa devam etmesi, şerefle sürdürülmüş bir hayatın hazin soncudur.
Kurtuluş savaşı kahramanlarından Macar Zade Hakkı bey, bu gün ihtiyarlığı nedeniyle çalışamamanın düşürdüğü sefalet içerisinde, Tire’de Kemerdereli Ali Efenin kahvehanesinden, Demirel’in nurlu ufuklarına el sallayarak Demirel’i selamlamaktadır. Sayın Demirel ve hükümeti Meddah Hakkı Acar’ın selamını kabul edecek mi? Bunu zaman gösterecek.

Not : Bu yazı kasım 1968 de Ulus gazetesinde yayınlandıktan sonra uzun süren yazışmalardan sonra kendisine maaş bağlanması kararı alınmıştı. Ne yazık ki ilk maaşını dahi alamadan Tireli Kemerdereli Ali efenin kahvehanesinde yaşamını noktalamıştı.

ÖZCAN NEVRES

(Bugün 1, toplamda 110 kez ziyaret edildi.)