Vefa Borcu

Vefa Borcu
Bazı insanlar doğup büyüdükleri memleketlerini yüceltmek için büyük çaba harcarlar. Bunlardan biri de Mardin’in Kızıltepe ilçesinin Sinekli köyünde öğretmen olarak görevini sürdüren araştırmacı yazar Yurdal Demirer’dir. Yurdal Demirer şimdiye kadar yayınlanmış olan kitaplarına yeni bir kitap daha eklemek çabası içerisinde. Yeni kitabı Mardin’e emeği geçmiş değerli insanlara geniş yer veren bir kitap olacak. Bu yüzden bir zamanlar Elazığ’da yayınlanan Satveti Milliye gazetesinde karikatürleri ve şiirleri yayınlanmış olan, bir zamanlar baba oğul gibi olduğumuz Meddah Hakkı Acar Hakkında benden bilgi istiyor. Ne yazık ki Macar zade Hakkı beyin, yani Meddah Hakkı Acar’ın geçmişi hakkında yeterli bilgim yok.
Macar zade Hakkı Bey Elazığ’da at arabası imal eden bir ustanın yanında çalışmaktadır. İmal edilen arabaları birbirinden güzel figürlerle süsleyerek boyamaktadır. Geceleri ise Satveti Milliye gazetesinin basıldığı matbaada çalışmaktadır. Macar zade Hakkı Bey belki de dünyada bir ilki gerçekleştirmişti. Şimşir tahtasına işlediği karikatürler gazeteye basılmaktadır. O yıllar yokluk yıllarıydı. Mürekkep bulamadıklarında gazeteyi kömür isiyle basıyorlardı. Çizdiği karikatürler ve yazdığı şiirler yüzünden hakkında idam fermanı çıkarılınca, geceleri yürüyerek Akdeniz’e vardığında bir İtalyan gemisine binerek İtalya’ya kaçıyor. Kilise kapılarında dilenerek yaşamını sürdürüyor. Kurtuluş Savaşımız başladığında Balkanlara giderek ülkemiz için casusluk yapmaya başlıyor. Savaşın zaferle sonuçlanması üzerine Türkiye’ye dönüyor. Yaptığı hizmetler nedeniyle kendisine iki öneri yapılıyor. Para mı istersin yoksa madalya mı? diye sorduklarında uzun yıllar parasız kaldığı için parayı yeğliyor. Ne bilirdi ileride o madalya sayesinde kendisine maaş bağlanacağını? Bilseydi madalyayı almayı yeğlemez miydi?
Henüz askerlik görevimi yeni tamamlamıştım. Bir arkadaşım bu gece Meddah Hakkı’nın Giritli Hüseyin Ağanın kahvehanesinde gösterisi var. Gidip onu izleyelim dedi. Henüz yapacak bir işim olmadığı için kabul ettim. Bir masanın üzerine bir sandalye konulmuş. Meddah Hakkı da sandalyenin üstüne oturmuş, mendili omzunda minareyi çalan kılıfını hazırlar öyküsünü anlatıyor. İnanın bir insan nasıl oluyor da bu kadar büyük başarıyla değişik ırkın ve dinin insanlarını taklit edebilmesi beni çok şaşırtmış ve etkilemişti? Şaşırmamak elde değil. Bir Yahudi’yi seslendirirken yalnız konuşması değil, mimikleri de tıpkı bir Yahudi gibi. Kürdü, Rum’u, Ermeni’yi, ya da bir Anadolu insanını dillendirirken mimikleri de aynı o insanlar gibiydi. Meddah Hakkı’nın sanatına hayran olmuştum.
Meddah Hakkı Acar Menemen’de Sarraf Hanında bir oda kiralamış. Odayı hem atölye hem de yatak odası olarak kullanıyordu. Odasındaki küçük çalışma masasında iş yerleri için tabela yazıyor. Boş kaldığı zamanlarda ise küçük ayetler yazıp satıyordu. Bedestende dükkân açtığımda ona iş yerim için bir tabela yazdırdığımda yıllarca sürecek dostluğumuz başlamıştı. Zaman nasıl da tüketiyor insanları? Yaşı bir hayli ilerlemiş olan Hakkı amca titreyen elleri ve iyi göremeyen gözleri yüzünden tabela yazamaz hale gelmişti. Sinemalar yüzünden meddahlık mesleği de geçmez olmuştu.
Muğla’ya yerleştiğimde Hakkı amcadan bir mektup almıştım. Mektubunda hastalığını ve çaresizliğini anlatıyordu. Menemen Devlet Hastanesi Başhekimi Niyazi Kula’ya telefon açıp kendisinden Meddah Hakkı Acar’ı hastaneye yatırmasını rica ettim. Yerimiz yok dediğinde salonun birine bir yatak koyamıyor musunuz dediğimde, tamam öyle yaparız dedi. Bir arkadaşıma telefon ederek Hakkı amcanın hastaneye kaldırılmasını sağladım. Koca bir kış hastanedeki hastalara fıkralarıyla, şakalarıyla adeta şifa dağıtmıştı. Başhekim de Hakkı amcanın hastalara moral vermesinden çok memnun olmuştu.
Meddah Hakkı Acar’ın en büyük korkusu dilenmek zorunda kalma korkusuydu. Bakanlıklara mektuplar yazarak bir Kurtuluş Savaşı gazisinin dilenmek zorunda kalması hazmedilecek bir durum değildir. Kendisine maaş bağlanması için gerekenin yaptırılmasını arz ederim demiştim. Son olarak da temsilcisi olduğum Ulus gazetesinde Şerefle Sürdürülmüş Bir Hayatın Acı Hikâyesi başlıklı yazım yayınlandı. Yazımın son bölümünde Kurtuluş Savaşımızın kahramanlarından Macar zade Hakkı Bey, bu günkü adıyla Meddah Hakkı Acar ilerleyen yaşına rağmen dilenmek için Tire’de Kemer dereli Ali Efenin kahvehanesinde meddahlık yapmaktadır. Bakanlığınız bu kahramanımıza yardım elini uzatmalıdır demiştim. Meddah Hakkı Acar’ın ölüm haberini aldığım günün ertesinde bakanlıktan bir mektup almıştım. Mektupta başvurunuz üzerine Meddah hakkı Acar’a Kurtuluş Savaşı gazilerine bağlanan maaş bağlanmıştır diye yazıyordu. Böyle kadere lanet olsun diyerek mektubu buruşturup çöp kutusuna atmıştım.
Elazığlı öğretmen Yurdal Demirer hazırlamakta olduğu kitabında onun adını yaşatacak olması beni olabildiğince mutlu edecektir. Keşke her yörenin insanı yörelerinin değerli insanlarına sahip çıkabilselerdi ve adlarını yaşatabilselerdi.
Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 47 kez ziyaret edildi.)